“Kimin kardeşine karşı yaptığı bir haksızlık varsa, (ahirette) iyiliklerinden alınıp ona verilmeden önce (dünyada iken) onunla helâlleşsin. Çünkü kıyamette ne bir dinar ne de dirhem vardır. Şayet o hakkı karşılayacak iyiliklerinden bulunmazsa, kardeşinin kötülüklerinden alınır ve o haksızın üzerine atılır.” Hadis-i Şerif (Buhârî, “Rikâk” 48)
KARDEŞLİK İMTİHANI
Günlük yürüyüş performansımı tamamlamak için harekete Çamlıca kız lisesinin oradan başladım. Halitağa çeşmesinin olduğu köşeye gelince araçların arasından zar zor sıyrıldım karşı kaldırıma geçince gayri ihtiyari derin bir nefes verip etrafıma bakındım, turşucunun önü sıra olmuştu, turşuya kış aylarında sağlıklı beslenme adına daha çok talep oluyor, şimdilerde Z kuşağındakilerde turşuyu doğal bir probiyotik olduğu için daha çok tüketmeye başladılar. Turşucular sıcakların başlaması ile Nisan ayı dükkanı kapatıp perakende satışlara ara verir, yeni ürünler için hazırlıklara başlarlar ve de soğuklar başlayınca Eylül ayın da rengarenk şifa lezzet dolu tezgahlarını hizmete açarlar. Turşu sağlıklı beslenmeye katkıları sebebi ile tarih boyunca Anadolu mutfağının en eski ve köklü yiyeceklerinden biri olmuştur. Tam acılı turşu suyunun hayalinin ağzımın florasını değiştiren düşünceler içinde iken..
Aniden bir bağırış duyunca gayri ihtiyari artık akmayan çeşmenin önünü mekan tutmuş Kocaman El arabasında mevsimin meyvelerini satan koyu çerçeve gözlüklü kalın bıyıklı satıcının müşteriye sert biçimde çıkıştığını gördüm.
-Seçmek yok ben veriyorum sırasını bozmayın meyveleri eziyorsun..
Her ne kadar haklı sebeple söylese de üslup manayı bozuyordu. Müşteri hayırlı işler bile demeden geriye dahi bakmadan elindekini bırakıp Yel değirmeni yoluna devam etti.
Bende Eşofmanımın fermuarını iyice kapatıp sahile inen yoldan yürümeye devam ettim. Genellikle böyle zamanlarda aklımıza hayatımızın geçmiş dönemleri bugünü yarını hızlı tempoda geçit resmi misali art arda gelir kararlar alınır, kafadaki soru ve sorunlara cevap aranır. işte benim de o gün yani 19 yıl önceki çocukluk dönemimizde aile içinde iki abim arasın da geçen fırtınalı bir dönem olarak adlandıracağımız bir hatıramız gelmişti…
Biz Samsun’dan İstanbul’a gelip yerleşmiş işinde gücünde altı kişilik bir aile idik, tabi birde küçük yaşta kaybettiğimiz Evimizin en küçüğü Songül kardeşim vardı. Songül’ümüz simsiyah ve oldukça gür sağları ile doğmuştu, sanki kafasında peruk varmış gibi ve ilk defa çocuk kokusunun bu kadar güzel olduğuna görünce Annem bana “Bak İsmail peygamberimiz (s.a.v.) hadis-i şerifinde Cennetin kokusunu duymak isteyenler çocuklarını koklasın” diyerek bana o günden beri halen hafızamda dipdiri duracak sözü söylemişti. Kardeşim çok yaşamadı onun gül kokulu bedenini aile kabristanına gömmüş idik fakat o günden bu yana kokusu da sevgisi de tüm ailenin içinde var olmaya devam etmektedir… Kız kardeşime isim arar iken en büyük abim Taha “İsmail senin bulduğun Songül ismi çok güzel benim de kabulüm” deyince bizimkiler de; “Tamam hadi bakalım Songül olsun diyerek tasdiklediler.”
