RÖPORTAJLAR
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT

Vefa Duygusu ve Mehmet Nuri Yardım
Eklenme Tarihi: 10 Eylül 2019, Salı 15:52 - Son Güncelleme: 10 Eylül 2019 Salı, 15:54
Font1 Font2 Font3 Font4



Vefa Duygusu ve Mehmet Nuri Yardım
Muhammet  APAYDIN

          

"Sevgi, saygı, şefkat, merhamet, samimiyet ve özlem"e benzer duygularımızdan birisi de "vefa"dır. Dilimize Arapçadan geçen bu kelimeyi bizler "sözünde durma, verilen sözü yerine getirme; dostluk ve muhabbette sebat etme, sevgide süreklilik, bağlılık, sadakat…"  gibi anlamlarda kullanarak ona bir mânâ zenginliği kazandırmışız. Yukarıda belirttiğim diğer meziyetleri yanında, insanoğlunun asil bir duygusudur, erdemidir vefalı olmak. "Hatırda kalan şey değişmez zamanla / Ne vefalı komşumuzdun sen Fahriye Abla" diyen şair, bir hazine değerindeki "vefa" duygusunun toplum vicdanına yansımasını nasıl da güzel ifade etmiştir?

 

İnsanoğlu hep vefalı mıdır?

 

Yaratılışımızda sahip olduğumuz ve "fazilet/erdem" diye kabul ettiğimiz "vefa, yardımseverlik, yiğitlik, cömertlik…" gibi değerler, güzel örneklerle beslenmediği/yaşatılmadığı sürece -zamanla- aşınmaya uğrar, giderek kaybolmaya yüz tutar; hatta bunların yerini -ne yazık ki- kırıcı sözler, kabalık, kötülük, ihanet, şiddet… alır. Artık "yaratılmışların en güzeli" olan "insan" gitmiş, yerine "nefis / bencillik " gelmiştir. İşte "vefasızlık" da bunlardan birisidir.

 

Önce edebiyatta "masum" bir duygu gibi işlenen "vefasızlık" giderek toplumda yaygınlaşmış ve sevimsiz, soğuk ve yadırganan, eleştirilen bir hâl olarak varlığını sürdürmüştür. "Vefasız dilbere gönlümü verdim / Ayrıldı yollarım, göresim geldi" diyen Karacaoğlan'la "Ger derse Fuzulî ki güzellerde vefa var / Aldanma ki şair sözü elbette yalandır" diyen Fuzulî'nin bu sızlanışını, bir edebî gelenek ürünü sayabiliriz. Artık dil de alışmıştır buna: "Güzellerde vefa yoktur!"

 

Hemen her devirde güzel, vefalı insanların bulunabileceği gibi sözünde durmayan, dostluk ve muhabbette sebat etmeyen, çıkarcı, bencil, hain, kısaca vefasız insanlar da olagelmiştir hep. Sezar'ın, oldukça trajik bulunan: "Sen de mi Brütüs?" sözü bugün de tekrarlanıyor. Hani, "Hâfıza-i beşer, nisyân ile maluldür." denir ya! Önemli olan, bu durumun (vefasızlığın) toplumda yaygınlaşması ve olağanmış gibi görülmeye başlamasıdır. (Hayvanları -özellikle köpekleri- eğitmekteki başarıyı niçin insanlarda gösteremiyoruz, diye hayıflanıyorum.) İşte böyle durumlar, dönemin şairlerince de açıkça eleştirilecektir:

 

Vermezdi kimse kimseye "nan", minnet olmasa
Bir maslahat görülmez idi rüşvet olmasa
Yok bî-garaz muâmele ehl-i zamânede
Kimse ibâdet etmez idi cennet olmasa  (Nâbî, öl. 1712)    (nan: ekmek)

 

Toplum gerçekten bu derece yozlaşmış mıydı, yoksa şairin (veya devrin) görüş ve değerlendirmesi böyle midir; bunu tam olarak tespit etmek oldukça güçtür, ne desek öznel (sübjektif / indî) kalır. Ancak aradan geçen yaklaşık 150 yıl sonra Ziya Paşa da aynı "vefasızlık"tan yakınacaktır:

 

Her kim ki arar bûy-i vefâ  tab'-ı beşerde
Benzer ona ki(m) devlet umar zıll-i hümâdan

 

İnsan tabiatında(doğasında), vefadan bir zerre koku bile ararsa bir kişi, onun yaptığı iş, hümâ (anka) kuşunun gölgesinden devlet (mutluluk, zenginlik…) ummaya benzer (boş bir hayaldir o); hiç mi hiç kalmamıştır insanlarda vefa.

 

Yakup Kadri Karaosmanoğlu "Gençlik ve Edebiyat Hatıraları"nda yakın dostu Ahmet Haşim Bey'i şöyle teselli etmeye çalışacaktır: "Kendini boşuna üzüyorsun! Bizde olsun, dışarıda olsun hangi seçkin şair, sağlığında senin tasavvur ettiğin mertebeye erişebilmiştir? Büyük hemşerin Fuzulî'yi ele alalım: Evkaf'tan bir 'atiyecik' koparmak için devlet dairelerinde sürüm sürüm sürünerek 'Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar!' sitemleriyle ölüp gitmedi mi? Nedim, kendi devrinde, nihayet bir vezirin sefahat sofrasında 'kâse yalayıcılığı'ndan öteye geçebildi mi?

 

Çok defa 'nâmütenahi' sıfatına lâyık bulduğum Abdülhak Hâmid daha dün, herhangi bir başarısız hariciye memuru gibi, kariyerinin sonuna doğru, ancak işgal edebildiği bir ortaelçilikten azledilivermedi mi? Ve… Türk edebiyatında yeni bir çığır açan Tevfik Fikret'e bir lise müdürlüğü çok görülmedi mi? …."

 

Mehmet Nuri Bey'in "Vefa"sı:   

 

Yüzyıllar önce böyle olduğu gibi günümüzde de durum pek değişmiştir diyemeyiz; ancak tek tesellimiz, toplumda oluşmaya başlayan birtakım hassasiyetler, ilgiler, duyarlılıklardır. Bir kediye veya köpeğe yapılan kötü muamele -eğer kameralara takılmışsa- işte o vefasızlık, maşeri vicdanda cezalandırılıyor.

 

Bugün kültür, sanat ve edebiyat dünyamızda, Bâbıâli'de, "Vefayı semtten ibaret saymayanlara selam olsun!" diyen bir ses duyuyoruz, Mehmet Nuri YARDIM Bey'in gür sedasını … İstanbul'un, tarih-kültür-mimarisine, geleneklerine bağlı bu küçük semtinin sakinleri -öyle sanıyorum ki- "vefalı" insanlardır; ama bu ne ifade eder ki? Toplumca fikir, sanat, edebiyat ve kültür hayatımızın yaşayan "çınar"larını tanıyor, değerini yeterince biliyor muyuz bugün? Yaşları kemale ermiş şair, yazar, hattat, ressam, sporcu ve diğer bütün sanatçılara toplum olarak sahip çıkmak gerektiğini hatırlatan ve bunu -kendisi için- bir "vefa borcu" kabul edenlerin başında Mehmet Nuri Bey'i görmek bizi gururlandırıyor. Bu işe gönül vermiş kurumlar tarafından kendilerine takdim edilen armağanlar ve gösterilen iltifatlar / şükran duyguları, -kendisinin ifadesiyle- sanatçılarımızın gecikmiş hakkıdır. Bir şair veya yazarı, bir kültür adamımızı, sanatçımızı, (doğum ve ölüm yıldönümleri dolayısıyla veya başka bir vesileyle) hazırlanan programlarla yapılan anma / kutlama törenleri … Kültür ve sanat camiasının yakından tanıdığı bir büyüğün ilgi duyulacak bir konudaki konferansı, sohbeti, hasbihali … Çeşitli mekânlarda açılan kitap-kültür-sanat fuarları, sergiler… Bütün bu etkinliklerde hep Mehmet Nuri YARDIM'ı "başrol"de görmek …

 

Yazılı basın ve internetten takip ettiğimiz bu güzelliklerin yanı başında duran ve bir "vefa belgesi" saydığım -birçok kitabının yanında özellikle- şu kitabından söz etmek istiyorum sayın YARDIM'ın: "AŞİNA ÇEHRELER" (Çağrı Yay. İst. 2017, 317 s.) Yazar, kitabının "Önsöz"ünde bir hatırasını anlatır: "Aziz milletimizin sahip olduğu hasletlerden bahsederken "vefa" duygusunu da ekleriz. Bu ulvi hissi korumamız gerek. Yıllar önceydi. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden emekliye ayrılan hocam Abdülkadir Karahan'ı arayıp hatırını sormuştum. Hüzünlü ve kederli bir sesle 'Evlâdım, iyi yapıyorsun; hocalarını, büyüklerini ara. Unutma ki bir gün sen de bizim yaşa geleceksin. O vakit hatırlanmanın, aranmanın önemini ve değerini daha iyi anlayacaksın.' demişti." Bu sözlerin muhatabı sadece Mehmet Nuri değil hepimiziz, diye düşünüyorum; "vefa"ya su kadar, ekmek kadar muhtaç olduğumuzu ne zaman anlayacağız?

 

"Osmanlı Tarihi'nin yazarı Ziya Nur Aksun'u kaç kişi ziyaret etti, kaç tarihçi ondan istifade etti? Bazı bilim adamları vefatını bile duymadı. Onu hâlâ Rıza Nur'la karıştıran kültürlü(!) aydınlarımıza ne demeli peki? Sonra Dilaver Cebeci … Her yerde 'Türkiye'm' şarkısını heyecanla okuyup durduğumuz şiirin şairine niçin ilgisiz davranılıyor? Hakkında neden birkaç satır yazı çıkmaz hiçbir yerde?"(s. VIII)  Örnekler o kadar çok ki!

 

Ahmet Yüksel Özemre, Ahmet Kabaklı, Ali Fuad Başgil, Ali Nihat Tarlan, Attila İlhan, Çinuçen Tanrıkorur, Dilaver Cebeci, Ergun Göze, Faruk Kadri Timurtaş, Mahir İz, Muharrem Ergin, M. Necati Sepetçioğlu, Sabahattin Zaim, Saadettin Kaynak … gibi kamuoyunun tanıdığını düşündüğüm 45 "büyüğümüz" çeşitli anılar, mülakatlar ve seçme metinlerle, biyografik bir anlatım kullanılarak tanıtılıyor bu kitapta. Yazarın eserinde kullandığı dil ve üslup o kadar samimi ve akıcı ki elinize aldığınız zaman kitabı bir türlü bırakamıyorsunuz. Bütün bu şahsiyetlere önyargıyla bakmamış, onların topluma olan yararlarını hep öne almıştır yazarımız. Attila İlhan anlatılırken "Geçmişte yaşamış birçok filozofun ve düşünce adamının fikirlerinin bugün itibarıyla eskimiş, bayatlamış ve görüşlerinin yanlış olduğu ispatlanıyor. Ama bu hakikat, onların değerini düşürmez hiçbir zaman. Çünkü düşünceler her dem yenilenmelidir. Her doğan gün yeni aydınlıklara, her çağ farklı oluşumlara, her devir büyük fetihlere gebedir." şeklindeki değerlendirmesi takdire şayan. Zaten Yunus, "Her dem yeni doğarız / Bizden kim usanası" dememiş miydi?

 

Artık o mukadder zaman gelmiştir. " ….. Camisinin avlusu bir çiçek bahçesine dönmüştü. İmamın o içten, samimi ve mânidar konuşmasını huşu içinde dinledik, duasına iştirak ettik. "…….."a  hakkımızı helal ettik; inşallah o da hepimize hakkını helal etmiştir. Dua bitti ve sıcak bir sonbahar gününde tabutunu omuzladık. Arabaya konuldu ve ebedi istirahatgâhına doğru yola çıktı. "………" Mezarlığı son duraktı. Kur'an-ı Kerim ve Fatihalar okundu. O büyük insan Rabbiyle baş başa kalmıştı. Kabrin nur dolsun aziz merhum. Sana Allah'tan gani gani rahmet, başta değerli ailene ve bütün sevenlerine sabırlar diliyorum." Böyle bir "uğurlama"nın hemen bütün "aşina çehreler"e yapılmış olduğunu da Mehmet Nuri Bey'in kaleminden öğrenmek, biz fanilere de bir teselli vermekte.

 

Vefaya vefa:

 

İnsanların başkalarına yaptığı iyiliklerin, göstereceği vefanın mutlaka karşılık bulacağı, bir Tanrı buyruğudur; ancak biz insanlar, bunun zamanını bilemeyiz. Bu yazıyı tasarlayıp kaleme aldığım süreçte "Acaba Mehmet Nuri YARDIM'a, "bu vefakâr insan"a ne zaman, nasıl bir vefa gösterecek bu camia?" diye düşünürken okuduğum sevinçli bir internet haberi, heyecan ve memnuniyetimi bir kat daha artırdı: "IHLAMUR Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi, Mayıs 2019 – 79. sayısını 'Mehmet Nuri YARDIM özel sayısı' olarak yayınladı!"

 

Tebrikler sayın YARDIM, teşekkürler IHLAMUR dergisi.


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!