Karşıdan karşıya geçerken yüreği kıpır kıpırdı. Yolun onu nereye götüreceğini bilmiyordu. Güneşi ve yakıcılığını yol arkadaşı eyleyip yola çıktı. Terleyeceğini biliyordu. Ama yürümeye kararlıydı. Yürümek her zaman iyi hissettirmişti onu. Yol boyunca soru işaretleri zihnine çengel atmıştı. Deftere kaydetmişler miydi? Vardığında ne olacak, ne bulacaktı? Ve acaba kimlerle tanış olacaktı bugün?
Yenikapı’ya varmıştı. Gideceği yere vaktinde yetişmek için hızlandı. Ama acaba yeni bir kapıdan içeri alınacak mıydı? Cerrahpaşa Hastanesi’nin bahçesinden koşar adım geçerken nazlı nazlı salınan Ayyıldız’ı görünce adeta gideceği yeri unutmuş gibi bir müddet durdu. Hürmetle seyretti. Gölgesindeki huzuru düşünüp hayale dalmak üzereyken telefonu çaldı. Hatırına geldi, bekleniyordu. Beklenmek, karşılanmanın habercisiydi.
Telaş içinde tekrar hareket etti. Kısa bir süre sonra bir kapının eşiğine vardı. Eşikte onu karşılayan biri vardı ve karşılanmak çok iyi gelmişti. Çünkü karşılanmak; karşılık bulmaktı.
Eşikten adımını atarken onu karşılayan seslendi: “Bak begonviller!” Kısa bir süre sevgiyle nazar etti. Çünkü onun için begonviller muhabbet demekti. Her gördüğünde heyecanlandığı bu çiçek ona, yürek cıvıltıları eşliğinde yapılan sohbetleri hatırlatıyordu. Ve zarafeti, göz alıcı güzelliği, güzelliğin asıl sahibini.

Biraz sonra ikinci bir kapıdan geçtiler. Esekapısı’ydı geçilen. Tarihin kadim esintisini bize duyuran bir avludaydılar artık. Ve karşılanmanın bir diğer ifadesiyle daha karşılaştı yolcu; en ince detayı bile düşünülmüş bir hazırlığın yapılmış olması…
Şükrü Erbaş “Ömür Hanımla Güz Konuşmaları” şiirinde “Hüznün bütün koşulları hazır” der. Esekapı’da ise muhabbetin bütün koşulları hazırdı. Tarihin penceresi sayılabilecek bir avlu, etrafında toplanılacak intizam ve hediyelerle dolu bir masa, sohbeti koyulaştıran çay ve insan. Bilhassa da mekânları canlı kılan insan ruhu ve sesi.

Düşündü yolcu. “Bugün kendisi için ne yapılmıştı?” Medresenin avlusuna, duvarlarına ve bahçesine mutlulukla baktı. Kendi kendine şöyle söyledi: “Yeşilin gölgesinde muhabbetle karşılanmıştı.”
Mücahit Kocabaş