Annem babama dönerek;
-Teyzelerini de çağıralım dayısı da gelsin Sende Celal dedesini ara davet et Perşembe akşamı ismini verelim dedi. Böylelikle işin adı konulmuş program yapılmıştı. Babam “Bebek doğduktan en geç 1 hafta sonra ismini vermek ve bu işi yakın akrabalar aile büyükleri ile verilmesi bizim Milli dini adetlerimizdendir berekete vesiledir” diyerek sürece anlam vermişti
Küçük abim Cevat ise “kalabalığa ne gerek var biz bize otursak olmaz mı” deyince Yine babam devreye girdi “Bak Cevat’ım böyle olaylar aile ve Sıla i rahime dahil olanların muhabbetine vesile olur… Biliyorsun sıla-i rahim soydan dolayı akraba olan herkestir. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: demiş ve ardından “Akraba ilişkisini kesen, cennete giremez.” eklemişti.
Biz Babamızın ve Annemizin inci tanesi öğütleri ile böylece büyütüldük, şimdilerde en ufak maddi ve ya şahsi meseleler de fedakarlık hep karşıdan beklenince ipler gergin oluveriyor. İşte halen bir mana veremediğim ve benim sizlere anlatmak istediğim aile içi kırgınlıklara kötü örnek olacak bir olay da Fuat ağabeyim ile Cevat ağabeyim arasında olmuştu. Biz ne olduğunu anlamadan Cevat ağabeyim bir yıl içinde gergin olan ipleri bir kılıç darbesi ile kesip atmış ve Bursa’ya yerleşmek için babamı ve Fuat abiyi ikna etmek için sebepleri sıralıyordu.
Babam sessizliğini tarafsızlık bozulmasın diye araya girip çözüm olayına kayıtsız kalmış gibi görünerek Annem üzerinden düşüncelerini her iki tarafa da usulca iletmişti. Çünkü mevzu iki kardeş arasın da maddi bir konu idi. İki abim de birlikte çalışıp kazanıyorlardı. Ahşap Marangozluk hizmetleri veriyor. İnşaatlara kapı pencere mutfak dolaplarını yapıyorlardı. Gelirleri iyi idi, ne olduysa Fuat abi kendi imkanları ile borç harç PVC işine de girdi dolayısıyla geliri ve de hayat konforu da öylece arttı. İşte ne oldu ise ondan sonra oldu. Aslında büyük abim Fuat Cevat abiye ikinci işi PVC atölyesini birlikte açmalarını Cevat abiye teklif etmiş o da gereksiz olduğunu bu işi daha büyütelim diyerek ikinci bir girişime taraf olmamıştı.
Abilerim işyerlerini babam bunlara yol verdikten sonra yani hadi bakalım sizde kendinize ya iş bulun ya da iki kardeş birlikte bir atölye açın burası üç evi geçindirmez izni ile açmışlardı. Atölyeyi açmaları yedinci yıl olmuştu, İki kardeş üretim de sırt sırta verip kapı pencere mutfak gibi inşaatın ince kısımlarından denilen ürünlerini hazırlar. İş montaja geldiğin de hem taşımaya hem de montajda destek olması için dışarıdan yardımcı eleman alırlardı. Tabi yevmiye yani günlük ücretli o kişi bazen bir Afgan-Türkmen olur bazen de Resmi işlerde çalışıp vakti saati uygun olan kişilerden seçerlerdi. Bunların içinde en çok da kısa süreli olarak Kalp hastalıkları Hastanesin de vardiyalı çalışan 40 yaşların da ki Maraşlı Ökkeş isimli kişi işe gelirdi. Bazen bana da atölyede görev verirlerdi fakat hep makinadan uzakta ve ağır olmayan işlerdi bunlar. O gün soğuk ise limonlu ıhlamur sıcak ise de dondurma mutlak hak ediş olarak ikram ederlerdi. Yani adam akıllı abilik olarak vazife yaparlardı. Ben üç abime de saygı ile bağlı idim onlar da bana sevgilerini her fırsatta koruyarak ikram ederek, alış verişe çıkar iken beni de yanların da götürerek cömertçe gösterirlerdi hatta kendi aralarında yarışır gibi “hadi bakalım duaların da … abini de unutmazsın artık” derlerdi..
