• Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 24 Şubat 2019, Pazar 11:17 - Son Güncelleme: 24 Şubat 2019 Pazar, 11:17
Font1 Font2 Font3 Font4
Yaşlanmak

Artılarla ulanmış onca günün eşittir sıfır etmesi: Yaşlanmak

 

Yaş bir ağacın ulu ağaca seyrindeki süreç gibi yaşamak. Yaşlar ala ala. Dört mevsimli doğa gibi baharlı, sonbaharlı yaşam. Tohumdan meyveye, solmaya çiçek ömrü gibi bir şey hayat. Her körpe ağaç, fidan olmaktan ulu ağaç olmaya yolcu iken insanlar da ağaçlarca.

 

Yaşlanmak, bir an gelip de aynada kendine yabancılaşmak kabaca. Çeviklikte, hareketlilikte kendinle zıtlaşmak. Vaktinde kolayca yapabildiklerine şimdi bu kadar uzakken  “ben yapardım” demeyi içe sindiremeyip önceleri zorlukla söylemek. Sonraları belki de her gün bir parktaki belli bir bankın aynı saatlerde konuğu olurken görülen her gençte kaybedilmiş bir hazineyi, gençliği hayıflanarak izlemek. Çocuklukta aile büyüklerinden sıkça duyulan “hey gidi kıymetini bilmediğimiz gençlik, hey!” dertlenmesinde bulunma sırasının bu kez bizde olması. Her üç yüz atmış beş gün için “yıllar ne tez uçup gitti” derken her gün için “günler nasıl da kısaldı” cümlesinin söylenmesinden artık asla usanmamak olmalı yaşlılık. Yaşlılığın, yangın çıkışları gibi kaçışları yok. Kaçılamaz ve istenmez zorunlu olgunluk. Eski görkemli konakların bir metruk eve dönmesince bir hikâye yaşlanmak.  

 

Yaşlanmak, randevusunu hiç geciktirmeyen olgu. Bir dakik, bir dakik üstelik randevusuna. Öyle ki dünyaya gelir gelmez kırkının çıkmasından dişinin çıkmasına, derken  bir yaşına doğru yol almak yaşlanmanın ilk ve en sevimli evreleri. Hiç istenilmeyen; ama kapıların ille ona açıldığı geç saat. Zamanla aynada kendini yüzde çizgi çizgi gösteren, insan olmanın değişmez gerçeği.

 

Bebeklerden, ellerinden göz altlarına, alnından yanaklarına buruş buruş, kırış olanlara herkes kendince yaşlı. Altı aylık bebek, henüz doğmuşa göre hayli güngörmüş. Kendinden altı ay büyük olana göre de daha emeklemiyor, tay tay bile duramıyor yetersizliğinde.

 

Yaş ne kadar azsa, etraf o kadar kalabalık. Okulmuş, sokakta oynamakmış döneminde her yan arkadaş dolu. Hatta işe giderken bir metro, otobüs, dolmuş içinde hiç tanımadıklar ile bile olunsa kalabalık içinde yer almak bile erken yaşlarda. Yaşlılık, teklik. Yalnız başınalık çoğu kez artık. Herkesin ailesi ya olur ya olmaz. Olsa da her aile birbirine tutkun olmaz. Yaşlılık, başa gelmiş bu şey karşısında kara kara düşünmek. Eski günlerde yaşlılığın üzerine inmiş bir sis gibi olan gençlik günleri geçip gittiğinde artık her yaş günü ile biraz daha açılan sisin sakladığı sarp dağlarcasına zorlu yaşlılık, tırmanılmayı beklemek üzere karşıdadır.  

 

Diyelim ki üniversite hayatındaki gibi baş ne yana dönse selam verilecek bir  arkadaşın görülebildiği anların meğerse nasıl da göz açıp kapayana kadar gelip geçici olduğunun anlaşıldığı gün yaşlılık. Anıların “bir yalanmış o günler” yaftası ile etiketlenmesidir. Arkadaşlara selam vermek değil, artık arkadaşları toprağa vermenin ittiği bambaşka duyguların at koşturduğu meydandır yaşlılık.  Neler görmüş geçirmiş çileli başlarda kavak yelleri esmeyeli çok olmuş hatta öyle bir yelin olduğunun dahi unutulduğu çağın gelip çatmasıdır.

 

Katı gerçeklerin  dobra boy aynası yaşlılık. Yalnızlığın, güçsüzlüğün, bayramlarda bir kapı çalan olmasının beklenmesinin sonunda hayatımıza eriştiği tarih. Çocuk sevimliği içindeki günlerde kim olsa böyle tatlı bir yeğeni, komşu çocuğunu elinden tutup çocuk parkına götürürken  şimdi görmeyen gözler, iki büklüm bel ve zorlukla yürüyen ayaklar yüzünden kolay kolay kimselerin bir hava alınsın diye bile elden tutup da yarım saatlik olsun parka götürmeye yüksündüğü günler, yaşlılıkta başa gelen günler.

 

Özlem saati yaşlılık. Geçmişe, kaybedilenlere. “Mezarına bir götüren olsa da bir kez daha ziyaret edebilsem onu” diye. Belki sağlıklarında kaybedilenler ile günler vıdı vıdı ile geçerdi; ama şimdi o vıdı vıdıya hasret kalmış kulaklar, sessizlikten yorgun. Gençlikteki kötü bellenilenlerin meğer nasıl da güzel, değerli olduğunun onlar elden gidince fark edildiği  günler yaşlılık. Ne de olsa o eski günlerde serde gençlik vardı. Daha ne olsun ki iyi olabilmek için gençlikten başka?

 

Yapılabilirken kıymeti bilinmeyen koşturmanın, tüm gün pestili çıkana dek çalışmanın, yürüyebilmenin, kendi başına her şeyi kotarabilmenin yani gençlikte işten bile olmayan ve en kolay bellenen her şeyin değerinin  nasıl da anlaşıldığı günler yaşlıkta oluyor. Onların asla geri gelemeyeceğine üzüntü demek yaşlılık. Para içinde yüzülse de paranın gücünün estetik ameliyattan öte gidemeyeceği acı gerçeğinin pis pis yılışması yaşlılık anlarına denk gelir.

 

Bir koltuğa çökekalmak çoğu kez. Bir pencereden bakakalmak. Gençlikteki koskoca dünyanın artık o pencereden görünen kadarına sığdığının kabulü yaşlılık.  Tüm günler pencere kenarında çıkagelecek birileri beklenilerek geçerken o çıkagelmesi beklenilenlerden kimi kez bir telefon dahi gelmemesi demek yaşlılığın anlamı. Bunca yıllık ev ile özdeşleşmiş iken hiç akla gelmeyenlerin başa gelip huzur evlerinde bir odaya tıkılarak hepsinin öyküsü farklı; ama sonu aynı başka yaşlı yabancılarla kan bağsız aile olmak yaşlılık.

 

Saçın hatta kaşın gümüş ışıltısına kavuşması iken, sporun, hobilerin, gezmelerin, tek başına kendime yeterim inancının yani altın çağın geride kalması yaşlılık. Kalp sızısından dizlerin sızlamasına sızım sızım sızıların her türlüsünün geçit anı.

 

Yaşlılık, şimdi bir yakından gelecek bir telefon sesinin, çocukluktaki bayram şekerleri, harçlıkları, baş okşamasından bile öte olduğu, son sözü söyleyen saat. Etrafta yakınlar olsa bile bir kenara itilmişlik hissi içinde duyulan yalnızlığın  buğulu sayfaları hayatın o evresi.

 

Yakınlarınca aranmayanların konuşacakları kimseleri kalmayınca,  her gün belli saatlerde evin içinde sesleri çınladığından televizyonda görülenleri yakın bellemek artık.  Yalnızlık abecesinde sonu hiç gelemeyen harflerin tümü yaşlılık.

 

Yaşlılık, ona hiç hazır olmadığımız an. İstenmeyen; ama mutlaka gelecek olan an. Sürülecek hayat için vaktinde ekilenlerin bir bakarsın biçilemediği an.  Öyle ki, gençlikte bugünler için ekilmişleri en yakınların göze baka baka devşirip, Brütüs misali arkadan hançerleyebildiği an. Yaşlılık, güle oynaya gelinmiş o durağın  yüzdeki tebessümü, ışıldayan gözleri başkalaştırdığı zor, katı gerçek. Ve kitabın son sözünce bir an.

 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN