Röportaj: Duygu Güneş
-Editör olmaya nasıl karar verdiniz ve süreç nasıl gelişti?
Ali Altunterim: Dediğim gibi zaten okumaya, yazmaya olan merakım vardı. Dil bilgisine ve Türkçeye karşı da bir ilgim var. Okuduğum kitapları artık birazcık o gözle okumaya başlar olmuştum. Yani bir kitap nasıl kurgulanıyor, eser olma, kitap olma haline nasıl geliyor, aşamaları neler, nelere dikkat etmek lazım konusunda artık dikkat etmeye başladım. Öyle olunca birazcık da bu işin tekniğini öğrenmek gerekir diye düşündüm. Onun için de bir kursa, Türk Edebiyatı Vakfı’nın kursuna gittim. Dediğim gibi aslında çalışırken bu işlere zaman ayırmak zor; o yüzden emekli olduktan sonra bu ilgi bana hayalimi gerçekleştirme yolunda bir kapı açmış oldu. Editörlük yapmaya öyle başladım.
– Bir editörde olması gereken nitelikler sizce nelerdir? Editörlükle ilgili bir tanımlama yapabilir misiniz?
Ali Altunterim: Bu konuya aslında şöyle bir cevap vereyim; bu konu daha çok editörlerin karşılaştığı bir sorudur. Editörlüğün bizim bildiğimiz manada tek bir tarifi yok aslında. Osmanlıcada bir tabir vardır; elektriği tarif edin demişler, “Ne idüğü belirsizdir, ettiğiyle bellidir” demişler. Tarifi yapılamaz ama etkisini biliyoruz; editörlük de birazcık ona benziyor. Bunda yayınevlerinin tercihleri ön sırada oluyor. Bazı editörler kitabın A’dan Z’ye her şeyiyle ilgileniyor, gerekirse yazara da müdahale ediyor. Bazı editörler ise yazılmış bir eserin hakikaten bir kitap olarak yayınlanıp yayınlanmayacağına karar veriyor. Diyelim ki size birisi bir metin getirdi, “Ben bunu bastırmak istiyorum” dedi; hakikaten kitap olarak bastırılmasının bir değeri var mı yok mu, önce bunu tespit etmesi gerekiyor. Ondan sonra işin birazcık daha inceliklerine giriliyor. Diyelim bir roman yazmış birisi ama çok fazla ayrıntıya boğmuş, editör orada müdahil olup “Şurayı biraz kısaltsak olur mu?” ya da “Şundan bahsetsek olur mu?” gibisinden tavsiyelerde bulunuyor. Bu işin bir de yayıncı kısmı var; parayı veren ve kitabı basan o olduğu için onun da önceliklerini dikkate almak gerekiyor. Editör aslında yayıncıyla yazar arasındaki koordinasyonu sağlayan insandır. Ama bununla da bitmiyor; tashihine, sayfa sayısına, basım tekniğine kadar her türlü şeyle ilgileniyor. Büyük yayınevlerinde bu çalışma mekanizması birazcık daha belirlenmiş durumdadır; tashihiyle uğraşmaz, daha çok biçim açısından ve yayınlanmaya değer mi diye bakar.
– Bir eseri elinize aldığınızda izlediğiniz temel editöryal süreçler nelerdir?
Ali Altunterim: Eserin çeşidine göre değişiyor. Eğer araştırma-inceleme veyahut bilimsel bir eserse yapılan atıflara, kaynakçaya dikkat etmek gerekiyor. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çıktıktan sonra alıntıların usulüne uygun olması çok önemlidir. Bir de o konu hakkında birazcık fikir sahibi olması gerekiyor editörün; tarihi bir araştırmaysa konuya vakıf olması, bilmiyorsa da açıp okuması lazım. Roman, şiir, deneme tarzı yazılarda ise iş editörün bilgi birikimine ve tecrübesine kalıyor. Orada eserin orijinal olup olmadığına ve geniş kitlelere ulaşıp ulaşmayacağına karar vermesi gerekiyor. Yazara “Sen bu hikâyeyi yazmışsın ama şu öğeler yer almıyor, betimlemeleri çok fazla yapmışsın, şurayı biraz daha açabilirsin” gibi tecrübeye dayalı paylaşımlarda bulunması gerekiyor. Yayıncı tarafında ise maddi kaygılar ve tanınırlık ön plana çıkıyor; yayıncı “Ben bu kitabı basmak istemiyorum” dediği vakit sizin yaptığınız
– Peki bir editör bu yetkinliğe ulaşmak için kendini nasıl geliştirebilir?
