Günümüzdeki Çaba, İnanç ve İstek Farklılıkları

İnanç; kalbin ufka açılan kapısıdır. En sade tabiriyle inanç; insanın karanlıkta yürürken bile yolun var olduğuna güvenmesidir. Görmeden inanmak değil, sadece inanarak yürümektir. Kur’an-ı Kerim’de…

İnanç; kalbin ufka açılan kapısıdır. En sade tabiriyle inanç; insanın karanlıkta yürürken bile yolun var olduğuna güvenmesidir. Görmeden inanmak değil, sadece inanarak yürümektir.

Kur’an-ı Kerim’de iman kuru bir iddia olarak geçmez. Hep bir eylemle yan yanadır. “İman edip salih amel işleyenler” ayeti çokça zikredilmiştir. Çünkü İslam’da inanç, hayattan kopuk bir düşünce değil, hayatın içine kök salmış bir hakikattir. Aynı zamanda sadece bir kabul değil, diriliştir. Zira inanç eylemsiz kalırsa körelir; tıpkı işlenmeyen bir toprak gibi. Lakin günümüze bakınca en büyük eksikliğin sürekliliğin olmaması olduğunu görmekteyiz. Hep başlamak ama devam edememek… Oysaki İslam bize az da olsa devamlı olanın hayırlı olduğunu öğretiyor. Çünkü inanç bir anlık coşku değil, ömürlük sadakattir.

Günümüz insanına baktığımızda bir çelişki görüyoruz. İstek çok, hayal çok fakat sabır az. Çaba var ama istikrar yok. Her şey hızla tüketiliyor. Bilgiler, ilişkiler, fikirler hatta manevi heyecanlar bile… Oysaki Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), Mekke’de 13 yıl sabırla tebliğ etti. Hemen sonuç alamadı; taşlandı, dışlandı ama vazgeçmedi. Çünkü inanç sorumluluğu esas alır. Bugün insan bilgi çağında yaşıyor; peki hikmet çağında mı? Parmaklarımızın ucunda sonsuz veri var ama kalbimizin içinde ne kadar sükûnet var?

Bazı sosyologlar yaşadığımız dönemi “akışkan” diye tanımlar. Her şey geçici, bağlar gevşek, sadakat kırılgan. İnsan bir fikre, bir işe uzun vadede tutunmakta zorlanıyor. Oysa gelenek başka bir şey öğretirdi. Bir çırak ustasının dizinin dibinde yıllarını geçirirdi. Bir âlim bir meseleyi anlamak için ömrünü verirdi. Çünkü bilirlerdi ki hakikat aceleye gelmez.

Toplumların yükselişi ortak inanç ve dayanışma ile olur. Ortak değerler zayıfladığında toplum çözülmeye başlar. Bugün kendimize şunu sormalıyız: İnandığımız şey hayatımıza ne kadar yön veriyor? Dua istemek mi, yoksa çalışırken kalbi Allah’a bağlamak mı? İnanç göğe açılan bir kapıdır ama ayakları yere basar. Tevekkül vardır ama tedbir şarttır; dua vardır ama gayret şarttır.

İşte İslam bize şunu öğretiyor: Çalış, sabret, devam et; sonucu Allah’a bırak.

İman kalpte başlayan ama davranışta tamamlanan bir hakikattir. Ve insan inancının derinliği kadar sağlam durur. Çünkü insanın amacı olmazsa ilk yorgunluğunda vazgeçer. Eskiden insanlar ömür boyu aynı mesleği icra ederlerdi. Aynı ideali taşırlardı. Şimdi ise seçenek bolluğu kararsızlığı besliyor. Seçenek arttıkça bağlılık azalıyor. Oysa gerçek çaba kök salmak ister. Günümüz insanı tembel değil fakat sabırsız, yeteneksiz değil fakat dikkat dağınıklığı içerisinde, inancı zayıf değil fakat yönsüz. Çözüm ise geçmişin hikmetini günümüz imkânlarıyla birleştirmekte. Çünkü gelecek, kök salıp göğe uzananların olacaktır. Ve belki de asıl mesele, insanın yeniden yavaşlamayı, derinleşmeyi ve emek vermeyi öğrenmesidir.

 

Esin Ürün