Be ile Başlayalım Sevgiliyi Yazmaya

“Kokunla ruhumu temizleyen kelimeleri düşürürsün hece hece.” 

Be ile başlayalım sevgiliyi yazmaya ey kalem…
Be gibi, sırrını/mı çiçeğin içindeki tohuma sakladım…

Bir aşk Elifbası çarpar sol yanımda… Bir koku gelir rüzgârla ıssız vadilerin içinde açan Beyaz zambaktan Can yoldaşım. Adın kulağıma üflenen bir sır gibi esrârın tam ucundayım. Gecenin ortasında hecenin son harfindeyim Dilber-i Rûhşenim. Besmelenin kalbi Be’ye ve Be’nin altındaki kara noktalı mürekkebe sevdalıyım Şem’-i gönlüm. Çünkü gönlüm düğümleniyor. Bizi kalbimizden ok gibi vuracak kelimelerden korkuyoruz belki de Lokma-i aşkım. Ah alev renkli Asya zambağım. Filizlenmiş bütün güzellikleri sara sara ateşe vererek bütün zerrelerimi yakarsın sen ey Asya zambağım benim. Ağır suskunluklar içinde alevleniriz her gece. Issız vadiler de açarız sessizce. Şairler şiirimizi yazar bizim Dilrüba’m.

Hoş kokulum. Kokun yayılır Şehriyar aziz İstanbul’un yedi tepesinden ılgıt ılgıt esen bad-ı saba rüzgârıyla. Rengin gönlümü büyüler. Beyaz renginle gözlerim kamaşır Hüsn-i cemâl olanım. Kokunla ruhumu temizleyen kelimeleri düşürürsün hece hece.  İçime işliyor içinin sesi Dil-i nâzım. Bugün çalpara çalan bir afet kalbimi deldi; gül yanaklı, pembe elbiseli, mor hareli; çifte benli, gümüş gerdanlı, beyaz zambak yüzlü; pembe zambak elbiseli ve mor hareli Sabah Yıldızı Zambağım. Kaşına sürme çekmiş, ıtrışahiler sürünmüş gönlümün sevinci, ömrümün sermayesi; gönlümün ateş zambağı Rûberûm.

Dağlarından süzüle süzüle denize karışmak için can atan, yeşilin her tonuyla gönüllere ahenk katan, başı dumanlı dağların ve kemençesinde, horonunda hayat ritim katan Trabzon zambağım benim. Nazı, edası, gülümsemesi eşsiz; gerdanı Trabzon zambağı renkli, gözleri sürmeli güzel; sırrıma kâkül, gümüş gerdan, zülüfü tel tel, beli ince; gül yanaklı Lâ’l-i şekerim. Thomas Campion’ın da dediği gibi “Gözlerinde güIlerin ve beyaz zambakların aktığı bir bahçe var.” Gözlerinin bana ettiklerini söyleyemem; aşkının derdiyle Mercan’ın çektiği ahı ve feryadı anlatamam; tarzını, tavrını ve nazını söylesem de adını demem kimselere Mah-i tabânım.

Dorothea Dix’in dediği gibi sevgili “GüI, sevginin çiçeği ve bakıcısıdır – zambak, onun adiI arkadaşı, güzeIliğin ve saflığın amblemidir.” Gonca gülü kıskandıran zarifliğin ve zerafetin ve nazınla gül kokusu damıtılmış, nazı ucu nakış nakış, ilmek ilmek AYN ŞIN KÂF’la işlenmiş, Lale sana ter, gül mendil olmuş ey benim Nûr-i dilim.

Sezai karakoç’un dediği gibi Zambaklar en ıssız yerlerde açar. Ellerin, ellerin ve parmakların Bir narçiçeğini eziyor gibi.” Bütün çiçekleri nasıl da ezersin ve sarhoş edersin sen ey Kalb-i serinim. Nedim gazelinde ne güzel seni dile getirir ceylan gözlü dilberim. “ Sen ne cânımın mestisin billah kimin hayranısın/ Kendin aldırdın gönül n’oldun ne hâl olmuş sana” diyor ki Nedim (Gönül! Sen nasıl bir kadehin sarhoşusun, Allah için söyle kimin hayranısın) Kendin aldırdın, noldun, sana ne hâl olmuş böyle?) noldu sana böyle ey Mahbûbem.

Herkes sana gül verirken ben sana beyaz bir zambak buketi versem olur mu Nazendem.

Son sözü MasefieId söylesin ey kalem çiçekler güzeli, çiçekleri sarhoş eden Sevda Nâmeme “Ey güzeI temiz zambak, Ey bahar yeşili zambak, Ey beyaz patlayan zambak, Sevgili zevk zambağı, Yüreğimde bahar erkeklere çiçek açabileyim.” Be gibi bütün sırrımı beyaz zambağın kalbine yazdım… Beyaz zambağın BE’sinde saklı kalsın tüm çiçeklerin sırrı…

 

Dilber-i Rûhşen: Aydın yüzlü güzel
Şem’-i gönlüm: Kalbimin mumu (ışığı)
Lokma-i aşkım: Aşkımın tatlı lokması
Dilrübâ: Gönül çelen, kalpleri büyüleyen
Hüsn-i cemâl: Güzellik ve zarafet timsali
Dil-i nâz: Nazlı kalp, kırılgan ama sevilmeye layık
Rûberû: Karşı karşıya olunan, göz göze gelinen sevgili
Lâ’l-i şeker: Şeker gibi tatlı dudak
Mah-i tabân: Parlayan ay, aydınlatan sevgili
Nûr-i dil: Kalbin nuru, iç ışığı
Kalb-i serin: Huzur veren kalp, ferahlatan sevgili
Mahbûbem: Sevdiğim kadın
Nazendeme: Naz yapan sevgilim
Sevda Nâmem: Aşk mektubum

Ercan Gümüş