Gülhane’de Şiir Rüzgarı

“Tarihin, taşın, ahşabın, estetiğin ve şiirin atmosferi sarıveriyor ruhumu.”

 

Hayatımız kısa bir yol hikâyesi aslında. Birkaç durakta durup, birkaç dost edinip, acı tatlı biraz lezzet tadarak tamamlıyoruz bu yolu.

Ve işte yeni bir durak daha; GÜLHANE ŞİİR AKŞAMLARI… Bu durak benim için çok değerli, çok müstesna ve mutluluk vesilesi oldu. İnsan anlaşılmadığı yerde gurbeti yaşar. Anlaşıldığı yerde ise çiçek açar. Kalbi şiirle yoğrulmuş, sözlerinden şiir damlayan güzel insanlarla bir arada olmak, anlaşılmak, kendini bulmak tarifi imkânsız bir duygu.

 

Her bir tarafı tarihin nişaneleriyle dolu bir şehir İstanbul… Kimi zaman bu kadar nasıl özenilmiş demeden geçemediğiniz, muhteşem bir mimari ile bugüne ermiş bir çeşme, kimi zaman bir camii, kimi zaman sanatın ve estetiğin en cömert halini yansıtan bir saray, bir kasır, bir köşk, kimi zaman da dolguları dökülmüş, bazen taş bazen kırmızı tuğlalardan duvarlar bir zaman yolculuğuna götürüyor beni. Gülhane Parkı’na girdiğimde sonbaharın biraz hazan, biraz hüzün, biraz aşk ve hasreti barındıran duygu sağanağı sarıverdi içimi. Belki buraya giren herkesin diline geliveren o şarkı; “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda…” Rahmetli Cem Karaca’nın isyanı, âsiliği, çaresizliği ve aşkı anlatan sesi düştü sanki kulaklarıma.

Bu duyguların eşliğinde, taş döşeme yürüyüş yolundan ilerleyerek, mevsime rağmen hoş bir görsel ve his oluşturan su fıskiyeleri ve ahşap köprülerle süslenmiş alandan geçerek, tarihin, sanatın, kültürün edebiyatın dahası şiirin membaına girer gibi aralıyorum Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müzesi’nin ahşap kapısını. Tarihin, taşın, ahşabın, estetiğin ve şiirin atmosferi sarıveriyor ruhumu. Ve hayatımızdaki bu hoş durakta buluşmamızı, ruhumuzu dinlendirmemizi sağlayan, tanışıklığımızın yine yıllar önce böyle bir program vesilesiyle olduğu kıymetli arkadaşım, değerli şair Emine Savaş, muhabbet ve samimiyet dolu şahsiyetiyle karşılıyor bizleri. Ve bu programda her birinin ayrı ayrı emeği bulunan ESKADER başkanı Fatma Hanım, yönetim kurulu mensupları Mücahit bey, Ayşenur ve Nigar hanımlar içtenlikleri ile sıcacık bir ev sahipliği yapıyorlar. Kısa sürede şair dostlarla ve şiir sevdalılarıyla dolan konakta şiir şöleni başlıyor. Anadolu’nun farklı farklı köşelerinden gelmiş her bir şairin şiiriyle farklı bir gönül ikliminde yolculuk ediyoruz âdeta. Çok güzel karşılaşmalar, çok güzel dostluklar, çok sıcak muhabbetlerle sonlandırdık bu muhteşem şiir gecesini.

Ne kadar başarılı olabiliyoruz bilmiyorum ama büyüklerimizden bize kalan, özenle korumamız gereken ve vakti geldiğinde sonraki nesillere devretmemiz gereken bir miras olarak görüyorum ben şiiri.

Bu duygu ve düşünceleri yaşatan İstanbul, bu kez de şiirle ihya etti beni ve diğer dost gönülleri. Kim bilir bu hayat yolculuğunda bir daha hangi zamanda, hangi mekânda, hangi şehirde şiir durağında duracağız…

O güne kadar muhabbetle ve şiirle kalın…

Fatma Sümer