RÖPORTAJLAR
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat

Yıkma Gönül Mabedini Yıkılan Sen Olursun
Eklenme Tarihi: 6 Kasım 2020, Cuma 01:36 - Son Güncelleme: 6 Kasım 2020 Cuma, 01:40
Font1 Font2 Font3 Font4



Yıkma Gönül Mabedini Yıkılan Sen Olursun
Erkam Yıldırım

 

 

Bir Muhammedî âşık olan Hz. Mevlana’nın, “Gönül, gönüldür olsa da göğsünde bir kahbenin onu yıkan gitmesin tavafına kabenin” deyişi ile başlamak gönül yolculuğunun ne kadar kıymettar ve ulvi olduğunun bir ispatıdır. Gönül, naz ile kıymetleşir, kendini bilmek ile ulvileşir ve edep ile güzelleşirken, bu yolculuğun kokusu bir cennet bahçesinden gelen rayiha gibi en çorak çöllerde bile bir vaha gibi kendine yer edinir. İnce ince çiseleyen yağmur taneciklerinin düşüşü gibi narin bir acı verse de o acı içindeki kıymettar meyveye ulaşmak adına bir bade tadında tattırılan letafetlerin bir insicamıdır. Bu derin ve zerafetli insicamı bozmak, bozdurmak veya kıymak gönül yolculuğunda bir beşikte büyüyen nazdar bir bebek gibi o bebeğin masumiyetine leke sürmektir.

 

Buraya kadar ifade ettiğimiz cümleler doğrultusunda, Anadolu’da eskiden beri var olan ve tekkelerde sorulan iki soruya gelelim şimdi. Neydi bu sorulan sorular? Birincisi “Bugün gönül kırdın mı” ikincisi ise “Bugün namaz kıldın mı?”

Birinci sorunun cevabı eğer “Evet” ise ikinci soru sorulmazdı. Zira atalarımızdan miras aldığımız edeb ile gönle bakışımız şöyledir: “Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil!” Bu düstur, gönlün ne kadar özel, önemli ve şahenşah bir değer olduğunu bir kez daha bizlere göstermiştir. Gönlün tasviri bir aynaya benzetilirse onun içi sen, senin için o olur. Onu güzelleştirirsen, sen de güzelleşirsin. Zira gönül evvelde senin içindedir. Sen gönlün duvağını kaldırdıkça o da, senin için ve senin içinde olur. Misalen karşında bir ayna var, elinde tırtıksız bir tarak, fön makinesi vs güzelleştirici aletler var. Ve sen kendini kırılgan bir aynada güzelleştirmek için karşısına geçtin. Bir süre sonra güzelleştin ve aynaya tekrar baktın. Kur yaptın kendine, gülümsedin. İşte o ayna içinde, var olan sensin. O aynanın içinde varlığına gülensin. “Var’ım evet varım, burdayım!” diyerek varlığını ayn-el yakîn bir şekilde tecrübe ederek ispat edensin. Her gün bıkmadan karşısına geçtiğin ayna ile olan münasebetin derinleştikçe bu aynanın sadece seni değil bir başkalarını da hatta bütün alemi gösterdiğini ve onlarında varlığını ispat ettiğini ve o aynanın ne kadar kırılgan olduğunu hakk-el-yakîn bir şekilde öğrendiğinde aynanın ardındaki perdeleri peyderpey kaldırarak vukufiyet derecenin arttığını idrake sevk olunursun. İşte içinde var olan böyle bir aynanın kırılması veya kırdırılmasının, Sadi-i Şirazi’nin beyitlerinde geçen “Gönül yarasından sakınmak gerek / Ki yoktur onun cihanda merhemi” deyişi ile bir gökyüzü gibi bin bir alemi içinde barındıran gönül aynasının bir aleminin kırılması veya yıkılması diğer binler alemlerin kırılması veya yıkılması ile eşdeğer tutulmuştur. Zannımca bu yumuşak ve iyimser bir bakış açısıdır. Zira devamında dile getirdiği: “Elinden gelirse gönül yıkma ki / Yıkık gönlün ahı yıkar alemi” demesindeki sebep ise; karşısında bulunduğun aynanın kırılması veya kırdırılması; hem senin, hem diğerlerinin hem de kainatın varlığının ve ispatının bir anda ortadan kalkarak hercümerc bir şekilde sönmesiyle ‘bir’leştirilmiş, bir öz ve maya şeklinde tabir ve tasvir edilmiştir. Hatta daha derinlemesine girdiğimizde; bu kainatın özü ve mayası Hz. Muhammed’den hasıl olan muhabbetle ve aşk ile yoğrulduğundan ve her zerre ve insanda gönül olduğundan ve bu gönülde aşkla ve muhabbetle süslenen kainatın yegane varlığı Hz. Muhammed olduğundan gönül yıkmak ile kabeyi yıkmak arasında böyle bir bağ kurulmuştur. Yani, tabi zannımca, bir insanın veya bir varlığın gönlünü yıkmak ile Hz. Muhammed (SAV) gönlünü yıkmak aynı zamanda Yüce Allah’ın (c.c) evi ve mabedi olan kabeyi yıkmak anlamında kullanılmıştır.

 

Bu çerçeveden hareketle; “Ne olduklarını bilmeyenler ne dediklerini de bilemezler” diyen Paul Valery’nin dikkate bıraktığı nazarı fikrettiğimizde yukarıda bahsedilen ayna tasavvuru ile yeniden yola çıkarsak eğer, aynada var olan kendisinin, tarifini ve tasvirini tahayyül etmeyen biri karşısında, binler aynada olsa da kendini tanıyamaz, kendini tanıyamayan, kendini tanıtamaz yani özüne saygı duymayan bir gönül yolcuğuna başlayamaz. Zira “Kendini tanıtmak istiyorsan, başkalarının davranışlarına dikkat et. Başkalarını anlamak istiyorsan, kendi gönlüne bak” diyen Friedric Von Shiller de benzer düşünceleri dile getirenlerdendir. Yani ne olduklarını bilmeyenler aynı zamanda ne dediklerini bilmeyenlerdir. Yani kendine, iç sesine ve gönlüne erişemeyenlerdir. Yani gönül yıkanlardır. Sonuç olarak, “Yıkma gönül mabedini, yıkılan sen olursun.”

                                              


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!