“Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah’tan bağışlanma dilerse, şüphesiz Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici olarak bulur.” Nisâ suresi / 110. Ayet
Özgür, Hasanpaşa’nın üst taraflarında kalan eski Fikirtepe’de annesi ile birlikte, dip dibe yapılmış yıkılmamak için birbirine yaslanan, gece gizlice imarsız kondurulan evlerden birinde oturmakta idi, yalnızca ilkokulu bitirebilmişti. Annesi genç değildi, evlere temizliğe giderek getirdiği para ise yeterli değildi, Özgür küçük yaşlardan itibaren eve destek için mahallede ki elektrikçi Serdar’ın yanında çalışıyordu, yaz akşamların da yazlık sinema önlerinde çerez gazoz satarak evine katkı yapmaya çalışıyordu. Şirret biri değildi akrabadan babadan yana eksik olunca mahallenin belalılarından rutin dayak ve zılgıt faslı vardı. Babasını hiç görmedi uzun süren seferler yapan gemilerde çalıştığını en son İtalya’ya gittiğini daha sonra da haber alamadığını annesi söylemişti. Annesi babasıyla kaçarak evlendiği için ailesi onunla bağlarını koparmıştı, baba tarafından da kimseyi tanımıyorlardı. Sevgiden aile bağlarından hiç nasiplenememişti.
Özgür’ün ilkokulda samimi arkadaşı yoktu, evden getirdiği yiyeceğini bile kalabalıktan uzakta yemeği tercih ederdi. O yıllardan içinde kalan özlemlerinden birisi de beslenmelerini yiyen arkadaşlarının gazoz ile birlikte katık yapmaları idi. Sinemanın önünde gazoz satar iken büyük bir keyifle eski günlerine inatla kendi içeceği gazozunu patlatarak açardı.
İstanbul’un en fazla kar ve soğuk aldığı bir mart gününde kablo çekme sırasında ustasına yardım eder iken balkondan kalçası üzerine düştükten sonra ustasının Özgür’e sadece iyileşinceye kadar maddi yardımı olmuştu. O sırada yeni eleman aldığını tekrar kendisine ihtiyaç duyarsa mutlaka arayacağını söylemişti. Uzun müddet iş aradığı halde ayağında ki sakatlıktan dolayı iş bulamamıştı. Artık kimselere güven duymuyor her fırsatta kendine yapılan hilelerin kötülüklerin intikamını almak için her türlü sevgisiz hareketi kendine hak görüyordu. İşte bu geçici iş diyerek başladığı ve çığırtkan kuşları kullanarak salma kuş avlama işine de aradaki boşluklarda başlamış ve insanların merhametlerine hitap eden kuşları özgürlüğüne kavuştur sloganının sermayesi ile kendi tabiri ile ekmek parası kazanmaya çalışıyordu.
Bugün de yeni kuş yeni av yeni müşteriler diyerek işe çıkmıştı. Özgür sepetli motosikletini dikkatlice yolun çamur olmayan tarafından sürerek çevresi sakin olan bir konumda durdu. Aksak olan ayağını kollayarak motordan indi. Motorun sepetinden kuş avlamaya yarayan düzenek için gerekli malzemeleri çıkarıp işine başladı. Kuş avlamak için file veya kasnak içine yerleştirilmiş telli biraz genişçe bir düzenek hazırlanır o düzenek veya elek altına işe yaramaz yamuk yumuk bir çalı tahta parçası konulur ona da ip bağlanır. Asıl acı olan da oraya çığırtkan bir kuş konur ve o kuşu gören dost canlısı diğer kuşlar keskin bir manevra ile aşağıya gelir bağlı olan ve adına yoluk da denilen kuşun yanına gelince ip çekilir yeni kuş yakalanır.