Ali Altunterim: Bir kere ilk başta zaten çok okumuş olması lazım. Kıyas yapabilmesi için belli bir bilgi birikimi şarttır. İkinci olarak da Türkçeye ve dil bilgisine hâkim olması lazım. Dil yaşayan bir varlıktır; geçmişten tevarüs eden bir sürü özelliği vardır. Dilin yapısı hakkında bilgisi olmayan insandan iyi bir editör olmaz. Konuşarak da yazarak da iyi bir Türkçeye sahip olması gerekiyor; yoksa yarın bir gün eleştirenler “A, burayı atlamış” diye o gözle bakarlar. Editörün birazcık mükemmeliyetçi olması lazım; yoksa operasyonel işler yapan birinden farkı kalmaz. Kendi fikirlerini söyleyebilmesi ve kitabın başarılı olması için tavsiye verebilmesi lazım. Sadece imla ve noktalama düzeltilecekse onu bir redaktör de yapabilir ama o eserin derdine ne kadar deva olur, orası tartışılır.
-İçeriği güzel ama üslubu zayıf bir eserle karşılaştığınız zaman nasıl bir tavsiye veriyorsunuz?
Ali Altunterim: Yazara kendisini geliştirmesi gereken noktaları söyleyip bu gözle esere bir daha başlamasını istemek lazım. Çünkü insan okudukça fikirleri değişiyor, bugün doğru gelen yarın yanlış gelebiliyor. Bariz eksiklikleri tespit ettiyseniz düzeltmesi yolunda tavsiye verirsiniz; yazar kabul eder etmez ama sizin göreviniz odur. Bir eseri bazen yazardan daha fazla, beş kere okuyorsunuz; o tekrarlı okumalarda insanın gözüne daha önceden çarpmamış şeyler takılabiliyor. Editörün kendisini vermesi ve emeğe saygı duyarak değerlendirme yapması lazım; yoksa bu iş fabrikasyona döner, hatta yapay zekâya bile yaptırabilirsiniz. İnsanın farkı burada ortaya çıkıyor.
– Eseri incelerken en zorlandığınız şey ne oluyor?
Ali Altunterim: Eğer eserde çok uzun cümleler varsa ve yazar anlatırken zorlanıyorsa, onları hem karşı tarafı üzmeden hem de düzgün bir şey çıkması adına düzeltmek zahmetli oluyor. Herkes bu konuda iş birlikçi olmuyor, “Ben böyle yazdım” diyenler oluyor. Ama mantık örgüsünde hatalar veya kopukluklar varsa bunlara dair teknik tavsiyelerimiz oluyor. Bu tip aksaklıkları çok barındıran eserlerde zorlanıyorsunuz, bazen de vazgeçiyorsunuz. Ben de objektif kriterlere dayanarak yayıncıya “Basmaya değer mi?” görüşümü sunarım. Eğer yazarla hemfikir olursanız devam edersiniz, yoksa “Yolun açık olsun” dersiniz.
-Bir projede sizi etkileyen şey ne oluyor?
Ali Altunterim: Türüne göre değişir ama bir hikâye kitabı okurken dili ve konusu sizi sürüklüyorsa, su gibi bir anda bitiveriyorsa ve “Keşke bitmeseydi” diyorsanız o eser olmuş demektir. Biyografi veya deneme türünde ise yaşanmış hatıraların ilgi çekiciliği ve bugünkü hayatla olan bağı etkileyici olabilir. Didaktik anlatımdan ziyade, ruha dokunan tarafını anlatan eserler daha kıymetlidir. Mehmet Nuri Yardım Hocamın bahsettiği Şerif Aydemir’in kitaplarını okursanız ne demek istediğimi anlarsınız; “Vay be, böyle de yazılabiliyormuş” diyorsunuz.
– Bir eseri incelemeniz ortalama ne kadar sürüyor?
Ali Altunterim: Hikâye-roman türü bir şeyse on gün içerisinde okuyabiliyorum. Ama araştırma-inceleme türü bir şeyse süreç bir aya kadar uzayabiliyor çünkü konuyu araştırmak ve doğruluğuna bakmak gerekebiliyor. Bu işler genelde yayıncıların da zaman bıraktığı bir alandır; boyacı küpü gibi “Hadi yarın bana gönder” gibi bir şey olmaz.
– Son olarak, editör olmak isteyen birine ne tavsiye edersiniz?
Ali Altunterim: Editör olmak isteyen biri kesinlikle okuyacak; okumak hayatın ayrılmaz bir parçası olmalı. İşini sevmek ve dilin altyapısını mükemmele yakın öğrenmek şarttır. Kelime hazinesinin çok geniş olması lazım. Nihat Sami Banarlı, Mehmet Kaplan ve İnci Enginün gibi isimlerin kitaplarını mutlaka okusunlar. Mehmet Nuri Hocanın Yazı Masası kitabındaki o kaç yıllık tecrübeyi alıp üstüne kendiniz bina edeceksiniz. Mühendislikteki gibi; temel sağlam olursa üstüne inşa ederek öğrenirsiniz.
