Su Başında Durmuşum

“Yokluğunun kahrı, dert ve gam yüküyle boynu iki büklüm kalmış sümbülün dert ortağıdır yüreğim.”

Gözlerim yollarında. Turnaları bekliyorum. Gönlümün yangınını anlatmak için. Çeşmeden akan damlalardan içsinler ve mavi gökyüzünde hasretimi senin diyarına doğru taşısınlar diye. Turnaların kanatları kalbimin hasretini ulaştırırsa deli gönlüm uslanır belki… Beni ararsan yanan gönlünde ara. Bahçemdeki lâle senin hasretinle içinde yara taşır. Seher vaktinde gülleri yakan bir şebnemsin sen(çiy). Yokluğunun kahrı, dert ve gam yüküyle boynu iki büklüm kalmış sümbülün dert ortağıdır yüreğim. Nergis, gözü aç bir dilenci. Dudakların ab-ı hayat çeşmesi. Susam çiçeğine tatlı bir dil bahşeder her damlan ey dilber. Kalemin ucu yokluk sayfasına bunca harfi senin elinle yazdı. Suya gözlerinle kalbinin hasretini yazmışsın. Beni damlalarda aramamışsın AYN ŞIN KÂF…

Kalbin cennet bahçesi gibi güzel ve temiz. Gönül açıcı, ferahlatıcı, rahatlatıcı bir yüreğin var. Her köşesinde taze taze güller açar. Kokusu burcu burcu yayılır seherlerde ey dilârâ (Gönül süsleyen). Su misali, aşk yüzünden ağlayıp inliyorsun, acaba kimi seviyorsun? Seni derde alıştırıp Şirin eyleyen hangi Ferhat?  Hangi çeşmenin son damlasısın, çöle dönen hangi dudağın son yangınısın ey dildâr (Gönül tutan, sevgili). Söyle sevgili beni kimden sorarsın, nerede ararsın. Bilmez misin akan su gibi sana aktığımı, gölde suya yanan Nilüfer gibi sana yandığımı. Her çeşme başında seni beklediğimi bilmez misin ey Saadet-i Seniyyem(aşkım).

Fuzûlî’nin şu güzel beytiyle son damla mürekkebi düşürelim gönlünün defterine yâr.

( “Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin / İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su)

* Yaralı gönül senin peykâna (ok ucu) benzeyen kirpiklerinden korkarak söz eder.
(Tıpkı bir) yaralının suyu ihtiyat (dikkatle, yavaş yavaş) ile içmesi gibi.”

 

Ercan Gümüş