İşte her iki abimin de böylesine uyumlu bir çalışma içerisinde bile aralarında ki bu anlamsız çatışmanın çözüme kavuşmuş olmaması hatta gerginlikler olmaya başladığı haberleri duyulmaya başlaması, Böylelikle babam için iki kardeş arasında yapılmış sözlü atışmanın fiili kavga olayın mihenk taşını çatlatmaya gideceğinin tehlikesi işareti oldu..
Babamın abilerime tanıdığı ve kendince tayin ettiği süre bitmiş ki Çarşamba günü kahvaltı yapar iken Anneme “Pazar akşamı Güzel bir Bol malzemeli kara lahana çorbası ve yanın da hamsili pilav hazırlayalım çocuklara tembih et her ikisi de evde olsun Cevat efendinin Bursa’ya gidiş işini istişare yapacağız..” dedi. Babamın eski marangoz ustası olarak her iki abimin üzerin de Maddi manevi emeği vardı. E tabi ki dürüst namuslu sözünün eri bir esnaf olarak da çevresinde sayılan sevilen bir insandı. Esnaf veya komşular arasında dahi bir anlaşmazlık da kız isteme gibi işlerde çevresinde kendine itimat edilen bir Müslüman şahsiyetti. Hatta Benim yine abilerimin dükkanın da olduğum bir günde üst komşumuz Zafer öğretmenin abilerime konuşur iken ben bizzat ağzından duydum. “Senin baban Mehmet Nuri göründüğün de Allah’ı hatırlatan Konuştuğun da Hakkı anlatan bir ağabeyimizdir. Bu güne kadar aldığı hiçbir işi geç ve ya eksik teslim etmemiştir kahveci Rıfat’ın bir yatak odası işi vardı. Ramazan bayramına yetiştiremem dedi ve işi almadı.”
Gün dediğin nedir ki ömür bir göz açıp kapayıncaya kadar geçip gidiyor. İşte o gün geldiğin de bizlerde ki ümit ışığı yüzümüzü aydınlatmış gönlümüze baba ocağının sıcaklığında gülümseten bir rahatlık vermişti. Çünkü biz hepimiz biliyoruz ki Babamız en adil çözümü tarafları tek tek dinleyerek verecekti… Yemekler yenilip çaylara vakit geldiğin de babam her zaman ki koltuğunda yerini almıştı.
Gözümüz televizyonda ki Soykırımcı İsrail’in bombalar ile enkaz haline getirdiği Gazze ve mazlum çocukların üzerinde takılı kalmıştı. Filistin’in özgürlük mücadelesi uğrunda yapmış oldukları destansı direniş kalbimizde açtığı yaralar ruhumuzda ki suçluluk duyguları ile çaresizlik ile baş başa bırakılmış idik… Babam bana “kapatalım şu pişmanlıklarımızı İsmail”
Bir müddet hiçbir şey konuşamadık. Neden sonra Babam biraz Siyonizm ve sapkın Siyonistlere verip veriştirdikten sonra, Filistin halkının kurtuluşu ve İslam birliği için dua etti ve “Evet Haydi bakalım kim ne anlatacak ise dinleyelim bakalım..” dedi.
Bu başlama startını takiben önce Fuat abim sonra da Cevat abimi sözlerini kesmeden kestirmeden dinledik. Tabi ki konuşmada muhatabının itham ve saygısızlık cümleleri kati olarak kullanılmıyordu. Hak takip edilir iken Aile hukuku çiğnenmemeye gayret edilmekte idi.
