Kanae Akkuş: Sabır ve Estetiğin Birleştiği Sanat

“Sabırlı olmaları, detaylara önem vermeleri ve estetik bir bakış açısına sahip olmaları gerekiyor.”

 

Fatih, Küçük Ayasofya Camii’nin medreselerinde yan yana odalar bulunuyor. Bu odalarda birçok zanaatın ustası atölyelerinde eserler yapıyor. Atölyeler gün içinde birçok ziyaretçi de ağırlıyor. İşte bu atölyelerden birinde çinicilik ile yolları kesişen Kanae Akkuş ile küçük ve samimi çalışma alanında çinicilik üzerine sorular sorduk, sohbet ettik.


Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Kanae Akkuş. 22 yıldır Türkiye’de yaşıyorum. Evliyim ve henüz bir torunum oldu. İki hocadan toplam yedi yıl boyunca çini boyama ve desen tasarım eğitimi aldım. Sekiz yıldır, ilk hocamın Küçük Ayasofya Camii’nde bulunan atölyesini devralarak çini üretimini devam ettiriyorum.

Bu zanaata nasıl başladınız, ilginizi çeken neydi? 

Aslında bu biraz tesadüfi bir hikaye. Çini sanatına tamamıyla tesadüfen başladım. Yan komşumuzun ablası kursa gidiyordu. Bir gün sohbetimiz esnasında bundan bahsedilmişti. Benim sorduğum sorular üzerine bilgi verdiler. Ben de merak ettim ve kursa katlamaya başladım. Görevi devraldığım hocamdan dersler aldıkça ilgim arttı ve şu anda buradayım.

Çiniciliğin sizin için tanımı nedir? 

Çinicilik, benim için sabır ve estetiğin birleştiği bir sanattır. Her desenin, her rengin uyumu bir hikaye anlatıyor, bu hikayeler birçok kimlik taşıyor. Yapımı esnasında bazen bu hikayelere desenlerin uyumuna oldukça kapılıyorum hayatın sorunlarından beni uzaklaştıran bir yanı da var bu zanaatın. Ayrıca oldukça geniş bir kültürün derinliklerini yansıtıyor. Çini yaparken bu kültüre dokunmak da bana oldukça keyif veriyor.

Zanaatkar olmanın toplum içinde zor yanları bulunuyor mu? 

Evet, elbette oluyor. Zanaatkar olmak sabır ve özveri gerektiriyor. Maddi kazanç her zaman yüksek olmayabiliyor. Bu zanaatın en zor yanlarından biri. Ayrıca toplumda yeterince takdir görmeyebiliyor. Ama sanatı ve içinde olduğun ortamı sevdikçe, yaptığın işten keyif aldıkça bu zorlukların hepsini aşmak da zannediyorum ki zanaatkar için o kadar da zor bir şey değil.

Bu zanaata yönelmek isteyenleri neler bekliyor, bir çinicide bulunması gereken özellikler nelerdir?

Sabır. İlk başta bulunması gereken özellik bu çünkü zanaata yönelmek isteyenleri öncelikle uzun bir öğrenme süreci bekliyor. Yani bir iki sene kurslara gidip istediğin zaman bırakmakla tek başına bir atölye açma isteğiyle vazgeçince olmuyor. Sabırlı olmaları, detaylara önem vermeleri ve estetik bir bakış açısına sahip olmaları gerekiyor. Ayrıca el becerisi ve yaratıcılık da zanaatın en gerekli vasıflarından. Her ne eğitim alırsan al gün sonunda el becerin ve yaratıcılığınla baş başa kalıyorsun.

Örnek aldığınız bir usta var mı? 

Evet, ilk olarak atölyesini devraldığım Ayşe Betül Özey ve yedi yıl boyunca aldığım eğitimde üzerimde emeği olan Levent Kum hocalarım. Ayrıca bu isimlere İznik’te üretim yapan Adil Can Güven ustayı da eklemeliyim. Onun da zanaatime etkisi büyüktür.

Sizce bu zanaat neden seyrekleşti?

Bence çinicilik zanaatlar arasında hala en çok rağbet gören zanaat olabilir. Ama elbette eskisi gibi yaygın da değil. Bunun sebepleri arasında maalesef ki ekonomiyi ve eğitim sistemini görüyorum. Zanaatkar malzemeye ekonomik koşullar nedeniyle ulaşamıyor, ulaşsa bile yaptığı işin karşılığında aldığı cevabın emeğinin karşılığı olduğunu düşünmüyorum. Gençlerin çoğunda el becerisi ve yaratıcılık da var. Ama gerek gençlere aktarılmaması gerek günün koşulları tüm zanaatların önünde engel. Çinicilik de bu engellere takılıyor.

Bu sanatı icra ederken en çok kullandığınız renk ve motifler nelerdir? 

İslamiyet öncesi ve sonrası sanat eserlerinde genellikle yaygın motifler kullanılıyor. Dediğim gibi çok geniş bir kültüre dokunuyoruz. O yüzden yaptığım işlere göre kullandığım motifler değişiyor ama ben genellikle kobalt ve turkuaz renkleri tercih ediyorum. Motif olarak ise geleneksel Selçuklu ve Osmanlı desenlerini sıkça kullanıyorum.

Hangi malzemeleri kullanıyorsunuz, nasıl temin ediyorsunuz? 

Çini yapımında çini çamurdan üretilen bisküviler, sır, kömür tozu, boya ve fırça gibi malzemeler kullanıyorum. Ayrıca desen tasarım yaparken aydınger kağıt, kalem silgi iğne gibi malzemeler kullanıyoruz. Bu malzemeleri genellikle İznik ve Kütahya‘dan özel tedarikçilerden temin ediyorum.

Bulunduğumuz konum -İstanbul- tarihi eserler açısından oldukça zengin, sizin beğendiğiniz tarihi bir çini işçiliği örneği var mı?

Hem de oldukça fazla. Çok güzel bir şehirdeyiz. Sanat ve tarih iç içe. Kafamızı çevirdiğimiz her yerde bir esere rastlıyoruz. Ama ben özellikle Sultan Ahmet Camii’nin ikinci katındaki çinicilik örneklerini, Rüstem Paşa Camii, Sokullu Mehmet Paşa Camii’ndeki ve Şehzade Mehmet Türbesindeki çinileri çok beğeniyorum. Çok güzel bir işçiliğe sahipler. Herkesin kesinlikle gidip görmesini öneriyorum.

Bu sanatı icra ederken nasıl hissediyorsunuz?

Çini yaparken huzur buluyorum. Her desenin ortaya çıkışı, benim için bir meditasyon gibi. Çoğu zaman düşüncelerimden sıyrılıyorum ve yaptığım çiniyle gün içindeki dertlerimi unutuyorum. Aslında tüm zanaatların insanın hayatını olumlu yönde değiştirebileceğine de inanıyorum. Ruha incelik katıyor, baktığınız şeyi farklı açılardan yorumlamanızı sağlıyor. Bu yüzden çini yaptığım her an geliştiğimi ve hayatımı olumlu anlamda dönüştürdüğümü hissediyorum.

Çinicilik zanaatının püf noktası nedir?

Özgün ama aynı zamanda kültüre bağlı bir eser oluşturmak bu zanaatın ilk püf noktasıdır bence. Renklerin ve motiflerin uyumunu sağlamak, modernize ederken geçmişin bağından kopmamak ve bunların hepsini eserin doğasına göre uygulamak çok zordur. Ama bunları başarabilen kişi işin püf noktasını da bulmuştur.

Bu güzel cevaplar için çok teşekkür ederim.

Ne demek, asıl ben teşekkür ederim.

 

Yasemin Atım