İşte böylece kısa zamanda düzeneği kurup, kendini saklayacak avlayacağı kuşu gözetleyeceği ağacın gölgesinde yerini aldı. Bu bir nevi siper alma hissi idi; Kendine ve annesine yapılan kötülüklerin hıncını almak için avlanan her kuş silahta ki mermi, sapanda ki taş misaliydi, özgür böylelikle müşterilerinin ceplerinde ki parayı ve duygularını sömürüyordu. Böylelikle belki de bunca aldatılma yalnız bırakılmanın sonun da hayattan hıncını almak istiyordu. Belki de kuşları verdiği kişileri kendini aldatan kıranların suretinde düşünerek kendi vicdanına haklı mazeret üretiyordu.
Özgür uzun zamandan bu yana kuş avlamak için Küçük Çamlıca’nın tepesine yakın bu açık alanı kullanıyordu burada avlanıyordu.. Avladığı kuşları cami önlerine vapur çıkışlarına veya Üsküdar Kadıköy sahilde tezgah açarak cins olmayanlarını belirli bir ücret karşılığı gökyüzüne para karşılığında salıyordu, bazen de parayı veren birileri çıkıp kuşu bana ver ben serbest bırakacağım diyordu. Avucunda kuşu incitmeden korkarak salmadan önce dilek tutar ve dua eder gibi mırıldananlar çoğunlukta idi.
Bu çığırtkan kuşların suç ortaklığında yapılan işin esas sermayesi insanların merhameti idi, insanların Masumiyet üzerinden kazanç sağlamayı, duyguyu ticarete dönüştürmeyi meslek edinmişti. Kuşları ücretini ödeyerek salanlar çoğunlukla nerede ise aynı yüz ifadelerine sahiptiler, apaçık masumiyet ile ifade etmek en doğrusu olur. Ve ne acıdır ki kuşları satışa götürdüğün de aç bırakırdı öyle ki aç kalan kuş daha içli ve daha fazla öter hatta ötmez adeta feryat ederdi. Kendi sevgisiz ve sahipsiz bırakılmasının acısını çığırtkan veya salma kuşlara acılar yaşatarak hem geçmişle hesaplaşıyor hem de alın terinden helalinden kazanarak iş yaptığına inanıyordu.
Şimdiki zamanda TV programlarına katılan stüdyo senaryoları ile zenginleştirilen evlilik programları ve benzerleri de bana öylesine acımasız kuş salma oyununun güncellenmiş versiyonu olarak icra edenler benim gözüme çığırtkan kuş olarak vazife yapıyor görünmekteler. Acının reytinge dönüştürülmesi, mağduriyetin pazarlanması, İnancın, merhametin, gözyaşının ticareti. Düşünüyorum bu TV programlarını yapanların aralarında Özgür isimli olmasa da onun yaşadıklarını benzerlerini yaşayanlar var mutlaka. Kafes yok fakat cam, ışık ve yüksek çözünürlük var, canlı canlı acının menfaate dönüştürülmesi var ve ben inanıyorum o senaryolarda oynayanların yaşamlarında Özgür’ün yaşadıklarını aratmayacak ihanet aldatma terk edilmişlikleri de vardır.
Bir gün, kuş kafesinin önüne bakışlarında merhamet yüklü yerinde duramayan ve yüksek sesle konuşan maviş gözlü 8 yaşlarında bir kız çocuk geldi. Önceden hazırladığı parayı uzattı. Özgür kuşu çocuğun avucuna bıraktı. Çocuk, salmadan önce dönüp annesine baktı onay aldıktan sonra gözlerini kapadı; bir an sustu. Kuş, açlıktan feryat eder gibi titriyordu. Çocuk avucunu gevşetince Özgür ile göz göze geldi, kuşun Özgürlüğü kanat açışına çocuğun hesapsız sevinci Özgür’ün içini acıttı, o an kuşlara yaptıklarından utandı içinden bir şeyler koptu. Aslında kendi hıncının intikam duygularını insanların merhamet duygularını kullanmasını kendi kafesi olduğunu acı ile hissetti. Başını gökyüzüne çevirdi kendi vicdan kafesinin kapağını açması için bir elin ona ulaşması için sessizce dua etti.
Mustafa Hakkı SEZGİN / 29 ARALIK 2025
