Bir ayna, bir yerlerde kırıldı bin bir yerinden. Tuz buz oldu hatıralar. Yere düşen en büyük cam parçasında asılı kaldı bir suret. Durdu her şey; zaman, fikir, duygular… Akrebi bir tarafa, yelkovanı bir tarafa savrulan saat gibi kalakaldı ayna.
Düşleri, şehirler gezerdi bir zamanlar. Heybesinde tozpembe hayaller, ter ü taze ümitler, içten bir sevgi ve doyulmaz bir muhabbet ile yollara düşerdi. Sonra bir gün “Düş” denildi gönülden, düştü ayna.
Çiçekler karşılıklı dururdu bir toprakta. Işıldayan gözlerle bakarlardı birbirlerine. Her bakışta çiçek açarlardı yeniden. Yaprakları ise parıl parıl parıldamakta. Takdir ya “Sol” denildi, sarardı soldu ayna.
İçinde notalar gezdirirdi bir vakitler. Şarkılara kâinatı sığdırdığını hissederdi. Çünkü söyledikçe gönlü genişlerdi. Ve sesinden sımsıcak bir sevgi yayılırdı duymak isteyene. Ne yazık ki “Sus” denildi sessizliğin sularına bıraktı kendini, boğuldu ayna.
Aşk biten bir şey değildi. Zaman ne kadar acımasız olsa da aşkı öğütemezdi. Ne var ki “Öl” denildi, öldü ayna. Bir yerlerde bin bir yerinden kırıldı ayna.
Mücahit Kocabaş
