Toplumun dili ve yönelimleri, bugün içinde bulunduğumuz gerçekliği meydana getiriyor. Burada atılan her tohum kendi geleceğini yaratıyor. Bu yaratım alanında, çevremize baktığımızda, neler duyup görüyoruz? İrademizle nelere dâhil olmak ya da neleri düzeltmek için gayret ediyoruz? İnsan olmanın sorumluluğunu duyan ve bunun için bir ömür geçiren Y. Mim. Dr. İbrahim Aydın Yüksel, kendi gerçekliğinde bulduğu değerleri bize aktarıyor. Ütopya ya da romantizm değil, bugün geleneğin yeni yüzünü anlatıyor. İstanbul Fetih Cemiyeti tarafından yayınlanan, Prof. Dr. Mehmet Demirci tarafından hazırlan “Mimarimizde Gelenek ve Ruh” adlı kitap ile geleneğin izinde imar olunan toplumu görüyoruz.
Medeniyet, kültüre dair değerler bütünü anlatırken, mânâdan maddeye mimarî ile zuhur ediyor. Geleneğe verdiğimiz anlam, içinde bulunduğumuz hale, topluma dair bir manzara veriyor. Bu bağlamda, Aydın Yüksel’in Türk târîhi, Türk edebiyatî ve Osmanlı mimarîsine duyduğu alaka ile hayatına tanıklık ediyoruz. Mimarimizde Gelenek ve Ruh adlı kitap; Aydın Yüksel’in hayatı, mimari yönü, mânevî yönü, söyleşi, yaptığı câmilerdeki hatlar, hat metinlerinin açıklamaları, hadisler, âyetler ve eklerden meydana geliyor. Her bölümde, Aydın Yüksel (d. 1939) ile kendini imar eden, topluma ayna tutan bir düşünce insanının dünyasına adım atıyoruz. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi İç Mîmarlık bölümünden mezun olan Yüksel, üniversite döneminde resim çizerek, grafik tasarımlar yaparak hayatını devam ettirir. Akademi’de öğrencilik (1961-1964) yıllarında, Hattat Halim Özyazıcı’dan (1898-1964) daha sonra Hafız Kemal Batanay’dan (1893-1981) hat dersleri meşk eder. Batanay’dan tambur dersleri de alır.

Ekrem Hakkı Ayverdi’nin (1899-1984) Anadolu ve Balkanlarda Osmanlı mimari eserlerinin tespiti ve belgelenmesi çalışmalarına (1961-1976) katılır. Ekrem Hakkı Ayverdi Hoca’nın tavsiyeleri üzerine Akademinin Yüksek Mimarlık bölümüne kayıt olur ve Yüksek Mimar olarak (1975) mezun olur. Avrupa’da bulunan Osmanlı eserlerinin yerinde araştırılması, telifi ve dört ciltli olarak yayınlanması projesinde yer alır. İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünde (1975-1983) “II. Bâyezid-Yavuz Sultan Selim Devri Mimari Eserleri ve Türk Mimarisinin Gelişmesi” adlı doktora tezini tamamlar. Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde, Mimar Sinan Üniversitesi ve Fâtih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Mimarlık Bölümlerinde dersler verir. Ekrem Hakkı Ayverdi ile “Avrupa’da Osmanlı Mimârî Eserleri” ve “İlk 250 senenin Osmanlı Mimârîsi” adlı kitaplara katkıda bulunur. Bülent Çetinor ile “Padişah Türbeleri” kitabını yazar. “Osmanlı Mimârîsinde II.Bâyezid-Yavuz Selim Devri”, “Osmanlı Mimârîsinde Kanûnî Sultan Süleyman Devri”, “Okçuluk Sicil Defteri” ile kültür dünyamıza yol göstermeye devam eder.
