Gel, ey beklenen…
Ey ışığın ruhu, hasretimin ateşi, gurbetimin vuslatı… Gecenin perdelerine eğilip gözlerinin izlerini arıyorum karanlık duvarların diplerinde… Kirpiklerimde asılı kalmış bakışlarınla avutuyorum yüreğimi, gecenin ortasına işleyen ayazların yanardağısın sen… Senden ayrı düşünce gurbet ellerde kalmış, dağılmış tespih taneleri gibi kalır düşlerim, hayallerim ve varlığım… Suya ışık çiçeklerine filiz veren gönüllere ilmek ilmek örüp hasretini kördüğüm gibi diken Leyla’m…
Ey uzaklardan tebessüm saçan Şems, ey geceye ışık olan ay yüzlü, ey Mihr ü Mah ömrümün gecesinde gözlerini bana diken, gülden öte kök, kökten öte çınar olan Leyla… Sen gecenin ortasında ki Şemssin yüreğime… Ben senin yüreğinde ki Mevlana’nın Şemsine talibim Leyla…
Ey gonca-i gül olan, ey misk kokan Gül’üm. Ey gönlüme, ruhuma aydınlık olan sonsuzluğun ve kâinatın esması ey Tâhâ (asm.)…Sen sevdamın beyaz renkli gelinliğisin… Seninle yanarken bile seni solumak nedir bilir misin Leyla… Yedi kat göğün yetimi olsam da sinem “SEN” diye atar Leyla… Sen heybemin içinde ki ekmek kırıntıları benimde rızkımsın… Hasretinin kokusu hiçbir yerde yok Leyla… Yanık bir türkünün vuslat kokan aşkı figanı… Ben yerden isterken yardım sen kanatlarını açtın ve semazenler gibi kollarının arasına aldın Leyla…
Gönlüm göz göz senden başkasını görmez oldu kara sevdalara mı düştüm yoksa Leyla?
Yüreğimde ki tarifin bile yok ki kim olduğunun ne önemi var candan öte Leyla’m… Kalemimle ıslanan ruhum gözyaşlarımın rüzgârıyla kül olur Leyla… Kimin tenin de kimin ellerin de sıcaklık buldu yüreğin…
Sana olan sevdam ezelden sana olan vuslatım Rabbimden… Bezm-i Elestte verilen sözü kim bozabilir ki Yaradandan bAŞKa… İçinin Mahşeri Yüreğimin kibrit çöpüdür Leyla… Yüreğini yüreğim de yakan cânânın can suyudur hayat suyudur Leyla…
Ercan Gümüş
