Ey tespihim… Ey imamesi dağılmış gönlüm. Dane dane her zerreme ateş düşüren inci.
Ey Meh-rû! Buz üzerine tane tane dökülmüş mercan renkli gözyaşlarımı al. Bunlar dertlerin hesabı için yüzlük tespih olmaz mı?
Dokundukça parmak uçlarımı yakanım. Her danene dokundukça kalbimi yakar. Her duada çektiğim tespihim.
Şimdi yüreğim, mevsimlerden “Gözyaşı iklimini” yaşıyor. Son zamanlarda sağanak var yüreğimde. Sonbahar yağmurlarını düşüren bulutlar gibi gözlerim. Seccademi ıslatıyor kirpiklerimden süzülen damlalar ey ruh-u revanım.
Sükût edince lâl oluyor dilim. Konuşsam yağmur yağıyor şehriyar aziz İstanbul. Harf harf göl oluyor yüreğim cânâne.
Yetmiyor içimdeki sızıyı dağıtmaya ne okuduklarım ne de yazdıklarım. Sana dokunuyorum belki içimdeki kor ateşe bir damla ferahlık olursun diye. Gönlüm imamesi kopmuş tespih gibiyim. Yıldızlar feracesini giymiş HÛ diyor. Dilim lâl bu gecede.
Ey tespihim tanelerin gibi birbiri ardına çekiliyor acılar, dönüyor, baştan başlıyor herdem hemdem. Leyl/a aşk şarabının tadını bilseydin tespihten vazgeçer miydin? Ey Didâr! Meşk kadehinden bir damla içsen, mercan tespihi elinden bırakmazsın.
Mezâkî renklerin benzerliğinden yararlanarak oluşturduğu beyitte şöyle der: “Ey Mezâkî! La‟l renkli şarap kadehi elde iken yüz taneli mercan tespîhe gerek kalmadı.” der. Ey Dilruba sen kalbimi, gümüş tespih gönlümü aldı benden. Kanlı gözyaşı damlalarımı âh u zâr ederek akıtsam, mercan tespih ile Esma çekerek senin kalbinin kazanabilir miyim Leyla? Bilirim dersin ki; gözyaşlarının taneleri kanlı dökülmedikten sonra mercan tespihi bin kez çevirsen ne fayda. Hiçbir sözünün hükmü yoktur gönlüme. Ey Efulim, gözyaşı ipliğimde damla damla gönül kanı değildir akan, onlar kıymetli inci tespih üzerine mercan tanelerdir gözlerimden dökülen.
Ey Şûrîdem gönlümde bulunan derdimi gizlemem mümkün değil artık. Fakat bu öyle bir dert ki en şiddetlisinden figan eylemek de olmaz. Elemkârâne gümüş tespihe dokunan parmakların kalbimin yaralarını kanatıyor.
Meh-rû: Ay yüzlü
Hemdem: Samimi dost
Didar: Güzel yüz
Dilruba: Gönül kapan
Efulim: Yarim, sevgilim, bir tanem, canım
Şûrîde: Yanmış, yanık, tutuşmuş
Elemkârâne: Acı duyarak, üzüntülü
Ercan Gümüş
