RÖPORTAJLAR
  • Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”

Vahdaniyete Açılan Kapımız
Eklenme Tarihi: 25 Nisan 2021, Pazar 02:39 - Son Güncelleme: 25 Nisan 2021 Pazar, 02:39
Font1 Font2 Font3 Font4



Vahdaniyete Açılan Kapımız
Akif Çarkçı

 

 

Üsküdar Meydanı’nda durup, sırtımızı denize, önümüzü Ahmediye meydanına doğru döndüğümüzde, sağımızda duran o güzelim abide Kayserili Mehmed Ağa tarafından Sultan II. Mustafa ve Sultan III. Ahmet'in annesi Emetullah Rabia Gülnuş Sultan’ın hayratı olarak yapılmış olan Yeni Valide Camiinden başkası değildir. Bu mimari güzellik Üsküdar siluetine öyle güzel nakşedilmiştir ki bu taştan bibloyu o siluetten çekip alsanız sanırım ortada ne Üsküdar kalır ne Osmanlı… Kocaman çınar ağaçlarının eşlik ettiği ulvi mabedin minareleri tevhidin birer tescilli numunesi olarak Üsküdar semalarında asırlardır aziz İslam’ın nöbetini tutar.   

 

Bu ulu mabedin insanı eğiten ve terbiye eden öyle güzel bir tarafı var ki bu saklı gizem, bu sırlı boyut kelimelerle ya da cümlelerle nasıl anlatılabilir bilemiyorum. Belki de dikkatli bir göz, uluhiyet penceresi açık bir şuur ya da kalb-i selim sahibi bir zat bu ince durumu sezinleyebilir. Belki de bir mabede girerken ne türden bir edep zırhına bürünülmesi gerektiğini ilmel yakin ya da aynel yakin kavramış temiz yürekli müminler oradaki manevi terbiye hattında bu ilahi ikrama mazhar olurlar.

 

Konya’ya Mevlana türbesine gidenler bilirler. Bu Büyük Anadolu Evliyasının makamına girerken hemen giriş kapısının üzerinde bir küçük kitabe göze çarpar ve orada şöyle yazar: “Edeple gelen nasiple döner.” Bir Anadolu Ereninin kabrini ziyaret eden müminler edeple girdikleri bu kapıdan nasıl ki nasiple dönebiliyorlarsa Allah’ın yeryüzündeki evi Kabe’nin şubesi olan ulu mescitlere girerken takınılan edep, hiç şüphe yok ki çıkılırken elde edilecek nasibi garanti eder. Yeni Valide Camii’nin insanın ruhunu okşayan ve insanı dünyanın süfli arzularından kopararak, bir anlamda bütün nefsani arzulardan tecrid ederek manevi âlemin zenginliklerine ulaştıran ulvi atmosferi de bu cümleden bir nasiplenme merkezi olarak manevi hayatımızda tebarüz eder.

 

Dış avludan iç avluya geçildiğinde iç bahçenin tam ortasında duran estetik harikası şadırvanın etrafında dönen manevi hava akımı insanı bir anda Mescid-i Haram’ın o latif iklimine gark eder. Çınar ağaçlarının devasa dallarının iç bahçeye sokulduğu ve revakların hemen üzerindeki küçük kubbelere yarenlik ettiği bu iç avludan başınızı semaya doğru kaldırdığınızda sanki bir hac mevsiminde, mübarek Kâbe’nin çevresinde oluşan manevi yoğunluğun gönle şifa veren ferahlığını hissedersiniz. Dışarıdaki büyük hengâme, şehrin, kulakları ve beyni felç eden o meş’um uğultusu bir anda kesilir de kendinizi Mescid-i Haram’ın gölgesine çekilmiş bir münzevi gibi hissediverirsiniz.

 

Bu ulu mabede ibadet, ziyaret ya da herhangi başka bir sebeple yolunuz düştüğünde satırlara dökmeye çalıştığım sırra vakıf olmak için kendinize biraz zaman ayırın ve hissiyatınızı Harem-i Şerif’e vasıl oluyormuş duygusuyla diri tutmaya çalışın. Mesela bir Cuma günü ikindi vakti girmek üzereyken bu camiye doğru yöneldiğinizde mabede Balaban tarafından girişi sağlayan ve “cümle kapısı” ya da “mektep kapısı” olarak bilinen kapıdan dış avluya girmeyi tercih edin. Bu kocaman kapıdan içeriye girer girmez dış dünyayla ilişkiniz artık kesilmiş, ilk uyarı ile karşılaşmış olursunuz: “Ey Allah’ın kulu, Allah’ın evine hoş geldin, dışarıda bıraktığın dünya hem iyiliklerin hem de kötülüklerin dünyasıdır. Kötülükleri arkanda bırak, yüklendiğin iyiliklerle Allah’ın huzuruna durmak için hazırlanmaya başla! Bak hemen sağında def-i hacet edeceğin bir yer var. Eğer ihtiyaç duyuyorsan içindeki necaseti oraya bırak, ibadet için huzura geldiğinde maddi sıkıntılar bedenine galebe çalmasın ve seni gereksiz yere rahatsız etmesin, kurtul o yüklerden! Sonra kırk adım yürü hemen solunda çeşmelerinden şırıl şırıl sular akan ve seni dünyanın en güçlü zırhıyla donatacak bir kutlu eylem için kolları sıvamaya başla! Kovulmuş şeytanın şerrinden Yüce Allah’a sığınarak güzelce abdestini al ve ikinci geçiş kapısına yaklaş!

 

Birinci kapıdan mabedin dış avlusuna girdiniz. Dünyanın bütün çirkefliklerini, kötülüklerini, telaşlarını, günahlarını arkanızda bırakarak güzelce abdestinizi aldınız, manevi huzura durmak için maddi ve manevi temizliğinizi ifa ederek zırhınızı kuşandınız. Şimdi sıra yağmur ve sel baskınlarına karşı mübarek camiinin her üç tarafına yerleştirilmiş subasmaz merdivenlerden iç avluya doğru yönelmeye gelmiştir. Birinci safhada abdest gibi değerli bir zırhı kuşanan ve dünyalık her şeyi arkasında bırakan temiz yürekli mü’min artık Harem-i Şerif’in şubesi bu manevi çekim merkezine girmeye hak kazanmıştır. Şimdi karşınızda gördüğünüz o güzelim şadırvanın bulunduğu yer bu kutlu mabedin iç bahçesidir. Dış bahçeden iç bahçeye geçildiğinde manevi olarak bir basamak daha yukarıya tırmanmış ve huzura çıkmaya bir kat daha fazla hak kazanmış oluruz. Bu iç bahçe öyle efsunlu bir yerdir ki insana yaşattığı duygu başka hiçbir mekânla kıyaslanamaz. Ortada duran şadırvan henüz abdest almamış müminlere son davetin yapıldığı ve son imkânın sunulduğu değerli bir duraktır. Başınızı kaldırıp şadırvanın kenarından gökyüzüne doğru baktığınızda sanki Mescid-i Haram’ın ya da Mescid-i Aksa’nın semalarında temaşaya çıkmış gibi bir hissiyata kapılıverirsiniz. Oracıkta anlarsınız ki artık huzura çıkmaya hazırsınızdır ve Rabbinizle baş başa kalmak için üçüncü bir kapıdan daha geçmek zorundasınızdır. Artık caminin giriş kapısına geldiğinizde iki ayrı kapıdan büyük bir maddi ve manevi hazırlıkla geçmiş olmanın verdiği dinginlik ve huzurla üçüncü kapıdan çocuklar gibi şen, sabiler kadar masum bir yürekle geçmenin lezzetine mazhar olursunuz. Camiden içeriye girdiğinizde artık dış dünyayla ilişkiniz bütünüyle kesilir. Üzerinizde duran kubbe adeta yedi kat semaya açılan sırlı bir kapı hükmündedir. Sanki bu efsunlu kapak açılacak da yedi kat semada miraca doğru kanatlanacak ve Amnerrasülü’nün sırrına vakıf olacakmışçasına kıpır kıpır olur yüreğiniz!

 

Her vakit namazında günde beş vakit, her Cuma namazında ve her kutlu zaman diliminde bu kubbenin altında toplanan müminler birbirlerine kardeş yapılmış olmanın erdemiyle ellerini semaya açarlar ve Mescid-i Haram’da yapılan dualar hürmetine dualarının kabule şayan olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederler. Her dertli derdinin dermanı için derdin de dermanın da asıl sahibine el açar niyazda bulunur. Kaç dertli derdine derman bulur bilinmez ama Allah’a hulûsi kalp ile açılan ellerin boş çevrilmeyeceği aşikârdır.

 

Mübarek mabedin kıble tarafında bulunan ve pencerelerden Osmanlı mezar taşlarının sadece baş kısımlarının göründüğü dış avludaki küçük mezarlık insanın ahirete dair düşüncelerinin depreştiği bir faniler istasyonudur. Tekbir getirip Allah’ın huzuruna durmadan az evvel gözümüzün kaydığı bu faniler istirahatgâhı ölümle yüz yüze burun buruna geldiğimiz nadir mekanlardan birisidir. Müezzin efendinin kameti bitirip Hocaefendinin “Allahü Ekber” deyip tekbir alması arasında geçen o minik zaman diliminde uhreviyâta olan yolculuğumuzun gözlerimizle gerçekleştiği sırlı bir temas noktasıdır o an. Belki de ecdad özellikle camilerin bahçelerine mezarlıklar koyarak ahireti unutan gafil kullar zümresine dâhil olmayalım diye ölümle hayatı yan yana teşhir etmek istemiştir. Mezarlıklar bu manada ölümün teşhir edildiği ve ahirete açılan pencerelerin bir bir açıldığı manevi temizlenme merkezleri değil midir? Son Peygamber’in buyruğunda karşılığını bulan “insanın ağzının tadını kaçıran ölümü çokça hatırlayın” emirleri kendisine başka nerede karşılık bulacak?

 

Gülnuş Emetullah Sultan camiinin insan ruhunu okşayan, terbiye eden, büyük bir ustalıkla hizaya getiren o eşsiz mimari yapısı elbette başka ne sırlarla doludur, bilinmez. Ancak bildiğimiz bir şey varsa o da şudur ki camiye dış avludan girer girmez iç avlu kapısı arasından gözüken o eşsiz şadırvan ve minareler çınar ağaçlarının mihmandarlığında Osmanlı-İslam estetiğinin eşsiz görünümlerinden birisini canlı tablo olarak gözümüzün önünde sergiler. Cami, şadırvan, çınar ve minareler. Osmanlı dini mimarisinin mütemmim cüzleridirler. Her birisinin sembolik değeri çok yüksektir ancak her birisinin kendi içinde barındırdığı mana eninde sonunda tevhid düşüncesinde bir araya gelir, toplanır ve vahdaniyete hizmet eder. Yeni Valide Sultan bu vahdaniyet duygusunun en yoğun yaşandığı mekânlardan birisidir.


13.12.2019 – Ataşehir-İstanbul                  


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!