• Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat

YAZARLARIMIZ

Eklenme Tarihi: 13 Eylül 2020, Pazar 01:07 - Son Güncelleme: 13 Eylül 2020 Pazar, 01:08
Font1 Font2 Font3 Font4
Vatan, Bayrak Deyince

Yeri gelince hep söylerim. Ben vatanımı, bayrağımı bir başka severim diye. Dedemlerle alâkalı hatıraları hatırlayınca sebebini daha iyi anladım.

 

Genç bir adam düşünün üç tane küçük kız çocuğu var. Yüzyıllarca vatan dedikleri, havasını suyunu içtikleri topraklar artık onlara zehir olmuş. Doğduğu, dünyayı tanıdığı, hilâlinin 600 yüzyıl dalgalandığı illerde müslümana zulüm var. Bağı, bahçesi, serveti, atası, akrabası, orada. Ama artık, orada kalmak ölüm demek olmuş. Balkan savaşlarını, Birinci Dünya Savaşını atlatmışlar. Her şey yoluna girdi derken, Bulgarlar soykırım başlatıyor. Her şeyi sebep yapıp, genç yaşlı öldürüyorlar. Yaşayanlara da işkencenin bini bin para.

 

Anavatandan başka yer kalmamış sığınacak. Bir süre daha kalsalar sonları belli. Dedemin babası oğlunu, onu bırakıp biran önce oraları terk etmesi için ikna ediyor. " Evlâdım burada bize ekmek kalmadı. Torunlarımı da al, payitahta git. Onlar elbet size sahip çıkacaktır." deyip diğer akrabaları ile son kalan Osmanlı topraklarına gönderiyor. Onlar ve birçok aile için kaçış yolculuğu başlıyor. Başlıyor da hiç kolay olmuyor tabi. Yıllarca komşuluk yaptıkları, kardeş bildikleri Bulgarlar, iyi hadi deyip izin vermiyorlar ki… Fark ettiklerini, ele geçirdiklerini buldukları yerde katlediyorlar. Bir ara bunun filmi yapılmıştı.- Son Yaz Balkanlar – . Beş, on bölüm çekildi. Sonra nedense devamı gelmedi.

 

Büyükbabamız, her gün aynı nizamla tüttürüyor kaç yüzyıllık baba ocağını. Evde insan var zannedilsin, peşlerine düşmesinler diye. Bir süre idare ediyor ama sonuç malum. Fark edilince eve baskın yapıyorlar. Yaşlı dedemiz bir süre mücadele ettikten sonra şehit ediliyor. Yitmiş, seksen yaşlarında olduğunu söylemişlerdi. Muhterem insan büyük ihtimalle soyunu kurtarmış olma ümidi ile hayata mutlu veda etmiştir.

 

Diğerlerinin ise, günlerce süren çileli yolculuğu başlıyor. Gündüz saklanıp, gece yol almaya çalışıyorlar. Tabi ölenler, kaybedilenler olmuş yolda. Bebek, yetişkin. Açlıktan, sefaletten, çaresizlikten… Ve aylarca süren onca çileden sonra bu ruh hâliyle anavatana ulaşıyorlar. İşte beni her aklıma gelişte sarsan sahne tam da burası… Hilâlin dalgalandığı, ezanın okunduğu, müslüman ve Türk olmanın suç sayılmadığı topraklara kavuşuyorsunuz. Kaç kere öpmüşler toprağı kaç kere. Bir ananın bağrına düşer gibi. Çareler tükendi, artık her şey bitti derken, yeni bir hayat bağışlanmış gibi…

 

Çocukluğum bu hikâyeleri dinlemekle geçti. Göçün adı geçtiğinde şahid olanların gözü dolar, dalıp giderlerdi. Bir kere daha anlatırlardı torunlarına, o günleri unutmasınlar diye. Bu sebepten midir bilmem ruhuma işlenmiştir sevgileri. Biz böyle öğrenmiştik vatan ne demek, bayrak ne demek… Adları geçince, hemen öyle geçemem o yüzden. Bütün bu sahneler zihnime hücum eder. Bir milletin hikâyesini yeni baştan yaşarım. Vesselâm…

 

 

 

 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN