RÖPORTAJLAR
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”

Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
Eklenme Tarihi: 19 Şubat 2020, Çarşamba 21:08 - Son Güncelleme: 19 Şubat 2020 Çarşamba, 21:08
Font1 Font2 Font3 Font4



Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
Bedir Acar

 

Kediname isimli bir kitabı bugünlerde yayımlanan Mehmet Nuri Yardım, sekiz yıldan beri Lokum adını verdikleri kedinin evlerine huzur getirdiğini belirterek, “Herkese tavsiye ediyorum. Hakikaten Kedili hayat çok daha anlamlı ve güzel. Deneyenler bunu göreceklerdir.” diyor.

 

Kediname adlı bir kitabınız çıktı. Bu kitabın ortaya çıkmasını sağlayan kedi ise halen evinizde beslediğiniz Lokum. Lokum ile maceranız ve genel olarak kedilere ilginiz ne zaman başladı?

 

Doğrusu bu bir kader. Çocukluğumuzda kedilerle ünsiyet daha fazlaydı. Güneydoğu’da kediler ‘ev halkı’ndan sayılır. Evde pişen yemeklerden yerler, sabahleyin bazen evden dışarı çıkar, akşama dönerler. Özgürdürler, kimseye de hesap vermezler. Çocukken elbette onları çok severdim ve bizim evin de kedileri vardı. Ancak daha sonra yüksek tahsil için İstanbul’a geldikten sonra âdeta kedilerle irtibatımız koptu. Hele büyükşehirlerdeki apartman hayatında çok nadirdir kedi besleyenler. Aslında büyük bir hazineyi yitirdiğimi zaman zaman fark ediyor ve ruhuma aşina olan sevimli canları zaman zaman arıyordum. Bundan sekiz yıl önce eve geldiğimde, bir tatlı misafirin de salonda olduğunu gördüm. Henüz göbeği kesilmemiş bir kedi yavrusuydu. Bir şiltenin üstünde sürünüyordu. Hanım yolda görmüş, onu ölümden kurtarmış, eve getirmişti. Derhal adı kondu: Lokum. Sonra biberonla beslenmeye başladı. Büyüdü, 8 yaşına geldi. O şimdi yeleleriyle haşmetli küçük bir arslan yavrusu. İki oğlumdan sonra üçüncü çocuğumuz.

 

Kedilere bakmak zor olmuyor mu? Temizliği, bakımı, sorumluluğu…

 

Aksine, çok kolay.  Dünyadaki binlerce hayvan arasında biz insanoğluyla en eski arkadaşlarımızdır. Dostluğumuz asırlar öncesine dayanıyor. Eski Mısır’da, Çin’de, Asya’da,  dünyanın dört bir yanında kedilerin yaşadığına hatta bazı ülkelerde kutsandığına dair tarihî kalıntılara rastlanıyor. İnsanoğlu malum, hep abartıdan yana. Avrupa gibi bazı kıtalarda kimi toplumlar kediyi şeytanlaştırır, hatta öldürürken, şark ülkelerinde çok sevilmiş. Arada ölçüyü kaçırıp kedileri ‘tanrı’laştıranlar da olmuştur. Velhâsıl ifrat ve tefrit uçuklukları, kedilerle olan münasebetimizde de yaşanmış tarih boyunca. Hâlbuki o ne melek, ne de şeytan. Kedi munis, sevimli bir hayvan, bir can dostu. İnsanoğluyla yaşamayı seven ama haklarını bilen, onurlu bir canlı. Olduğu gibi kabul edip onunla yaşamaya alışmalıyız. Genelde bana sorulan soru şu: “Apartman hayatında kedi beslemek zor değil mi?” Asla değil. Biz insanlar nasıl tek katlı, iki katlı, bahçeli evlerden apartmanlara geçtiysek ve bu modern binalara alıştıysak kediler de apartman hayatına pekâlâ alışıyor. Evden çıkmasa da olur. Zaten kediler en ‘evcil’ hayvanlardır. Mesela köpek için bunu söyleyemezsiniz. Köpekler mutlaka her gün dışarı çıkmak, dolaşmak ister. Ama mesela bizim Lokum, 8 senedir bizimle yaşıyor. Bir gün bile “Beni Boğaz’a götürüp biraz gezdirin.” demedi. O insanlarla beraber olmak, bizimle dostluk kurmak istiyor. Fazla bir beklentisi yok. Temizlik dediniz, inanın kediler biz insanlardan çok daha fazla temiz. Günün 24 saatinden 10 saatini uyku ile geçiriyorsa, 10 saati de temizlikle geçiyor. Vücudunun her tarafına patileriyle bir şekilde ulaşıyor ve kendi kendisini yalıyor, temizliyor. Tuvaletlerini ise muntazaman, gösterilen yere yapıyor. Sekiz yıldan beri Lokum, bir sefer bile bunun aksini yapmadı. Yani temizlikte on numara. Yemeğine gelince mutfağında bir mama tabağı var, hep dolu. Açık servis. Acıktığında gidiyor, karnını doyuruyor, sonra da salona geçip istirahatine bakıyor.

 

İslam toplumlarında kedilerin mübarek olduğuna dair söylentiler var, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

Aslında sadece kediler değil bütün hayvanlar bir hikmet için yaratılmışlardır. Yaratılışları gayesiz değildir. Ama biz bilemiyoruz. Meselâ kediler insanoğlu için bir terapi vasıtasıdır. Şöyle bir beş on dakika onu sevin, okşayın, bütün gerginliğiniz geçer, yorgunluğunuz biter, rahatlarsınız. Müslümanların kedilere bağlılığının sebebi Hazreti Peygamberin tavsiyeleridir. Peygamberimiz evinde ‘Müezza’ adını verdiği bir kedi beslemiştir. Sırtını sıvazlamış, “Kedi sevmek imandandır.” buyurmuştur. Hatta rivayete göre kediler kâinatın efendisi tarafından sırtları sıvandığı için hiçbir zaman sırtüstü düşmez, hep dört ayak üzerine düşerler. Beşinci kattan bile düşse ölmez, ancak biraz sarsılır, sonra düzelirler. O yüce Nebi, bir sahabesine Ebu Hüreyre (Kedicik Babası) adını vermiştir. Bazıları Ebu Hüreyre’yi eleştirirken O ise aksine kedi beslediği için bu sahabeyi daha çok sevmiş ve bu özelliğini teşvik etmiştir. Bilindiği gibi hırkası üzerinde uyuyan kediyi uyandırmamış, elbisesini kesip ondan sonra mescide gitmiştir. Ki kedinin rahatı bozulmasın. Kâinatın yaradılışının biricik vesilesi olan Peygamberimiz, “Kedi pis değildir, evinizde serbest dolaşsın, onlar en temiz ağza sahiptir ve hane halkındandır.” buyurmuştur. Bütün bu yaşananlar üzerine, Müslümanlar, tarih boyunca kedi besleme sünnetini umumiyetle yerine getirmişlerdir. Hemen hemen bütün İslam âlimleri, mezhep imamları, mutasavvıflar kedi beslemiş, kedi sevmişlerdir. Kediler camilerin, dergâhların, mezarlıkların, türbelerin, tekkelerin ve manevi iklimlerin vazgeçilmez unsurudur. Bu bakımdan mütedeyyindirler. Zaten onların “mırmır”larının zikir olduğu, “Ya Rahim Ya Rahim” diye devamlı zikir ve ibadet ettikleri İslam âlimleri tarafından beyan edilmiştir. Aslında sadece kediler değil bütün yaratılmış hayvanlar kendi dillerince ibadetlerini yapagelmektedirler. Bizim tarihimizde, bilhassa Osmanlı’da kediseverlik had safhada. Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin meşhur müdürü, büyük allame İsmail Saib Sencer’in yüzden fazla kedisi bulunmaktaydı. Beyazıt, “Kedileriyle, velileriyle ve delileriyle” meşhurdu. Topkapı Sarayı’nda “Kedi Odası” vardı. Kurda kuşa, bütün canlılara merhamet ve şefkatini gösteren ecdadımız, kedilere de sahip çıkmış, onların aç kalmaması için sofrasına ortak etmiştir.  Velhasıl kediler, tarih boyunca diz dize kardeşçe yaşadığımız tabiatın en sevimli mahluku olarak yanı başımızda duruyor, kıymetlerini bilelim.

 

Edebiyatçıların ve genelde sanatçıların kedilerle arası nasıl olmuştur?

 

Çok çok iyi. İnanın sanatla uğraşanlar için kediler hep ilham kaynağı olmuştur. Bu yüzden binlerce kedi hikâyesi, şiiri, yüzlerce kedi kitabı yazılmıştır. Kediname’de bu konuda ayrı bir bölümü hazırladım. Kedilerle muhabbeti olan, hatta yaşadığı sürece kedi besleyen meşhurlar arasında Tanburi Cemil, Tevfik Fikret, Mesut Cemil, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ekrem Hakkı Ayverdi, Münevver Ayaşlı, Sâmiha Ayverdi, Tarık Buğra, Behçet Necatigil, Nahit Sırrı Örik, Halit Refiğ, Mehmed Şevket Eygi, Mustafa Necati Karaer, Halide Nusret Zorlutuna, Muzaffer Ozak, Tarık Dursun K. Tabii adlarını andığım bu kedisever merhum sanatçılardan daha pek çok var. Kitapta ayrıntılı olarak bu konu “Sanatçılar ve Kediler” bölümünde işlendi. Seçme şiir ve yazılarına yer verildi.

 

Peki yaşayan sanatçılar arasında kediseverler kimler?

 

Günümüzde de kedi-sanatçı münasebeti son derece dostane yaşanıyor. Aklıma hemen geliveren ve kedi besleyen ünlü sanatçılardan bir kaçını sıralayayım: Ümit Meriç, Gülper Refiğ, Haydar Ergülen, İhsan Süreyya Sırma, İnci Enginün,  Mustafa Kutlu, Üstün İnanç, Osman Fikri Sertkaya, Aydın Candabak, Nesrin T. Karaca, Elif Baysal, Atilla Şentürk, Sefa Saygılı, Necdet Subaşı, Murat Başaran, Cem Karaer, Adem Turan, Şakir Kurtulmuş, Demet Tezcan. İnanın kediler bütün sanatçılar için ilham kaynağıdır. Sizin de vardır mutlaka bir kediniz, yoksa bile bence bir an önce edinin. Çünkü gazetecilik zor zenaat. Akşamları evinizde kedinizle başbaşa geçireceğiniz bir yarım saat yorgunluğunuzu alır. Tavsiye ederim.

 

Kitabın bir bölümünde “Lokum’un Günlüğü” var. Bu günlükleri Lokum da kaleme aldı?

 

On parmak hızlı yazamadığı için benden rica etti, o söyledi ben kaleme aldım. J Bize gelişinden, bebekliğinden ta bu yaşına kadar yaşadıklarından bazı ilginç kesitler yazıldı. Bu hatıraları elbette Lokum yazamadı, ama bana yazdırdı, ilham verdi, kaleme aldırdı. Onun verdiği ilham, sevgi, duygu atmosferi olmasaydı inanın ne bu günlükler yazılabilir, ne de bu kitap ortaya çıkabilirdi. Yani Kediname’nin hataları benim, bütün sevapları Lokum’un. Ona sizin aracılığınızla buradan çok teşekkür ediyorum. Amacım insanları biraz daha bu kadim dostlarımıza yaklaştırmak, onları barıştırmak ve beraber yaşamalarını sağlamak. Sadece İstanbul’da bir milyona yakın sahipsiz kedi var. Bir milyona yakın da ev. Hesaplamalarıma göre her eve bir kedi alınırsa sokakta pazarda, araba altlarında kedi kalmaz. Her türlü tehlikeden, soğuklardan kurtulur, sıcacık bir yuvaya kavuşmuş olurlar. İnşallah bu hedefim tahakkuk eder, hayalim gerçekleşir. Parolam: “Her eve bir kedi”

 

Son olarak şunu sorayım. “Kedi” deyince hep ‘nankörlük’ akla geliyor. Kedilerin nankör olduğu bir efsane olarak söylenegeliyor, ne dersiniz?

 

Asla ve kat’a. Bu söz, tarih boyunca insanların kedilere attıkları en büyük iftira. Kedi asla nankör değildir. Ucuz bir mama verirsiniz, bir ömür boyunca yanınızda sadakatle kalır. Sizi sever, çevrenizde dolaşır, başta çocuklar olmak üzere bütün aile fertlerini mutlu eder. Sizi seyreder. Can yoldaşlığı eder. Misafirlerinizle merhabalaşır. Ama o aynı zamanda bir şahsiyet sahibidir. Yaltaklanmayı bilmez, abartıyı sevmez. Onuruna düşkündür. Sevmenin ölçüsünü kaçırdığınızda hafiften bir tırmık bile atar. “Yeter baba, artık sıkıldım.” dercesine patisini sallar ve yanınızdan kaçar. Kediler, kişilik sahibidir. Minnet edilmeyi sevmez, mihneti kabul etmezler. Kedilerin kendilerini ev sahibi kabul ettikleri, biz insanları misafir gördükleri iddia edilir. Bu da değil. Onlar sadece birlikte yaşadığımızı, aynı “hanenin eşit bireyleri” olduğumuzu, dolayısıyla kimsenin kimseye üstünlük taslamaması gerektiğini hâl dilleriyle anlatırlar. Doğrusu da budur. Kediler evlerimizdeki çocuklarımız gibi birer bireydir. Sadece cinsleri farklı. Ben Lokum’un hiçbir zaman nankörlüğünü görmedim, aksine evimize neşe, mutluluk ve huzur getirdi. Bütün okuyucularımıza, herkese tavsiye ediyorum. Bugüne kadar kedisiz yaşayanlar, bir sürpriz yapıp denesinler, apartman önünde bekleşen bir kediyi evlerine alıp beslesinler. Hayatlarının ne kadar renklendiğini ve anlam kazandığını o zaman göreceklerdir.

 

KEDİNAME’NİN ARKA KAPAK YAZISI:

 

“Denge uzmanı  ve karakter sahibiyim. Ne zaman ne yapacağıma her daim kendim karar veririm. Yaşadığım ortama bağlı bir o kadar bağımsızımdır. Olur da bir gün gidersem hiç korkmayın, görsel hafızam sayesinde yine size dönerim. Size bir sır vereyim mi? Doğuştan temizim. Enerji toplamak için çok uyuduğum doğrudur ancak uyurken bile etrafımda olup bitenleri bilirim. Ben kim miyim? Lokum Yardım. Bu kitabın hazırlanmasındaki en büyük belki de tek ilham kaynağıyım. Yıllar önce sahibim Mehmet Nuri Yardım, bana vermiş olduğu sözü tutup bu satırları kaleme aldı. Bu kitap sayesinde biz kedileri biraz daha yakından tanıyacak, kimseye anlatamadığımız hatıralarımızı okuyacaksınız. Kim bilir belki de sahibimin hayali gerçekleşecek, kedisiz ev kalmayacaktır.”

 

(Akşam Gazetesi, Cumartesi Eki, 15 Şubat 2020)


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!