Onu ilk defa bir öğle arası yemeğinde görmüştü. Karşı çapraz masasında, tek başına yemeğini yiyordu. Nerede görse tanırdı bu yalnızlık halini. Kendisi de öyleydi çünkü. Hayatını yalnız idame ettirirdi. Aradan birkaç gün geçmişti. İkisi de aynı yerlerde oturuyor, yine yalnız yiyorlardı yemeklerini.
Ece bir gün evden çıkmış, ayaklarının götürdüğü yere gidiyordu. Zihninde belli bir rota oluşturmamıştı. Kendisini Ortaköy’de buluvermişti. İnsanların arasına karışmıştı; sokakta kendi halinde çalıp söyleyenler, denizin kokusu ve muhteşem gün batımı… Kendinden geçmişti âdeta. Sonra onu görmüştü yine. “Dalgınlığımdan olsa gerek, yanlış gördüm galiba” diye düşündü. Sanki o tarafa gidecekmiş gibi sahili izleyerek birkaç adım ilerledi. Hayır, yanılmamıştı. Gördüğü kişi o idi. “Tevafuk” dedi kendi kendine. Oradan ayrılıp evinin yolunu tutmuş, kendi oturduğu sokakta onu tekrar görmüştü. “Bu kadarı da fazla” diye düşündü.
Başka bir gün canı Hisar’a gitmek istemiş, iç sesini dinleyerek yola koyulmuştu. Sakin ve huzurlu bir yolculuk sonrası gideceği yere varmıştı. Ara sokaklara girmiş, yasemin kokularının sarhoşluğuyla birinden diğerine aheste aheste yürürken yine ona rastlamıştı. Normalde kimseyle konuşmaz, önüne bakar, geçer giderdi. Kaçtır gittiği yerlerde aynı kişiyle denk gelince “acaba beni mi takip ediyor” diye bir şüphe düşmüştü içine.
– Siz beni takip mi ediyorsunuz yoksa?
– Hayır, hanımefendi. Ne alakası var?
– Sürekli gittiğim yerlerde karşıma çıkıyorsunuz. Hayırdır, bir derdiniz mi var benimle? Nereden buluyorsunuz beni?
– Hanımefendi, lütfen sakin olun. İnanın sizi tanımıyorum, takip de etmiyorum. Neden takip edeyim ki sizi?
– O zaman neden sürekli karşıma çıkıyorsunuz? Nereden biliyorsunuz benim buraya geleceğimi?
– Sizin buraya geleceğinizi bilmiyordum. Herhangi birinden ya da bir yerden haber de almadım. Tamamen tesadüf.
– Tesadüf?
– Evet, tesadüf. Kendi halinde bir adamım ben. Dışarıya çıktığımda yüreğimin götürdüğü yerlere gider sonra evime dönerim.
Böylece tanışmışlardı birbirleriyle. Ece onun bahçesinde çiçek açmış, Tolga da onun sakinliğinde huzur bulmuştu. Hayatlarında hiç birisi olmamıştı. İkisi de bu duyguları yeni yeni yaşıyorlardı. Demek böyle bir şeydi birini sevmek, ona âşık olmak…
Hatta yağmurlu bir akşam günü sokakta el ele yürürlerken Tolga; “Telaşımı hoş gör, ıslandığım ilk yağmurumsun” demiş ve yanağına bir buse kondurmuştu.
İlk kez o sokakta birbirlerini sevdiklerini dile getirmişlerdi. Hayatlarındaki tüm ilklerin yeri o sokak olmuştu.
Yıllar sonra o sokağa gözleri buğulu buğulu bakarken hatırlamıştı tüm bunları.
Bir ses yankılandı ve tüm bu anılardan sıyrıldı:
– Kestik arkadaşlar, paydos!
Meryem Erva
