Sabır ve Zarafet Sanatı: Sedef Kakma

“Anadolu’daki zenginlik hiçbir yerde yok, burası medeniyetin beşiği.”

Sedef Kakma sanatına 25 yılını adamış olan Ahmet Sezen, Küçük Ayasofya’da bulunan atölyesinde zanaatını sürdürmektedir. Kendisiyle atölyesinde buluşup röportajımı gerçekleştirdim. Sorularımı yanıtladıktan sonra bu zamana kadar yaptığı kıymetli eserlerini de paylaştı. Kendisiyle sadece sedef kakma sanatı üzerine değil aynı zamanda günümüzde zanaatkâr olmanın zorlukları hakkında da konuştuk. Oldukça bilgilendirici ve benim için faydalı bir röportaj oldu. Vakit ayırıp 25 yıllık tecrübesini ve bilgi birikimini benimle paylaştığı için teşekkür ederim.

Sizi tanıyabilir miyiz?

İsmim Ahmet Sezen. Sedef işçiliği ile uğraşıyorum, vaktiyle bu mesleği icra edenlere de ‘’Sedefkâr’’ demişler. O günden bugüne ben de sedefkâr olarak devam ediyorum. Sedefkârlığın içinde birçok iş var tabi. Kimi sedefkâr sadece hazır ahşap üzerine çalışır, kimisi oturur ahşabı da kendisi yapar. Bu ustadan ustaya ayrılır yani her ustanın yoğurt yiyişi farklıdır.

Bu zanaata nasıl başladınız, ilginizi çeken neydi?

Direkt olarak sedefkârlığa başlamadım ilk önce kuyumculukla başladım. Kuyumculukta kullanılan malzemelerle sedef işçiliğinde kullanılan malzemeler birbiriyle benzer. Kuyumculukla uğraşırken ustam bana enstrüman süslediğinden vs bahsediyordu. Sonra biz ustayla bir restorasyon yapacağız diye Bursa’ya gittik geldik ama restorasyon bir türlü başlamadı. Aradan zaman geçti usta ben gidiyorum dedi gitti meğer restorasyon başlamış. Usta bana çaktırmadan çalışmaya gitmiş. Ben de kendime küçük bir atölye açtım ve sedef kakmacılık nasıl yapılır diye kendi kendime keşfetmeye çalıştım. Kuyumculuk yapan birçok atölye var ama o dönem benim ilgimi çeken sedef kakmacılığı ile uğraşan atölye yok gibiydi. Olanlar da yalnızca gümüş üzerine çalışıyordu. O yüzden kendim müzelerde daha önceden yapılmış eserleri inceledim onlardan öğrenmeye çalıştım. Buna tersine mühendislik denir. Yapılmış işleri inceleyerek onların üzerinden araştırarak ilerledim.

Sedefkârlığın sizin için tanımı nedir?

Şöyle bir örnekle anlatayım: Sedefkâr dediğimiz kişi kendini birçok şeyde bir mühendis gibi yetiştirmelidir. Geçmiş dönemde bunun örneği mimarlarımızın ilk önce sedef atölyelerinde çırak olarak başlamasıdır. El becerilerini, geometriyi, estetik olarak çizim yapmayı, çizimi kesmeyi vs. öğrenerek her yönden donatılırmış. Sadece tuğlaları üst üste dizmek değil en baştan başlıyorlar ve kademe kademe o işte ustalaşırlarmış. Sedefkârlıkta da aynı şekilde malzemelerin niteliğini, geometriyi, matematiği, estetiği birleştirilmesi gerekiyor. Bunu inşa ederken de ahşabından tutun sedefine kadar kendisini birçok şeyde donatmış olması gerekiyor, sedefkârlık benim için bu. Günümüzde ahşabı bilmeyen sedef bilmeyen sedef hocası olabiliyor maalesef. Ziya Paşa’nın bir sözü var ‘’İştir kişinin aynası, lafa bakılmaz.’’

Günümüzde sedefkâr olmanın zor yanları nelerdir?

Günümüzde çok zor. Yani Sanayi Devrimi’nden bu yana zanaatkârlık sadece Türkiye’de değil tüm dünyada aşağı doğru gitmiştir. Geçmişte çok değerli olan meslekler Sanayi Devrimi’yle beraber değerini yitirmiştir. Günümüzde zanaatların tümünün azalmasının asıl sebebi çağa ayak uyduramamaları. Yani ustalarımızın bu meslekleri yaşatmaları için daha çok çabalamaları gerekiyor. Ustaların birçoğu atölyesinden çıkmıyor, o işi insanlara göstermek için uğraşmıyor sadece kazanacakları paraya bakıyorlar. Yapılan işi insanların gözüne sokmak lazım görünmen şeyler unutulmaya mecburdur. Yalnızca bir usta var onunla tanışmıştım hatta o da sizin okulda seçmeli derslerde hocalık yapıyordu, Salih Balakbabalar. Uzun süredir görüşmedim hala devam ediyor mu bilmiyorum. Dolayısıyla bir onda görmüştüm bunu ama o da üniversite içerisinde seçmeli ders olarak dar bir alanda kaldı. 2005’te Marmara Güzel Sanatlar öğretim üyeleriyle İslam Eserleri Müzesi’nde bir sergi yaptılar. Ancak tek bir karma sergiyle insanlara ulaşamazsınız. Ben 2023’den bu yana Kültür Bakanlığı’nın kapısını aşındıran biriyim ancak bir sonuca ulaşamadım. Bazı festivaller yapıldı onlara katıldım ve o festivaller sayesinde birçok insan kaybolmaya yüz tutmuş meslekleri Sultanahmet Meydanı’nda yerinde yapılırken gördü. Bu tür festivaller meslekleri yaşatmak için bir nebze destektir. Yeni nesil o meslekleri bilmedikten sonra bir manası yok. Ama görünce belki merak eder ya da talep eder ve böylece meslekler devam eder. O festival uzun bir süre devam etti ancak politik nedenlerden dolayı o da bitti, en son 2019’da yapıldı.

Aslında bir sonraki sorumun da cevabını vermiş oldunuz. Her zanaatın bir sorunu var bu sorunlar nasıl çözülmeli diye soracaktım, göz önüne çıkması gerektiğini söylediniz. Peki, sizce bu zanaat neden seyrekleşti, politik nedenlerin dışında bir sebebi var mı?

Var, ekonomi. Birincisi ekonomik, ikincisi ise insanların yaşam tarzları ‘’moda’’ diyebilirim yani. Eğer işinizi çağınıza uyarlayamazsanız yok olur gider. Ben o yüzden takı yapıyorum. Bir dönem gündelik hayata sedefi sokabilmek için çok denedim ama ekonomik nedenden dolayı durdum. Çünkü ne yaparsam yapayım malzemenin sedefini yurt dışından dolarla getirdiğim için bunu gündelik yaşamın içerisinde takıdan öteye geçiremedim. Dediğim gibi denedim ancak ekonomi zorluyor insanı. Ekonomik sorunlarımız olmasaydı ben devam edebilirdim. Malzeme dolarla geldiği için aradaki makas çok fazla, 1 dolar 32 lira.

Bu sanatı icra ederken en çok kullandığınız motifler nelerdir?

Anadolu’daki zenginlik hiçbir yerde yok, burası medeniyetin beşiği. Her şey evrile evrile günümüze kadar gelmiş zencereklerden tutun rumiye kadar. Ben de bunları kullanıyorum tabii ki. Çünkü mesleğimi bu topraklarda icra ediyorum, kültür zenginliğimizi sanatıma yansıtıyorum.

Kültür zenginliği demişken bulunduğumuz konum –İstanbul- eserler açısından oldukça zengin. Sizin İstanbul içerisinde önerdiğiniz, ziyaret edilmesi gerektiğini düşündüğünüz bir eser var mı?