Hayatındaki tâlih dönemeçlerinden en önemli olanı Sâmiha Ayverdi’yi (1905-1993) tanımaktır. Yüksel, “Sâmiha Anne’yi anlatmak herhalde çok zordur. Muhakkak ki buna karşılık o kendisinin bir ‘hiç’ olduğunu söyleyecektir. Çünkü hiçlikte varlığı bulmuştu. Şânı yüce olsun.” derim. “Sâmiha Ayverdi bir imparatorluğun son ve elim yıllarında doğdu ve bir devletin kuruluşuna şâhit oldu. Sosyal yapının büyük değişimlerini gördü. Maddenin galibiyetine ve mânânın yok olurcasına gizlenişine şâhit oldu. Kendisine yabancılaşan insanımıza bir ayna tuttu ve ona kendi aslını, kendi değerlerini göstermek istedi. ‘sen aslında busun, kendine gel’ demek istedi. Zîra, bir halk-ı cedîd’e inanıyordu. Yâni yeniden oluşa inanıyordu. Kaybedilen târih, an’ane, görüş, yaşama nizam ve üslûbun, hâsılı koca bir medeniyetin arkasından hayıflanmakla berâber yeniden bir dirilişe inanıyordu. Zirâ bu bir hayat ve bekâ kânunuydu. Kendini durmaksızın yenileyen tabiat misâli bu yeni diriliş, yeni bir kalıpla, yeni bir tarzda yeniden gün yüzüne çıkacaktı.” diyen Yüksel, elden ele, dilden dile, gönülden gönüle emânet edilen târih ve mâzîyi yeniden, bıkmadan, tekrar tekrar kendinden anlatan Ayverdi’nin bocalayan insanımızı geleceğin dünyâsını inkâr etmeden bugüne getirdiğini dile getirir. Bu âhenkli hâli, arı duru dili ve anlatımıyla kültür birikimini aktarır.
Aydın Yüksel, Sâmiha Ayverdi’yi üniversite yıllarında, Ekrem Hakkı Bey’in evinde tanır. Ancak daha önce kitaplarıyla evinin gündemindedir. Çocukluk yıllarında, babasının temin ettiği kitaplarla alaka kurar. Yüksel mimari zevkini ve kültürüyle örnek aldığı Ekrem Hakkı Bey için mühim olan bağlı olduğu Türk-İslâm cemiyetidir. Ekrem Hakkı Bey’in mimarî ve mânevî zevkiyle, derinlik ve incelik içinde yaptığı çalışmalarda bulunur. Yüksel’in tarih, millî kültür, edebî zevk ve tasavvuf birikimi yazılarında görülür. “Fatih ve Medeniyet Ruhu” bulunduğu muhitin izleriyle karakterindedir.
Mustafa Tahralı bir gün, Mehmet Demirci’ye hayalini hatırlatır. Aydın Bey ile bir nehir söyleşi hayalinin izinde, câmiler hakkında yazmasını önerir, konunun üzerinde durur ve takip eder. Elimizde tuttuğumuz, medeniyetimizden hayat pınarları akıtan bu kitap, böyle vücut bulur. Tahralı’nın öngörüleriyle kültür dünyamıza bir tuğla daha eklenir. Demirci’nin temiz bir dil ile hazırladığı kitapta, Yüksel’in içtenlikle verdiği cevaplar okuyucuda ilgi uyandırır. Kitaptan Yüksel’in mimarı olduğu Vezir Camii, Şehit Yaşar Musaoğlu Camii, Bahçeşehir Camii, Davutpaşa Bircan Eresin Camii, Seyyid Nizam Camii, Hz. Ayşe Camii ile ilgili bilgiler ediniriz. Camii kavramından medeniyetimize dair anlam dünyamıza bakarız. İlgili ayet ile (Tevbe 9/107-109) Kuba Mescidi ve “Temeli takva ile atılan mescid” tanımını hatırlatır. Hem mekânın hem de ibadetin ruhuna değinir. “Ölçüleri birbirine uyumlu” deyimi ile câmiden medeniyete yol çizer. Bu uyumu nerede, nasıl yitirdiğimizi kendimize sormamıza sebep olur. “Takva ve Kalp” üzerinde dururken, iman ve idrak alanı ile dengeyi gözetir.
“Yeryüzünün tamamı mescittir” diyen Yüksel, insanoğluna zihnî ve ruhî temizliği hatırlatıyor. Birikim ve kültür ile yeniyi yaparken ahengi ve güzelliği verebilmenin yollarını arıyor. Câmi, cem, toplanmak… İbadet edilen yer, mabet… Câmiye baktığımızda mimarı, yapıyı, halkı ve medeniyeti görüyoruz. Yüksel ile mimarî birikim ve devamlılığa, kendimiz olarak yeniyi imar etmeye doğru yürüyoruz. Aydın Yüksel, yurtdışında da verdiği hizmetler ile “Yerel ve Evrensel” temaları üzerinden hayatında bulduğu kültürün bütünlüğünü koruyor. Yüksel kendi hayatında bulduğu değerleri toplumun hayrına diliyor. Aydın Yüksel’e hayırlı ömürler diliyoruz.
Müge Aydın
