Düşler Sokağı

“Düşler Sokağı”, ezan sesinin, kuşların, çınar ağaçlarının ve komşuluk ilişkilerinin şekillendirdiği huzurlu bir mahalleyi anlatıyor. Yazı, geçmişte kalan bu sıcak mahalle hayatı üzerinden çocukluğa, kaybolan zamana ve insanın özlediği değerlere dair bir hatırlayış sunuyor.

Hafif bir rüzgâr ve ikindi vakti… Ufukları mor bulutlar kaplarken, Çınarlı Cami’den ikindi ezanı yükselir. Dalga dalga her yana yayılır. İnsanların, kuşların ve ağaçların büyük bir huşu içinde dinlediği bu ses, adeta cennetten bir kesittir.

Küçük bahçeli evlerin oluşturduğu bu saadetli sokaktaki camiden, ikindi namazından sonra insanlar sokaklara taşar. Sokaklar heyecanlıdır; çoluk çocuk cıvıltıları insana pamuk şekeri tadı verir. Huzurun ve neşenin dolup taştığı bu sokakta herkes birbirini tanır, herkes birbirine sadece ismiyle hitap eder.

Sadece yemenin, içmenin hükümran olmadığı sokaklarda esnaflar kapı önlerine atılan iskemlelere oturur; gelen geçen kim olursa olsun selamlaşılır.

Caminin yakınında bir de çay ocağı vardır. Her dem taze çayın bulunduğu bu küçük mekân, hem ahalinin buluşma yeri hem de namaz saatini beklerken vakit geçirilen bir duraktır.

Çınarlı Cami; sokağı, bakkalı, manavı, kasabı ve şirin mimarisiyle kendi içinde mesut bir dünyadır. Cami bahçesindeki yıllanmış çınar ağacıyla semtin merkezinde kurulmuş olsa da, aslında dünyanın kıyısında bir mekândır. Küçücük bahçesinde birkaç ihtiyar, çınar gölgesinde, kuş sesleri arasında ezan vaktini bekleyerek sohbet eder.

Sonbahar yaklaşıp günler yavaş yavaş kısalmaya başladığında ağaçların yaprakları sararır. Cami avlusundaki çınar ve serviler yapraklarını çoktan dökmüştür. Kavak servileri ince, uzun boyludur; adeta “Elif” harfi gibi, birliğin sembolüdür.

Ağaçlardan tek tek düşen yapraklar her yeri kaplar, avlu halı gibi olur. Bu kocaman ağaçlar uzun dallarıyla sanki camiyi bekler.

Derler ki ağaçlar Kadir Gecesi secde eder. Öyle bir cezbeye kapılır, öyle bir dönmeye başlarlar ki Mevlevî meczup­ları gibi… Bazen toprağı, tozu kasırgaya çevirip camiyi kucaklar, içine alırlarmış.

Camiyi anlatıp minarelerdeki kuşları yazmamak olmaz. Akşamüzeri, güneşin son ışıkları cami avlusuna düştüğünde her yer kuş sesleriyle dolar. Kuş seslerine ben senfoni diyeyim, siz dua deyin; ezan bitene kadar sürer.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Göklerde ve yerde bulunan kimselerle, sıra sıra kanat çırparak uçan kuşların Allah’ı tesbih ettiğini görmez misin? Her biri duasını ve tesbihini bilir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilendir.” (Nur, 41)

Kubbe çevresinde bekleyen güvercinler güzel manzaralar oluşturur. Bu yüzden kuşları seven mahalle sakinleri Çınarlı Cami’nin ön kısmına birkaç kuş barınağı asmıştır. Böylece kuşlar, kışın soğuğundan korunacak bir yuvaya sahip olur.

Gün akşama dönerken sokaklar evlere çekilir. Sesler değişir; hayat, sakin akan bir huzur ırmağına dönüşür. Bacalardan ince gri dumanlar yükselir, kuşların telaşı başlar.

Yavaş yavaş sesler azalır. Ufukta kaybolan kuşların ardından akşam olur. Perdeler çekilir… Pencerelerde ışıklar yandıkça evler şenlenir. Tek katlı evlerden neşeli konuşmalar taşar; sıcak bakışlar ve gülümsemeler sonsuza dek uzanır.

Güneş batmış, gün akşama dönmüştür. Herkes gün boyunca bir şeyler biriktirmiştir: üzüntüler, kederler, umutsuzluklar, haksızlıklar… Evler artık günün bütün yorgunluklarının unutulduğu birer sükûnet limanıdır. Bu sükûtta, gecenin en tenha vaktinde, Dede Efendi’nin hicazkâr bestesi ruhlara bir musiki faslı gibi yayılır.

Çocukların gökyüzüne açılan avuçlarına masmavi yıldızlar yağdıran, yakamoz gülüşlü gecelerde o derin ışığı görmek mümkün olurdu.

Nerede olursak olalım, sokağımızın özlemi hep içimde yaşar. O camideki kuşların kanat çırpışlarını, ağaçların yaprak sallayarak beni çağırdığını duyar gibi olurum.

Remzi Kokargül