• “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 12 Ekim 2020, Pazartesi 10:28 - Son Güncelleme: 12 Ekim 2020 Pazartesi, 10:28
Font1 Font2 Font3 Font4
Tozpembe seküler bir hayat tablosu çiz bana…

“Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim.”
BEDİÜZZAMAN


SEKÜLER BİR AYDIN TALEP EDİYOR:
Tozpembe seküler bir hayat tablosu çiz bana…
O tabloda din, maneviyat,
Ahlak, vicdan, etik, moral değerler olmasın…
Dini hatırlatan hiç bir şey olmasın…
Ölüm, mezarlık, cami, dua, namaz olmasın…
Ölümü hatırlamak bile istemiyorum.
Ahiret olmasın.
O tabloda vur patlasın çal oynasın,
Eğlenmek olsun.
Nerde çalgı orda kalgı olsun.
Sınırsız içki, sınırsız eğlence olsun.
Seküler yortular, törenler, kutlamalar olsun.
Alabildiğine vahşi rekabet olsun…
Altta kalanın canı çıksın.
Güçlüler yaşamaya devam etsin, zayıflar elensin.
Hayatın acımasız bir mücadele olduğu anlaşılsın.
Yenilsin, içilsin, hayatın tadı çıkarılsın.
Benim istediğim hayat modelinde…
Kakara kikiri olsun.
Hiç bir hastalık, acı, matem…
Ölüm, yas, kaza, bela..
Musibet olmasın.
Kariyer planları:
En az 100-150 yıl olsun.
Çalışalım, kazanalım, yiyelim, içelim…
Eğlenelim yahu!
Bu dünyaya bir daha gelmeyeceğimize göre…
Ne gerek var var ibadete?
Üzüntüye, derde, tasaya, hüzne?
Derinlere dalmaya?
Ne gerek var?
Tozpembe seküler bir hayat istiyorum ben kısacası…
Alabildiğine seküler, olabildiğince seküler…
Mümkün olduğunca dinden uzak bir hayat istiyorum.
Hayatımı yaşamak istiyorum.
Bir daha bu dünyaya gelmeyeceğimize göre…

ALLAH’A İNANAN BİR MÜNEVVER CEVAPLIYOR:
Evet arkadaşım doğru söyledin.
Bir daha bu dünyaya gelecek değiliz.
Ebedi bir hayatı, sonsuzluk ülkesini
Burada kazanacağız.
Veya burada kaybedeceğiz.
Bak arkadaşım…
İyi dinle..
Bu dünyanın gerçeği:
Hastalık, musibet, kaza, bela, ayrılıklar, ölümler…
Burası bir imtihan diyarı.
Kabul edersin ya da etmezsin.
Ama gerçek bu.
Tozpembe seküler bir hayat pek mümkün değil.
İnsanız neticede.
İnanmadan olmuyor.
Bizi aşan, hepimizi aşan bir irade var.
Bu dünyaya kendi isteğimizle gelmedik.
Kendi isteğimizle ayrılmayacağız bu dünyadan.
Vakit dolunca dünya bize “Haydi dışarı!” diyecek.
Her gün onlarca hastalık, kaza, bela, musibet…
…Ve ölüm haberleri alıyoruz.
Her yıl sevdiklerimizden bazıları bu dünyayı terkediyorlar.
Kabul edersin ya da etmezsin.
Ama gerçek bu.
Öyle anlar, öyle zamanlar oluyor ki…
Seni her an gören duyan…
Sonsuz bir kudrete içini dökmek istiyorsun.
Yalvarmak, dua etmek, ibadet etmek istiyorsun.
İnsanız neticede…
Gücümüz kuvvetimiz bir yere kadar.
Sonra?
Sonrasına gücün kuvvetin yetmiyor.
Hasta oluyorsun, anında iyileşemiyorsun.
Allah’a yalvarmak geçiyor içinden.
Bir kaza atlatıyorsun.
Anında iyileşemiyorsun.
Allah’a yalvarmak geçiyor içinden.
Anlıyor musun?
Allah’a yalvarmak geçiyor içinden.
Neden?
Çünkü hissediyoruz.
Allah bizi duyuyor, görüyor, bize yardım ediyor.
Hissediyorsun, yaşıyorsun, anlıyorsun.
Tozpembe seküler bir hayat pek mümkün değil.
Bak etrafına…
Bu dünyaya her gün gelenler var…
Bu dünyaya her gün veda edenler var…
Gelenler nereden geliyorlar?
Gidenler nereye gidiyorlar?
Sonra…
Atomlardan hücrelere…
Moleküllerden elementlere…
Dokulardan organlara…
Atmosferden jeolojik katmanlara…
Dünyadan yıldızlara…
Yıldızlardan galaksilere…
Trilyonlarca denklemler, dengeler…
Trilyonlarca formüller, ince hesaplamalar…
Her an hükmediyor.
Trilyonlarca ince hesaplamalar!
Anlıyor musun?
Trilyonlarca ince hesaplamaları,
İnsan için, insana göstermek için,
Tıpkı bir mühür gibi…
Tıpkı bir damga gibi…
Kâinat sayfalarına mühürleyen kim?
Trilyonlarca denklemler Allah derken…
Kâinat tablosundaki imzayı kim atmış?
Kâinat tablosundaki mührü kim vurmuş?
Bir göz gezdir çevrene…
Sonbahar mevsimindeyiz bak:
Şu sımsıcak renk armonisini…
Şu harika manzaraları…
Her gün ayrı ayrı tablolar halinde…
Bizim için çizen kim?
Yağmur damlacıklarını…
Eşsiz senfonilerle, ezgilerle…
Yağdıran kim?
Tablo ortada arkadaşım.
Tablo ortada.
Tablonun ressamına ait imza da ortada.
Şimdi söyle:
İmzayı okuyabiliyor musun?
Mührün sahibini tanıyor musun?
Kâinat senfonisinin bestekârından haberin var mı?


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN