İnsan bu dünyada pek çok şey olmaya çalışıyor.
Başarılı olmaya…
Güçlü olmaya…
Zengin olmaya…
Takdir edilmeye…
Alkışlanmaya…
Fakat nedense en kıymetli sıfatlardan biri, gürültünün arasında sessizce kayboluyor:
“Güven veren insan olmak.”
Ne gariptir ki bugün insanın en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri güvenken, en çok kaybettiği şey de yine güven oluyor.
Öyle cümleler dolaşıyor ki dilden dile:
“Babana bile güvenme.”
İlk duyduğunda tedbir gibi geliyor.
Oysa biraz düşününce insanın içini acıtıyor.
Bir çocuğun dünyasında babası, güven demek olmalıydı.
Annesi, sığınak demek olmalıydı.
Ev, insanın korkularını dışarıda bıraktığı yer olmalıydı.
Biz ise çocuklara, daha hayatın başında herkesten şüphe etmeyi öğretiyoruz.
Belki de bu yüzden insanlar büyüyor ama içlerindeki çocuk hiç huzur bulamıyor.
Oysa mesele “kimseye güvenme” demek değildir.
Asıl mesele, güvenilecek insan olabilmektir.
Bir baba, evladının korkmadan yanına gelebileceği bir baba olabiliyor mu?
Bir anne, çocuğunun yanlış yaptığında bile kaçmadan sığınacağı bir anne olabiliyor mu?
Bir dost, sırrı emanet bilen bir dost olabiliyor mu?
Bir eş, en zor gününde bile diğerinin omzuna başını koyabileceği bir insan olabiliyor mu?
İşte soru budur.
Çünkü güven, sözle kurulmaz.
Hayatla kurulur.
Her verilen sözde…
Her tutulan emanette…
Her doğru davranışta…
İnsan biraz daha güvenilir olur.
Ne yazık ki çağımızın en büyük hastalıklarından biri, insanın önce kendini terk etmesidir.
Daha çok kazanmak için doğruluğunu satar.
Daha rahat yaşamak için vicdanını susturur.
Küçük bir menfaat uğruna karakterinden vazgeçer.
Sonra dönüp insanların güvenilmezliğinden şikâyet eder.
Oysa insan, en önce kendine ihanet ettiğinde kaybeder.
Kendine güvenmeyen, başkasına nasıl güven verebilir?
Belki de dünyayı değiştirecek insanlar, en güçlü insanlar olmayacak.
En zengin insanlar da olmayacak.
Belki de dünyayı ayakta tutacak olanlar; sözüne güvenilen, emanete sahip çıkan, adaletli davranan, merhametini kaybetmeyen insanlar olacak.
Çünkü insan bazen uzun nutuklar değil, tek bir güvenilir insan sayesinde yeniden ayağa kalkar.
Bir öğretmen…
Bir doktor…
Bir komşu…
Bir arkadaş…
Bir anne…
Bir baba…
Hayat bazen tek bir güvenilir insan sayesinde yeniden yaşanabilir görünür.
Elbette kimse kusursuz değildir.
Güven veren insan, hiç hata yapmayan insan değildir.
Yanlış yaptığında özür dileyebilen…
Haksızlık ettiğinde telafi edebilen…
Doğruyu menfaatine tercih edebilen insandır.
Çünkü güven, kusursuzluğun değil; dürüstlüğün meyvesidir.
Belki de insan kendine her sabah şu soruyu sormalıdır:
“Bugün kaç kişi bana güvenebilir?”
Evladım…
Eşim…
Dostum…
Komşum…
Bana emanet edilenler…
Ve en önemlisi…
Ben kendime güvenebilir miyim?
Çünkü insanın ilk emaneti kendi vicdanıdır.
Vicdanına ihanet etmeyen, bir gün mutlaka insanların da güvenini kazanır.
Ben artık herkesi değiştirebileceğime inanmıyorum.
Kalpler zorla güzelleşmiyor.
İnsan, iyiliği ancak kendi isteğiyle seçiyor.
Ama şuna bütün kalbimle inanıyorum:
Bu dünyada güven veren insanlar çoğaldıkça, korku biraz daha azalacak.
Çocuklar biraz daha huzurla büyüyecek.
Evler biraz daha yuva olacak.
İnsanlar biraz daha insan kalacak.
Belki de bize düşen, dünyayı tek başımıza değiştirmek değildir.
Ama yürüdüğümüz yolda, insanların içinden şu cümleyi geçirebilmektir:
“İyi ki böyle insanlar hâlâ var.”
Ve bazen, bir ömrün en büyük başarısı da tam olarak budur:
“Güven veren bir insan olarak yaşamak…”
Vesselâm…
Emine Savaş