Babam sözlerine tane tane sözleri hepimize bakarak şöylece başladı..
“Bizim yetiştiğimiz Anadolu kültürümüz de ev halkıda dahil olmak üzere yakın olan mahalleli akraba çocukları ile de hep derin manalı ve karşındaki gencin/çocuğun anlamasına kendi kendinin hatasını görmesine fırsat sağlayacak üslupla konuşulurdu. İsmiyle hitap etmek olmazsa olmazlardandı, konuşmanın sonun da mutlaka konuşan kişinin kadın/erkek olmasına bağlı olarak hep büyüklere selam gönderilirdi. Çünkü bilinir ki özgüven sahibi olmasını isteyen çocuğa olmasını istediğiniz kişi gibi davranmak esastır. Mesela paşam dersen paşa gibi Aslanım dersen aslan gibi hitap etmek şarttır. Sürekli kötü unvanlar ile ve de aşağılayan biçimde sevgi gösterileri ile ancak onun içinde kötülük tohumları atmış olursunuz. Gönülleri fethetmek ancak asil düşünceli insanların hareketleridir. Hele bir de bir çocuk kalbini kazanmak geleceğe sevgi gölgesi olan ağaç dikmek gibidir.” Dedi ve devam etti
“Şimdi ben kendi kendime soruyorum ben acaba nerede hata yaptım da siz birbiriniz ile aşırıya kaçan sözler ve haddi aşan hareketler ile aile bütünlüğünü ebediyen bozacak tartışmalara giriyorsunuz. Madem mevzu ticaridir çözümü de ticari olmalıdır, hiçbir şekilde kaba hareketler ile çözüm taraftarı değilim ve babanız olarak rızam yoktur. Aile olmak veya Aile kalmak için haklı olmak tek başına yetmez, bazen haklı iken de veren taraf olmak gerekir. Mal bölünür, gönül bölünmez. Sel gider kum kalır El gider kardeş kalır”
“Benim size önerim PVC işine yapılan masrafın yarısı kadar Cevat borçlanacak ve işinizi yine eskisi gibi ortak kar kazanç üzerine yürüteceksiniz” diyerek asıl çözümü ortaya koymuş oldu.
Fuat abim.. “Rabbim aramızda ki varlığını daim etsin Babam, sen ne dersen ben kabul ediyorum” Cevat abimin yüzü gülmüştü kalkıp sarıldılar, Babamın Annemin ellerini öptüler.
O meyve satıcısı ile Cevat abimin üslupsuz sözleri ipleri koparan hareketleri birlikte geldi akılıma; Bir cümleyle bir müşteriyi, bir sözle bir kardeşi kaybetmenin ne kadar kolay olduğu geldi.
Bugün ben 68 yaşınayım sağlıklı kalmak için günlük performanslarıma ve yiyecek içeceklerime çok dikkat ediyorum. Ortanca abim Fuat iki kere kalp krizi geçirdi ve 48 yaşında iş göremeyecek şekilde inme geldi, sağ el ve biraz da sağ ayak da felç oldu. Cevat abim işe devam etti Fuat abimin Ümit adında ki oğlunu yanına aldı atölyede beraber çalışmaya devam ediyorlar. Fuat abimin kızı Kübra’yı da okuttu iç mimar diploması ile kendi çalıştıkları bir hemşerimiz inşaat firmasına yerleştirdi. Babamız Annemiz vefat edeli 13 yıl oldu. Taha abim yıllarca berber olarak çalıştı şimdi halen sağlıklı, Yalova’ya yerleşti. Yazları ve bayramları orada toplanmaya devam ediyoruz. Babamı annemi ve Songül kardeşimi özlüyor ve sevgi ile hatıraları ile aynı alem de olmasak da bir arada yaşamaya devam ediyoruz.
Mustafa Hakki Sezgin / 01 OCAK 2026