Sedefin yok artık noktası olan Saltanat Kayıkları. Beşiktaş’taki askeri müzede bulunuyor. Kesinlikle gidip görülmeli. Onun haricinde Topkapı Sarayı’nda eski eserler mevcut, görülebilir. İslam Eserleri Müzesi’nde de güzel örnekler vardı ancak şu an ne kadarı sergileniyor ne kadarı depolarda bilmiyorum. Bizdeki müzecilik anlayışı maalesef içler acısı bir durum, geçmişten bize kalan eserleri depolarda çürütmekle meşgulüz. Böyle bir sıkıntımız var ülke olarak. Bana İslam Eserleri Müzesi’nde çalışan biri eserini Topkapı Sarayı’nın restorasyon bölümüne göndermek istemediğini, mahvettiklerini söylemişti. Yani eski bir eseri gönderiyorsunuz yerine gıcır gıcır yepyeni bir şey geliyor. Ben de bir eserin restoresini yapmıştım ve müzeye gittikten sonra eseri bambaşka bir şeye çevirdiklerini gördüğümde ağlamak istemiştim. Anlam veremedim asla. Ehli olmayan kişilere iş yaptırılması maalesef ülkemizde meşhurdur.

Örnek aldığınız bir usta var mı?

Sedefkârlıkta örnek aldığım kişi babamdır. Marangoz kendisi. Ondan gördüğüm, duyduğum ve aldığım terbiye haricinde bir ustadan bir şey alma ihtiyacı duymadım. Onun haricinde sedef ustalarından değil de mesela desen bilgisi için iyi tezhip yapan birisinden destek alıyorum. Hattatlardan da çok şey öğreniyorum, oturup yazı yazmayı değil tabii ki ama oradaki estetiğe bakıyorum. Onların işinde gördüğüm estetiği ben kendi sanatıma nasıl yansıtabilirim görmeye çalışıyorum.

İlk başta da biraz bahsetmiştiniz, malzemeleri yurt dışından temin ettiğinizden. Hangi malzemeleri kullanıyorsunuz, bu zanaatın temel malzemeleri nelerdir?

Sedefkârlığın ana temeli deniz kabuklarıdır buna da sedef demişler. Sedefin farklı farklı renkleri var. İnsanlar ilk zamanlar sadece beyaz sedef bulabilmiş daha sonra yeni yerlerin keşfiyle pek çok rengine ulaşmış. Günümüzde sedefe ulaşmak çok kolay aslında. Şu an yurt dışında inci üretimi için denizlerde, tatlı sularda sedefin çiftlikleri kuruldu. Yani ulaşmanın daha kolay olmasının sebebi bu, sedefi buluyoruz sadece biraz pahalı. Hatta geri dönüşüm yapmış oluyoruz. İncisi için üretilen istiridye kabuklarını kullanıyoruz, çöp olmuyor. Sedefi birçok yerde kullanabiliriz birçok şeyin üstüne de işleyebiliriz yeter ki paran ve zevkin olsun.

Bu zanaatı korumak için gençlere aktarmamız gerekiyor, gençlerin de bu sanatı öğrenmesi gerekiyor. Bir kişi bu sanatı öğrenmek istese neyle karşılaşacak, nasıl bir eğitimden geçmesi gerekecek?

Valla ben önceden sadece öğrencinin sedef yapmasını isterdim ama şu an sözleşme imzalatmayı düşünüyorum. Öğrencinin benimle en az 5 yıl usta-çırak ilişkisi içinde çalışması için. Biraz öğrendikten sonra kaçıyorlar çünkü. Üstüne bir de para istiyorlar. Çırak ustasından öğrendiği işi onunla devam ettirmek yerine egosundan dolayı ben kendi ismimle daha ünlü olacağım diyor. Aslında bir şey olamayacak. Tek başına büyük bir iş yapamaz, tek başına yapılan işler küçük işlerdir. En son 3 ay önce bir iş yaptım. Eserin üzerinde 650 tane sedef vardı, bunu ona işledim. Tek başıma yaptığım için biraz uzun sürdü. Adamların benden istediği 2 ayda yapmamdı, ben 2 ayda tek başıma bir şey yapamam. Günümüzde her şey hızlandığı için kimse 3-4 ay beklemek istemiyor. Dolayısıyla benim yanımdan daha yetişmemiş bir kişi çıktığı zaman yapacağı tek şey takı olacak. Bu kişi de büyük işlere ben yaparım diye atlarsa hem ona hem de işi verene geçmiş olsun.

Çok bilgilendirici bir röportaj oldu benim için, değerli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

 

Beyza KILIÇ