Her bir parçam ayrı bir deniz kıyısında bu gece.
Dalgaları seyrediyorum öylece, gönlümün en sessiz köşesinden.
Kıyıya vuran düşüncelere dalıyor gözlerim…
İnsan, neden varlık emanetini kendinden bilir ki diye sorguya çekiyorum yüreğimi.
Neden perde olur ki kendine, görmek varken penceresinden dışarı baksa göreceği onca güzel göz varken… Yürümek varken nice kalbin kıyısında…
Topluyorum sonra tüm parçalarımı kıyılardan. Bir küçük noktaya dönüşüyorum, uzaklaşan gemiler ardından… Dönüp arkamı, yine gözyaşları biriktirdiğim sokaklarda buluyorum kendimi. Her bir adımımda başka bir pişmanlık resmi çiziliyor ayak izlerimden. Çıkarıyorum sonra ayakkabılarımı da… Yalın ayak gitmek istiyorum isimsiz yollardan. Sarılmak istiyorum boşluklara. İçimden geliyor işte…
Aşkla, sevgiyle doldurmak istiyorum bir yer kalmışsa kendimden. Çiçekler ekmek istiyorum gizlice topraklarına, içleri bozkıra dönmüşlerin… Gözlerini yükseklere dikmişken, yükseklerinin soğukluğunda bir şey yeşermez de, bilirim ancak; yaşamak, yaşatmak için umut gerek değil mi…
Âh gönlüm. Âh… Her şeyi çerçeveleten insan, zamanı saatlerle çerçeveletmişken avucunda ne saklarsın… Yanar durursun da susup yine içine akarsın…
Acılarını yalnızca yastıklarında uyutanlar, dinlemeyi bilir mi…
Dinlemek, Rabb’in en güzel rahmetlerinden değil mi…
Âh gönlüm âh… Dedim ya, sarılmak istiyorum… Sarılmak istiyorum veda edilenlere…
Ağlamak istiyorum bir veda taşı başında… Neyi gömdüklerini bilmeden, birbirlerini gömdüklerini sandıkları mezarlarda hangi güzellikler yatıyor, hiç biliyorlar mı…
İçimdeki taşları attım denize bu gece gönlüm.
Nereye düşeceklerini hiç bilmeden…
Baktığım hiçbir yeri görmeden…
Yine o bildiğin yere dönüyorum…
Hakan Artık
