Sen Bu Şehrin Hem Çiçeği Hem de Toprağısın

“Gözlerindeki o derin huzur, Yıldız Parkı’nın gölgesinde saklanan utangaç menekşeler gibi kalbimi titretiyor.”

Yedi tepede açan yedi gül gibisin sevdiceğim. Sana bakan her göz sana âşık oluyor, seni bir kez gören bir ömür sende kalıyor ve senden her ayrılışta yüreği sızlıyor. Her şafak vakti yedi tepende gökkuşağı renkleri açıyor ve teninden esen Bad-ı Sabâ rüzgârı, buram buram cennet gül kokuyor.

Sana her baktığımda, Emirgân’ın asil lalelerini görüyorum; gururlu, dik ve bir o kadar göz alıcı. Gözlerindeki o derin huzur, Yıldız Parkı’nın gölgesinde saklanan utangaç menekşeler gibi kalbimi titretiyor. Gülüşün başladığında, sanki Gülhane’nin asırlık ağaçları altında yüzyıllık güller aynı anda tomurcuklanıyor. Dudaklarından dökülen her tatlı söz, Beykoz sırtlarını pembeye boyayan erguvanlar gibi ruhuma baharı müjdeliyor.

Sen bu şehrin hem çiçeği hem de toprağısın. Sokaklarında açan sarı salkımlar senin neşeni, Boğaz’ın kenarında rüzgarla dans eden beyaz papatyalar senin o lekesiz, saf masumiyetini fısıldıyor bana. Adalar’dan yükselen mor yaseminlerin kokusu, geceleri penceremden süzülen kokunla karışıyor. Gurbette kalan bir yolcunun buram buram tüten sıla hasreti gibi, içimde kor bir karanfil açıyor seni her özlediğimde.

Bu şehir nasıl ki bağrındaki hiçbir çiçeği birbirinden ayıramazsa, benim gönlüm de senin içindeki hiçbir güzellikten vazgeçemez. Sen İstanbul’un bütün renklerini, kokularını ve zarafetini üzerinde taşıyan yegâne sevdam, ömürlük sığınağımsın. Bad-ı Sabâ rüzgarları benden sana her estiğinde, kalbimin en derin yerinden kopan bu çiçek kokulu aşkı fısıldasın kulağına.

Seni, bu kadim şehrin tüm çiçeklerinin toplamından daha çok seviyorum.

Ercan GÜMÜŞ