İnci Mercanım, Sohbetim

Karlı dağlarda açan kardelenim. İlk düşen cemrem… her cemrede beni yakan nârım. Bir yanda düşlerinin göğünü arayan ben. Yüzünün arkasında binlerce yüz taşıyan, her yüzdeki yüzün Züleyha yüzü gibi. Dolun ay gibi. Gözlerin Süreyya yıldızı.

İnci mercanım, sohbetim…

Selamım, merhabam…

Özlemim, hasretim, vuslatım…

Karlı dağlarda açan kardelenim. İlk düşen cemrem… her cemrede beni yakan nârım. Bir yanda düşlerinin göğünü arayan ben. Yüzünün arkasında binlerce yüz taşıyan, her yüzdeki yüzün Züleyha yüzü gibi. Dolun ay gibi. Gözlerin Süreyya yıldızı. Yüzün ki bana narin beyaz zambak. Yüzün ki bana karlı dağlarda açan bir kardelen. Kalbinin kapılarına billur bir sevdayla yürümek. Muradımı ararım çiçekli şafaklarda. Ufkun çizgilerinde yüzünün izlerini seyrederim sevgili. Bana hayat verensin ömrüm seninle geçsin. Senden başkasını sevemiyorum. Se alamazsan beni, kim anlar bu deli divanenin sana vurulduğunu. Boynu bükük ve yalnızım. Sensizim. Günbatımında rüzgâr yasemindir her akşam. Ve her rüzgâr da kokun var Yasemin çiçeğim.

Sırdaşım, mahremim, canım,
Güzeller üstü sultanım…

Güller gülünün gülü Gül’üm…

Bir öğle ortasında çehrene vuruyor şems. Çehrene yıldızlar tutunuyor derinden. Toprağımdaki yaralı iklimlere şifalar dokunuyor ay yüzünden. Gözlerin şimdi benim gönlümü tutuşturan bir feryat. Yüzün ruhumu alev alev yakan bir kor. Bulutlara bakıyorum saçların diye. Saçların yine öyle dalgın ve dağınık mı Manolya kokan çiçeğim.  Sana yağan yağmurları anlatmak için, yüreğimde dalga dalga büyüyen hasret denizleri var.  Turnaların kalbindeki alevi, ıstırabın çoğalan başağını, erik dallarında zamansız açan çiçekleri ve sana mavi gökyüzünü anlatmak için visalini kurşun gibi çekiyorum içime ey benim handanım. Bekliyorum seni leylüneharlarda neredesin, lâlede mi, gülde mi? Bahara benzeyen ellerin nerede?  Çiçeklerin perisi, çiçeklerin sultanı neredesin nerede?

Saçı sırmam, kaşı yayım…

Ey benim gülen yüzüm, sevgilim…
Senin güzelliğin dünyaya dedikodudur, kalbime kıskançlıktır…
Bu ne güzellik? Bu ne yüz? Bu ne güldür Gül’üm?

Hangi göz bakar gözlerine ahu gözlü dilberim…

Ruhuma düşürdün gözlerinin mührünü Hürrem sultanım. Ne çok seviyorum bebeğim Seni.  Ben ki, sana vurgun son kelebeğim. Ateşinden kanatları tutuşmuş son yanan. Hani çiçekler açsın bu bahar çiçekler gönlümüzün bozkırlarında diyordun. Sen benim en narin, nadide çiçeğim gül ü lâlem’sin. Ey benim gülüm, gülen yüzüm, sultanım, Hürrem’im… Aç kalbinin kapısını aç… Aç ki sevilip sevilmediğini bileyim… Bileyim ki gönlünün kapısın Taptuk Emre gibi bekleyeyim. Ey sevgili! Ey bir tebessümüyle bile beni benden eden yâr. Ey hislere, hakikatlere perde olan dudaklarım. Artık susma vaktidir. Artık sessizce her bakışta sevgiliyi mey gibi içip meşk etme vaktidir. Bana bir de sensin, bin de sensin. Sen!

Visal: (sevgiliye) kavuşma.

Handanım: “gülen, gülümseyen, güleç, sevinçli”

Dilber: çok güzel, çok alımlı (kadın).

Hürrem: “neşeli, gülen, şen, sevinçli, taze ve gönül açıcı

Ercan Gümüş