Gerçek Bir Münevver Alev Alatlı

İhsan Gümüş

 

3 Şubat Cumartesi 2024, öğle namazı devamında Eyüp Sultan Cami’sinde kılınan cenaze namazının ardından, namına yakışır bir cenaze töreniyle Alev Alatlı Mihrişah Valide Sultan Haziresi’ne defnedildi. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Cenaze törenine Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve devletin üst yönetim erkânı katıldı. Cenaze namazını kıldıran Diyanet İşleri eski Başkanı Mehmet Görmez; Alev Alatlı’nın hep güzel söz ve seda sahibi biri olduğunu belirterek, “O, milletimizin ve medeniyetimizin dert ortağı bir mütefekkir idi. Aynı zamanda entelektüeldi ama entelektüel kibrine hiç kapılmadı. Düşünen her insanın her yeni neslin ablası oldu. Biz hep öyle tanıdık. Güzel bir Müslümandı. İnanmış bir mümineydi. Nice gece yarılarında Kur’an’ın bir ayetini müzakere etmek için son 5 yılda sürekli arardı, kendisiyle Kur’an müzakerelerimiz oldu. Cenab-ı Hak bu iman ve İslam ile gitmeyi nasip eylesin.” dedi.

Alev Alatlı:” Netanyahu’nun şeytan olduğunu söylemiş ve Türklere dünyayı değiştirmek için görev düştüğünü vurgulamıştı.

Ölmek zor değil, biz ölmesini bilen insanlarız, ama bu dünyaya yazıktır.

Türkler giderse bu dünyaya yazık olur, Türk Müslümanları giderse.

Bir sorumluluğu var Türklerin, bence Türk Müslümanlarının bir sorumluluğu var, Türklere dünyayı değiştirmek için görev düştüğünü,” anlatıyordu.

“Çok şanslı bir insan olarak kendimi konumlandırırım. Bu şans önce bir asker kızı olarak başlar. Her zaman bir kısıtlı bütçe halinde hareket etmek zorunda olan bir ailenin çocuğu olmak önemli, memur çocuğu olarak devamlı olarak tayin edilirseniz, çok görüyorsunuz Türkiye’yi. Bu benim en büyük şansımdır. Özellikle Türkiye’nin doğusunda yaşamak, okula gitmek, oradaki sıkıntıları görmek büyük şanstı.” , diyerek kendini tanıtmıştı, fazla söze ne gerek.

Seyyit Ahmet Arvasî enstitüde bizim hocamızdı. Gerçek bir münevveri (aydını) şöyle tanımlardı:

“Üstün bir zihnî güce sahip, zaman içinde, bu gücünü millî ve beşeri tecrübelerle besleyen, belli bir iş ve meslekte mütehassıs, iyice sindirdiği kültür değerlerinden yeni sentezlere gidebilen, Allah’tan başka ilâh tanımayan, bu yüce “tevhid” inancını, âlemşümul bir mesaj halinde, bütün insanlığa ulaştırmaya çalışan, yanlıştan doğruya, çirkinden güzele, kötüden iyiye, küfürden imana, vahşetten medeniyete, zulümden adalete, haksızlıktan Hakk’a, kısacası, “karanlıktan nura” doğru yol arayan ve bulan ilim, fikir ve gönül adamıdır. ”

Halkıyla çatışan, onu hor gören, aşağılayan, gelenek -görenek ve inançlarıyla alay eden insan, hangi titri taşırsa taşısın aydın (münevver) olamaz, diyordu.

Tam da bu tanımlar, Türkiye’nin 21.asırda sahip olduğu kadın yazarımız münevver Alev Alatlı’yı anlatıyordu bize.

Doksanlı yılların başında, Kültür Bakanlığı Türk Dili’nin, Türk edebiyatının, Türk kültürünün tanıtımı ve bir nevi Türk diasporasının oluşumuna yardımcı olmak maksadıyla yurtdışında konferanslar, seminerler vermek üzere kadın yazar ve şairlerimizi göndermişti.

Ben de o yıllarda Paris Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliği’nde görevliydim. 3 tane kadın yazar ve şairlerimiz de konferans vermek üzere Paris’e gelmişlerdi.

Büyükelçilik bizi arayarak, ulaşabileceğimiz öğretmen ve vatandaşlarla konferansa davet etti. Konferans UNESCO salonlarının birindeydi. Vakit kısıtlı olduğu için öğretmen ve vatandaşlarla ulaşamadık, Din İşleri Müşavirliği’nde görevli merhum Sabri Bey’le (Sabri Bayram) beraber konferansın verileceği UNESCO salonuna gittik.

Biraz geç kalmıştık, konferans başlamış üç kadın yazar sahnede konuşuyordu. Paris’ te sonsuz bir özgürlüğe kavuşmuş gibi, esip gürlüyorlar. Türkiye’de kadına baskıdan mı dersiniz, aile ve çevreden gördükleri mahalle baskısından mı dersiniz, freni boşalmış araba gibi sağa-sola çarparak düzleyip gidiyorlar. Halkımızı, gelenek göreneklerimizi, dinî anlayışımızı, yaşayışımızı aşağılayıp duruyorlar. Bir kelime dahi Türk edebiyatı ya da Türk kültüründen bahsettiklerini duymadım.

Zaten salonda 40-50 kişi ancak var, çoğu da Paris’te görevli misyon adamları. Yerimizde duramıyoruz çoktan kadın yazarlara patlayacağız ama bize düşmez diye kendimizi frenliyoruz, çenemizi sıkmaktan dişlerimiz kırılacaktı nerdeyse.

Protokol koltuklarında 3 tane büyükelçi, elçilik müsteşarı, başkonsolos ve üst düzey misyon şefleri otuyordu. Paris Büyükelçisi dışında, UNESCO ve OECD de büyükelçilikle temsil ediliyordu.

Şimdi büyükelçi ayağa kalkıp; “Siz ne anlatıyorsunuz, kesin sesinizi” diyecek diye beklerken, (Büyükelçi de müdahil olacaktı belki de ev sahipliği ve nezaketinden dolayı müdahil olmadı sanırım.) arka sıramızdan bir kadın sesi yükseldi, kırk yaşlarında genç bir kadın ayağa kalkmış; “Siz ne anlatıyorsunuz, ne anlatırsanız anlatın Batılı kadınlar gibi olamazsınız, hem niçin bizim gibi olasınız, dünyaya yüzyıllarca liderlik etmiş bir ülkenin mensuplarısınız. Siz Avrupa’ya lokomotif olacakken vagon olmayı yeğliyorsunuz, anlatımlarınızdan bunu anlıyorum, kendini aydın olarak tanımlayan insan bu kadar basit, ülkesini aşağılayan cümleler söyleyemez, sizi çok ayıplıyorum, , çok yazık.” dedi ve salonu terk etti. Tabii ki salonda buz gibi bir hava esti, geriye dönüp herkes kadına baktı.

Bayanın bu çıkışı salonda bulunanların çoğunun hoşuna gitmedi ama biz çok mutlu olduk, zira bayan bizim sözcülüğümüzü yaptı adeta!

Bayanın peşinden dışarı koştuk ve bayanı yakaladık, “sizi tanıyabilir miyiz?” dedik.

“Ben Sorbonne Üniversitesi’nde tarih profesörüyüm, hiç böyle bir komedi görmedim.” dedi bayan. Biz kendisini tebrik ettik,” bunlar, marjinal düşünceli yazarlar, Türkiye’nin çoğunluğu böyle düşünmüyor” dedik, profesör bayan bizden ayrıldı, salona geri döndük.

Salonun havası bozulmuştu artık, sahnedeki yazarlar hiçbir cevap vermeden ve yorum yapmadan konferansı sonlandırdılar.

Aklıma Attila İlhan’ın şu sözleri geldi: “Türk aydını dediğimiz kişi, Batı’nın manevî ajanıdır.”

Şimdi Alev Alatlı’nın bir aydın olarak önemini daha iyi anlattım sanıyorum.

 

03.02.2024 Bostancı/Kadıköy

Dipnot: Kadın yazarların ve bürokratların isimleri bende gizli, isteyene isimleri verebilirim.