• Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat

YAZARLARIMIZ

Harun Çolak
Harun Çolak
Eklenme Tarihi: 5 Mayıs 2020, Salı 14:30 - Son Güncelleme: 5 Mayıs 2020 Salı, 14:37
Font1 Font2 Font3 Font4
Yeni Lisan

     Tanzimat döneminden itibaren başlayan dil tartışmaları Milli Edebiyat dönemine gelindiğinde Genç Kalemler dergisinde yayımlanan Yeni Lisan makalesi ile belirli kurallar çerçevesine oturtulmuş oldu. Ömer Seyfettin yazdığı makalede nasıl bir yazı dili ile eserler kaleme alacaklarını maddeler halinde ifade ediyordu. Yabancı dillerden Türkçeye geçmiş kelimeler günlük konuşma dilinde kullanılıyorsa ve halk onları benimsemişse dilden atılmaması gerektiğini söylüyordu. Yazının devamında derhal düzeltilmesini istediği mesele yabancı dil kurallarının dilimizden atılmasıydı. Terkipler bizim dilimizde yoktu ve onlardan kurtulmalıydık. Yazı dilinin günlük konuşma diline yakınlaştırılması meselesinde esas alacakları dilin İstanbul Türkçesi olduğunu ifade ediyordu. Onun kayıt altına aldığı bu dil anlayışı Milli Edebiyat döneminde titizlikle uygulandı birçok yazar tarafından.

 

     Benim bu yazıda üzerinde durmak istediğim nokta bu kaideler ilan edilmeden önce Tanzimat döneminde başlayan yazı dili ile konuşma dili arasındaki farklılıklar ve aranan çözüm yollarının Yeni Lisan makalesinin alt yapısını hazırlayıp hazırlamadığı mevzusudur. Mustafa Reşit Paşa’nın yetiştirdiği iki devlet adamımız olan Ali ve Fuat Paşa yazı dilindeki yapaylıktan kurtulmak için resmi yazıları önce Fransızca yazdırmış ve ardından Türkçeye tercüme ettirmişlerdir. Yine o dönemde Batı’dan yapılan tercümelerde ağır bir yazı dili kullanıldığı bilinmektedir. Telemak tercümesi incelendiğinde bu ağır dil fark edilmektedir. Tanzimat sanatçıları halka ulaşmak için basın dilinin nasıl olması gerektiği üzerinde düşünmüşler hatta yazdıkları tiyatro eserlerinde sade bir dil kullanmışlardır. Tiyatro metinleri konuşma dilinde yazılmıştır büyük oranda. Ahmet Mithat Efendi’nin yazdığı eserlerde de sade dil göze çarpar. Şinasi ve Namık Kemal’in başı çektiği sade üslup ve sanatkârane üslup meselesi bundan sonra Tanzimatçıların temel meselelerinden biri haline gelecektir. Onlar dışında dil ve alfabe mevzusunda farklı görüşlerin olduğu da bilinmektedir.

 

     Şinasi, Ahmet Mithat Efendi, Şemseddin Sami, Muallim Naci, Ahmet Rasim, Hüseyin Rahmi Gürpınar kanalıyla devam eden sade dille eser yazmak düşüncesi onların eserlerinde görülmektedir. Hatta Hüseyin Rahmi’nin gerçek Türkçenin İstanbul’da yaşayan yaşlı kadınların kullandığı konuşma dili olduğunu söylediği bilinmektedir. Bunun yanında Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan ve Servet’i Fünuncuların sanatkârane üslubu devam ettirdikleri ve ağır, yapay bir dille eserler ürettikleri de görülmektedir. Necip Asım, Yusuf Akçura ve Gaspıralı İsmail’in “dilde, işte, kültürde” birlik konularından en çok dil üzerinde durdukları da yazılarından anlaşılmaktadır.

 

     Ömer Seyfettin, Yeni Lisan makalesini yazarken bütün bunları biliyordu. Bir tercih yapması gerekiyordu. Halk edebiyatını geliştirmeyi ve halka yönelmeyi tercih eden Milli Edebiyatçıların bir dil anlayışına ihtiyaçları vardı. Onlar da sade üslubu, Şinasi ile başlayan ekolü takip etmeye karar verdiler. Bu meseleyi de Genç Kalemler dergisinde yayımlanan bu makale ile taçlandırdılar. Cumhuriyet dönemine kadar her ne kadar sade dille eserler kaleme alınsa da diğer sanatkârane yolu tercih eden kendine ferdi bir yol çizen yazarlar da olmuştur. 1940’lı yıllara geldiğimizde ise Öz Türkçecilik adı altında başlatılan çalışmalarla dilimize mal olmuş Arapça ve Farsça sözcükler dilden atılmaya çalışılmış, halkın konuşma dilinde benimsemediği yeni kelimeler türetilmiştir. Günümüzde dil karmaşası devam etmektedir. Sade Türkçe, sanatkârane Türkçe, öz Türkçe ve yabancı dillerin istilasında Türkçe arasında savrulan gençler ana dilleriyle sağlıklı bir iletişim kuramamakta, okuduğu her metinde kafası biraz daha karışmaktadır. Bihruz Bey’in Araba Sevdası’nda içinden çıkamadığı dil sorunu güncelliğini korumaktadır.

 

     Sonuç olarak Yeni Lisan hareketi sadece Milli Edebiyat dönemine özgü bir anlayış değildir. Makale yazılmadan önce yetmiş yıllık bir tartışmanın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bir tercihtir. Günümüzde ise geçerliliğini hala koruyan kurallar içermektedir. Diğer dil anlayışlarının yanında varlığını devam ettirmektedir. Asıl mesele Türkçenin gelecekte nasıl bir yol takip edeceğini düşünmek ve Yeni Lisan’ı yeniden kurmaktır. Genç nesillerin önüne binlerce yıldır varlığını devam ettiren saf Türkçeyi koyabilmektir vesselam.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN