Ey Derviş

“Ey derviş sen de bu cesaret var mı?”

Ey derviş AYN ki, gönül ülkesini fetheden komutan. AYN ki can kuşuma gamzeyi fırlatan avcı. Gözleri mekânsız bir seyyah sanki… AYN ki… Yüreğim/deler. Ve İzzet Molla seslenir ötelerden derviş:

“Aceb bu âteş-i firkatle kimler yane gönlümden
Demem kim yakma zira korkarım divane gönlümden”

“Mum gibi ortaya çıktım yanıyorum. Mum dediğin yanar, tutulan pervaneler de yanıp mumun dibine düşer. Nasıl yanar karışamam, bilmem. Müdahale de edemem. Gönlüme de yakma diyemem. Aşkımdan korkarım, gönül bu. Beni yaktılar, yanıyorum. Yanasınız varsa buyrun gelin.”
Ey derviş sen de bu cesaret var mı?

Ey derviş…

ZE gibi, aklının kıyamıyla aşkın secdesi arasında rükûda kalmalısın. Yüzünle arza bakarken, ruhunla semaya akmalısın, kuş gibi kanat çırpmalısın…

SİN gibi, inci dişlerinden çıkacak inci mercan gibi harfleri düşürmelisin AYN’a. O söz, ezeli ve ebedi sevdan olmalı…

ŞIN gibi, üç inciyi boynunda taşımalısın.  AYN ŞIN KAF incisini kalbinde taşımalısın.

SAD gibi, AYN’ın gözlerinin esrarına kapılıp okyanusun dibindeki mercan gibi inci için ince ince kıvranmalısın…

DAD gibi, AYN’ın gözlerinin uçurumunda, bir kara ben noktasında aklanmalısın. Ay ve güneş nasıl tutulursa boşlukta, gözlerin fezanın boşluğuna öyle tutunmalı…

TI gibi, elif sevdanı nergis gözlerine yaslayıp da yaşamalısın…  Bir göz kıvrımından süzülüp bir nergis çiçeğinden dökülüp ELİF’in ayağına VAV gibi diz çöktüğünde AŞK’ı öğrenmiş olursun.

Ercan Gümüş