Kapitalizm Boyalı Gökyüzü – Veli DALBUDAK
Başımı kaldırdığımda, dev plazaların parlayan cam duvarlarını görüyorum.
Cam duvarların üzerinde yüzen bulutlar, dev binanın içine dalıp kayboluyor.
Camdan bir canavar gibi yutuyor gökyüzünü…
Yitirdiğim gökyüzünü arıyorum, üç yüz altmış derece dönerek olduğum yerde.
Yok!!!
Ne, pamuk üstüne pamuktan yumruların iç içe geçtiği süt beyazı katarlar, ne güneşten neşeyle hoplaya zıplaya kopup gelen sımsıcak ateş topları, ne de özgürlüğe açılan mavi fanusun sonsuzluk kapıları vardı.
Camdan duvarlar yutmuştu hepsini.
Böyle, olduğum yerde deli gibi dönmeye devam edersem beni de yutacaklardı.
Ben ilerlemediğim halde cam duvarlar ilerliyordu sanki.
Üstüme üstüme geliyorlardı!
Birden cam duvarda kendimi gördüm.
Çaresiz ve yalnızdım.
O, başı arşa değen camdan canavarın ayağının altında bir böcek gibiydim.
Karşılarına geçip güneşi, bulutları ve gökyüzünü arayan densizi yakalamışlardı.
Bu ne hadsizlikti! Camdan canavarların tüm ihtişamıyla dikildiği yerlerde bunları aramak ne büyük kabahatti!
Onların zevk-ü sefa içinde yaşadığı görkemli debdebelerinden yansıyan kadarıyla yetinmeliydim.
Gerçek güneş, gerçek bulut ve gerçek gökyüzü çok zararlıydı bizim için.
Zararlarından halkı korumak adına kapitalizm boyasıyla boyamak gerekiyordu.
Kapitalizmin camdan duvarlarında soğurulması şarttı artık bunların.
Böyle aval aval caddenin ortasında dönmeye devam edersem, güneşi, bulutları ve gökyüzünü bulamayacağım gibi suretlerinden de mahrum bırakılabilirdim. Ölebilirdim son sürat.
Onlara göre, ben de camdan duvarların zırhına sığınmalıydım.
Tüm saflığımla, başım yukarıda, olduğum yerde dönerek sürdürdüğüm arayışı durduramayınca, dört koldan üzerime gelmeye başladılar.
Aynı anda dört devin dört ayağı altında çıtır çıtır ezilmeye hazır cenin pozisyonunda yere kapaklandım.
Adımları sert, haşin ve hırslıydı. Gözü dönmüş gibiydiler.
Ayağa kalkamıyordum ancak sürünerek kaçıyordum tekmelerden.
Bağırmak istiyordum, sesim çıkmıyordu.
Belki de bağırıyordum ama şehrin gürültüsünde boğulup gidiyordu avazım.
Ben yerde kıvranırken yanımdan sirenlerini çala çala bir ambulans, bir itfaiye ve bir polis arabası geçti.
Trafik sıkışık olduğu için yanıma gelene kadar seslerini duyduğum gibi, geçtikten sonra da duymaya devam ettim.
Gelirlerken benim için geliyorlardır diye ümitlenmiştim.
Şu acımasız kapitalist dünyada, eğer ölmediyse sosyalizmin yaralı bereli merhameti geç de olsa bir yerlerden çıkar gelir belki son anda diyordum.
Ama geçip gittiler ve artık sesleri de duyulmuyor sirenlerin.
Camdan canavarların şangır şungur ilerleyen adımları ise başımın üzerinde!
Böcek gibi ezilmeme ramak kaldı!
Sert postallarının altındaki pis koku burnumun direğini sızlatıyor.
Kafama bastı basacaklar…
O an cep telefonumun mesaj sesi çın çın çınlattı ortalığı.
Başımın üstündeki postallar, kumandalarına basılmış gibi aynı anda bir adım geri çekildiler.
Korkarak telefonu cebimden çıkardım.
Bir reklam mesajıydı bu! Bikinili güzel bir kadın şuh bir edayla bağırıyordu:
“MUTLULUK ASLINDA ÇOK BASİT: GÜNEŞ, KUM, DENİZ! 7 GECE 8 GÜN! BİR TUŞA BASIN ŞEHRİN STRESİNDEN KURTULUN!”
Camdan canavarlar da benimle birlikte burunlarından soluyarak izlediler reklamı.
İki seçeneğim vardı.
Ya o tuşa basıp aradığım güneş, bulut ve gökyüzünü satın alacaktım ya da camdan canavarlar bir böcek gibi benim üzerime basacaklardı.
Tuşa bastım, canavarlar anında çekildi, camdan duvarlar ardına kadar açıldı ve beni de yuttular.
Camdan duvarların zırhında yaşıyorum artık.
Kapitalizmin boyalı gökyüzüne alıştım. Hatta daha renkli, daha cafcaflı, daha bir havalı geliyor.
Nostaljik takılmak istediğim zamanlarda eski gökyüzümü parasını verip satın alıyorum.
Çok kolay!
Bir tuşa basmak yeterli…
Veli DALBUDAK
25 Ağustos 25
