• İhsan Kurt ile Mülakat  
    İhsan Kurt ile Mülakat  
  • Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
    Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
  • Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
    Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
  • Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
  • Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
    Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
  • M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
    M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
  • Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”

YAZARLARIMIZ

Büşra Cansız
Büşra Cansız
Eklenme Tarihi: 6 Eylül 2021, Pazartesi 02:54 - Son Güncelleme: 6 Eylül 2021 Pazartesi, 02:54
Font1 Font2 Font3 Font4
Zulüm Var

 

 

 

Farkında mıyız, dünya ellerimizin arasından kayıp gidiyor! Belki de çoktan gitti. Bencilliğimizle, tembelliğimizle, hırsımızla, körlüğümüzle ve kötülüklerimizle mahvettik dünyayı. Yaşanılmaz bir hale getirdik. İki dünya savaşı, milyonlarca ölüm gördük de hala akıllanamadık. Çok çabuk mu unutuyoruz yoksa hatırlamak mı istemiyoruz bilmiyorum…

 

Bir şeyleri eleştirmeyi hep çok sevmişizdir ya geçmiş mesela: “Nasıl böyle savaşlar yaşanabildi?  İnsanlar bu kadar aptal mıydı? Neden izin verdiler ki?”

 

Gelecekte bizim hakkımızda sorulacak soruları düşünüyorum da durum çok daha vahim: “Nasıl bu kadar bencil olabildiler? İnsanlar ölürken neden sustular? Dünyayı nasıl bu kadar kirletebildiler? Gerçekten açlıktan ve susuzluktan insanların ölmesine göz mü yumdular, hem de bunca zenginliklerine rağmen? Bütün zulümleri görmelerine rağmen, hiç kimse bir şey yapmadı mı?”

 

Hep mi böyleydi insanlık yoksa teknolojinin bizi getirdiği nokta mı bu bilmiyorum. İnsanlık ürettikçe, kazandığını zannettikçe daha çok kaybediyordu. Bildiğim bir şey var ki bu yüzyıl insanlık tarihinin en karanlık yüzyılıdır. İki dünya savaşını sığdırmış yirminci yüzyıldan da daha karanlık. Her geçen gün sonumuzu hazırlıyoruz sanki bilmeden.

 

İnsanlar ölüyor susuyoruz. Ülkeler yaşanılmaz hale getiriliyor görmüyoruz. Değerlerimiz yok ediliyor alışıyoruz. İnsanlar yaşayacak toprak bulamıyor umursamıyoruz. Çocuklar diyorum çocuklar ölüyor biz çığlıklarını duymuyoruz. Hem de her şey gözümüzün önünde, o dev ekranlarda yaşanmasına rağmen. Film izlermiş gibi izliyoruz sadece. Bir iki üzülüyoruz belki de vicdan yapıyoruz azıcık. Sonra hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ben, sen, biz, hepimiz!

 

Ne uğruna peki? Bunca kötülük neden yaşanıyor? Kimlerin hırsının kurbanı oluyoruz? Bu soruların cevabını düşünemeyecek kadar kendi hayatımızla meşgul edilmiş durumdayız. Oysa bu dünya ahiretin tarlası değil miydi? Neden sadece bu dünyayı düşünür ve yaşar olduk? Bir büyülü el var ki ne zaman görmeye başlasak hemen perde indiriyor gözlerimize. Doğru ile yalan, iyi ile kötü birbirine karışıyor. Oysa gerçek bir, hakikat ortada. Neden göremiyoruz?

 

Çok okuyoruz öyle değil mi? En iyi okullarda eğitim görüyoruz. Diplomalar alıyoruz. Kendimizi her alanda geliştiriyoruz. Bir dil değil, iki-üç dil birden öğreniyoruz. Ama acı çeken bir insanın ne dediğini anlamıyoruz. Çok bilgiliyiz, her şeyin en iyisini biliyoruz ama dünyada hala masum insanlar gözlerimizin önünde yok olurken neden olduğunu düşünmüyoruz. Sahi neden düşünmüyoruz?

 

Düşünürsek eğer Doğu Türkistan, Arakan, Suriye, Filistin, Libya, Yemen gibi ülkelerin de olduğunu hatırlarız mesela. Burada yaşayan insanların da en az bizim gibi yaşaması gerektiğini. Bu topraklarda doğan bebeklerin de batıda doğan bebekler gibi gülmesi gerektiğini. Çocukların mermilerle ve bombalar ile değil de oyuncakları ile oynaması gerektiğini.

 

Gazetelere baktığımda gördüğüm bir haber: “Doğu Türkistan'da Uygur Türklerine yapılan zulmün her geçen gün yeni boyutları ortaya çıkıyor.” İnsanın insana ettiği zulmün boyutlarını okudukça insan olmaktan utanıyorum. "Sorgulama sırasında ağır işkence gördük, ufacık hücrelerde çok sayıda insan bir arada tutulduk ve kimilerini intihara sürükleyen Komünist Parti rejiminin acımasız uygulamalarına maruz kaldık." "İnsanların kamplardan salındığı söyleniyor, ama bana göre kamptan çıkanlar bitik durumda. Amaçları herkesi yok etmek. Herkes bunu biliyor."

 

Bu zulümleri yapanlar ile ben aynı türden olamam, olmamalıyım. Okuması bile korkunç olan böylesi haberleri yaşamak zorunda kalan insanlar var hala bu zamanda; bizim en ufak bir şeyden mutsuz olduğumuz bu zamanda…

 

Yaşamanın değerini ne zaman idrak edeceğiz?

İnsan olmanın erdemini ne zaman kavrayacağız?

Bu dünyada sadece bir misafir olduğumuzu ne zaman anlayacağız?

Peki, zamanımızın kalmadığının farkında mıyız?

 

 

           

 

 

 

 

 

 

 

 

 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN