Yalnızlık deyince aklımıza ne gelir?
Kimsenin olmayışı, tek kalmak, değil mi? Istılâhî mânâsına bakacak olursak; yalnız olma, yanında kimse bulunmama durumu, ıssızlık, tenhalık anlamlarına gelir. Bence yalnızlık biraz da kendi kendine olma hâli, kendini geri çekme mânâlarını da içinde barındırır.
Öyle ya, zaman zaman kendimizi, bulunduğumuz hayat gailesinin içinden çekip çıkarmak, bir durup dinlenmek, kendimize alan ve zaman açmak isteriz. Bu bizim istediğimiz bir yalnızlık hâlidir. Yalnız ve tek başına bir bankta oturup dinlenmek, tefekkür etmek isteriz. Bazen bir yeri keşfetmek, sokaklarda kaybolmak, bazen hoş bir manzaraya nâzır kendimize çay/kahve gibi bir şeyler ısmarlamak isteriz. Böylelikle kendimizi dinlemiş, zihnimizi bulanıklığından arındırmış, psikolojik olarak daha rahat ve huzurlu hissederiz. Bu bizim tercih ettiğimiz yalnızlığımızdır. İşin içinde kendi irademiz vardır. Keyif alırız bu durumdan. Çünkü hızlı ve yoğun akan o hayatı, meşgaleyi bir anlığına durdurur, geri çekilir ve izleriz…
Bir de bizi kimsenin görmediği, duymadığı, fark etmediği bir yalnızlık vardır. Bu dünyada bir kendimiz kalmışız gibi bir yalnızlık hissi. Boşluk gibi. Kendini, hayatı, dünyayı, kısaca her şeyi anlamsız gördüğün, hissettiğin duygu bu yalnızlık hissi. Hem herkes var hem de yok, kendiliğin hem var hem de yok. Öyle amansız, öyle boş… Bu bir nevi görünmez olmak gibi bir şeydir. Günümüz tabiri ile “kalabalıklar içinde yalnız kalmak” tır. Burada bizim irademiz devre dışıdır. Etrafımızda onlarca arkadaş, eş, dost vardır ama kendimizi ıssız hissederiz. Issız ve yalnız… Kimse bizim gerçekten iyi olup olmadığımızı bilmez, yalnızlığımızı fark etmez. Bir şarkıda* da geçtiği gibi; “17 milyon olsun şehir boş ver / Sen kaç metrekare yalnızlıktasın?”
Peki, biz bu kadar yalnız, başıboş ve sahipsiz miyiz? Elbette ki hayır. Bizim rabbimiz var! O, biz kullarını sahipsiz, yalnız, başıboş bırakır mı hiç? O değil midir bize şah damarımızdan da daha yakın olan? Bizi gören, duyan O’dur. Her anımızda bizimledir. Her sevincimizde, her üzüntümüzde, her içimiz sıkışıp daraldığında…
O’na sığınır, O’ndan yardım dileriz. Çünkü bize ancak ve ancak O’nun yardım edebileceğini bilir, buna iman ederiz. O halde rabbimizden ümidimizi kesmemeliyiz. Ayette de buyrulduğu gibi; “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.” (Zümer suresi, 53. ayet)
O hâlde yapacağımız bellidir; bol tefekkür, bol tezekkür, bolca dua ve yakarış…
* Mustafa Ceceli 17 Milyon, bestekârı Sadık Karan
Meryem Erva
