• Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 11 Ocak 2019, Cuma 09:01 - Son Güncelleme: 11 Ocak 2019 Cuma, 09:05
Font1 Font2 Font3 Font4
Yunus gibi

Bütün ervah ve kulûbun dalâletten neş’et eden ıztırabat ve keşmekeş ve ıztırabattan neş’et eden mânevî elemlerden kurtulmaları, bir tek Hâlıkı tanımakla olur.
Bediüzzaman


Yaratan’ı bilmemek en büyük cehalet…
Yaratan’ı tanımamak en acı ıztırap…
Yaratan’a yönelmemek en önemli kayıp…
Yaratan’ı bulmamak, telafisi imkânsız mesele…
Yaratan’dan uzak yaşamak, en uzun mesafe…
Yaratan’ı anlamamak, hiçbir şeyi anlamamak…
Yaratan’a yabancılaşmak, tarifsiz bir yabancılık…
Yaratan’ı anlamamak, anlamak istememek, idrakin kilitlenmesi…

Üstad Bediüzzaman’ın hiç bir cümlesi olmasa dahi, yalnızca yukarıdaki cümlesi bile, insana dair en önemli tespiti ortaya koyuyor. Bu cümleden kendi anladığımızı özet olarak ifade etmeye çalışalım:
Bütün ruhların ve kalplerin; sapkınlık, sapıklık, ıztırap, keşmekeş ve manevi acılardan kurtulmaları, bir tek Yaratan’ı tanımakla olur.
Bu kadar açık, bu kadar net.
İnsan, bir ömür boyu pek çok önemli hedefin peşine düşebilir.
Para, mal, mülk, servet edinebilir.
Bilim ve sanatta büyük başarılara imza atabilir.
Kariyer olarak gerçekten takdir edilecek mesafeler almış olabilir.
İnsan, keşifler, icatlar, buluşlar yapar… Üretim, yatırım, istihdam gerçekleştirebilir.
Ama aynı insan, Yaratan’ı tanımamışsa; ıztırap, keşmekeş ve manevi acılar içinde kıvranıyor demektir.
Evet, bugün, Yaratan’ı tanımayan insanın yaşadığı ve yaşattığı ıztıraplara tanık oluyoruz.
Sonu gelmeyen krizler, kaoslar, bunalımlar… Yalnızlaşma, yabancılaşma… İklim değişiklikleri, çevre felaketleri… Ekolojik dengelerin bozulması… Ötekileştirme, değersizleştirme… Sahipsiz-başıboş bir insan, hayat, dünya ve kâinat tasavvuru… Silahlanma çılgınlığı, tüketim çılgınlığı… Fertteki, toplumdaki bunalımlar…
21. yüzyılda insanlığın elde ettiği muazzam bir bilgi, teknoloji ve servet birikimi var. Bu büyük birikim, maalesef insana hizmet etmiyor, insanın dev problemlerini çözmüyor. Tam aksine, bütün imkânlar dünyayı tahrip etmekte kullanılıyor. İmkânlar arttıkça, insan daha da yalnızlaşıyor, yabancılaşıyor, fakirleşiyor, cahilleşiyor.
Bir Yaratan’ı tanımayan, sevmeyen insan, yaratılmışları sevebilir mi? Anlayabilir mi?
Severse ne kadar sever? Anlarsa ne kadar anlar?
Bir Yaratan’dan habersiz insan, ideolojilerle düşünür.
Bir Yaratan’dan habersiz insan, esaslı ölçülere, şaşmaz kriterlere sahip değildir.
Bir Yaratan’dan habersiz insana göre, insan insanın kurdudur.
Bir Yaratan’dan habersiz insana göre, kuvvetli olan, haklıdır.
Bir Yaratan’dan habersiz insana göre, zayıflar elenir, kuvvetliler ayakta kalır.
Bazı örnekler verelim:
Lenin, Stalin, Karl Marx… Troçki, Mao Zedung… ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Almanya…
Sigmund Freud, Charles Darwin, Isaac Asimov… Adam Smith, George Soros, Warren Buffet…
Evet, bunların hiç biri hakiki Allah inancına sahip değildi… Hâlâ sahip değil.
Hattâ pek çoğu Allah’a düşmandı.
İşte biz hâlâ ne yazık ki bunların şekillendirdiği seküler bir dünyada yaşıyoruz. Vahşi rekabetin, para ve silahın, sınırsız eğlencenin, hız, haz ve ayartının geçerli olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Kan ve gözyaşı ile kuşatılmış bir dünyada.
Oysa asıl olması gereken dünya şöyle olmalıydı:
Çocukların, ihtiyarların, zayıfların, hastaların, çaresizlerin, öksüzlerin, yetimlerin, sahipsizlerin korunup kollandığı bir dünya… Topyekün varlıkların, havanın, suyun, toprağın, canlıların, ekolojinin, floranın değer gördüğü, korunduğu bir dünya… Bilgi, teknoloji ve ekonominin, insanın hizmetine verildiği bir dünya…
Bizim Yunus ne diyordu?
“Sordum sarı çiçeğe
Annen baban var mıdır?
Çiçek eydür derviş baba
Annem babam topraktır.”
Evet, hakiki imanı elde etmiş Yunus’un sarı çiçekle sohbetini dinliyoruz o enfes ilahide… Kâinatı bir kitap gibi okuyan, bir arkadaş gibi sarı çiçekle konuşan Yunus…
Yunus gibi bir kalbe…
Yunus gibi bir gönle…
Yunus gibi bir fikre ihtiyacımız var…
Bugün dünyanın tam olarak bu bakış açısına ihtiyacı var.
İnsan, çok büyük bir mucize-i kudret…
İnsanın merakı, potansiyeli büyük…
İnsan, gerçeği, hakikati talep eden muazzam bir varlık.
İnsan, insanca yaşamak isteyen bir varlık.
İnsan, kâinatın gözbebeği…
İnsan, Allah’ın en büyük mucizesi…
İnsan, gerçekten ne aradığını bilmek, anlamak zorunda…
İnsan, gerçekten aradığı şeyi bulmak zorunda…
İnsanın gerçekten aradığı ne olabilir?
Daha çok para mı, daha fazla bilgi mi, daha büyük kuvvet mi, daha başka bir şey mi?
Aranan şey doğru yerde aranmazsa, arayışlar, problemler, bunalımlar, kaoslar, çaresizlikler devam edecek.
Üstad Bediüzzaman’la noktalayalım:
“İşte, mahiyet-i insaniyedeki merak ve taleb-i hakikat cihetinden gelen nihayetsiz ıztıraptan kurtaracak, yalnız tevhid-i Hâlık ve marifet-i İlâhiyedir.”


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN