• Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 7 Şubat 2019, Perşembe 14:20 - Son Güncelleme: 7 Şubat 2019 Perşembe, 14:20
Font1 Font2 Font3 Font4
Susuz Denizlerde Sörf


Onunla anlatılanları anlatmaya başka hiçbir dilin gücünün yetemeyeceği  canım dilimizin, Türkçemiz’in  benzersiz kavramları var.  Pek heybetli kavramlar onlar. İlki, arka. Sırt.

 

Doğası gereği herkes sırtını yaslayabileceği birine gereksinim halinde. Eskiden savaşta ya da korunaklı olunması gereken hallerde arkanın yaslandığı taşa, “arkadaki taş” denilirmiş. Zaman içinde  “arkadaş”a evrilmiş bu   deyiş.

 

Bir bakmışsınız  arkadaşlığa adanmış besteler var dillerde, bir bakmışınız Arkadaşlık Günü’nde  herkesin paylaştığı tek konu bu.  Bir çocuğun aile ortamı dışında ilk öğrendiği kavram arkadaş. Tek çocuksa eğer o çocuk, arkadaşı, biraz biraz da kardeş ona.   

 

Ulaşımdan kentleşmeye, haberleşmeye bugünün şartlarında arkadaş demek, ille arkadaki taş demek olmayabilir. Şimdilerde çoklukla teknolojinin armağanı olarak edinilmiş arkadaşlıklarına “takipçi” deniliyor zira. Her takipçi, takipçi sayısı toplamını arttıracak artı bir anlamlı. “Falanca sosyal medya hesabımda takipçim şu kadar” böbürlenmesinin açılımı, hiç tanınmadık, gerçek mi, uydurma mı bilinemeyen sadece bir profil resmine ve isme aşinalık demek.

 

Üniversitede okullar ayrılmış olsa da aynı anaokuluna gidilmiş, aynı liseden mezun olunmuş, hala aynı mahallede sürdürülen arkadaşlıklar var elbette. Ancak aynı apartmandaki arkadaşlardan bile çoğu kez sosyal medya sayesinde haberdar olunuyor artık. Sosyal medya iletişim için öyle bir joker ki arkadaşların doğum gününü bile hatırlatıyor. Kutlamalar oradan gerçekleştirilebiliyor. Başsağlığı dilenebiliyor. Davetiyeler paylaşılıyor. İletişimin kestirme yolu, sosyal medya.

 

Kırk yılda bir toplanıp, yüz yüze görüşebilen arkadaşlar birbirlerine hal hatır sorduktan sonra arkadaşlık  hemencecik parmaklara dökülüyor. Konuşmaksızın karşılıklı oturmakta ve gözleri hep telefonlarındaki arkadaşlar, birbirlerinin yediğinden içtiğine, gezmesine yeni cicilerine dek her şeyden  paylaşımlar  ile haberdar oluyorlar. Karşılıklı güle eğlene sözlü sohbet yerini   cep telefonu ekranındaki birkaç satır not iliştirilmiş  görüntülere bıraktı çoktan.

 

Sanal sohbetlerin kimisi, mekândan ari. Öyle ki lavabolarda bile telefonlar ellerde. “Arkadaki taş”  anlamlı arkadaşlık, artık telefona sığdı. Arkadaşlık, cep telefonun içine hapsoldu. Akrabadan eş dosta, tanıdık bildikler, cep telefonunda bir listenin  parçası olduk, kayda dönüştük.  Birisinin, sosyal medya hesabındaki bir sayıyız hepimiz, topluca da bir listeyiz.   Listedekilerin çoğu da aranılmak için değildir eskisi gibi; nerede ne yemişler, kimlerle imişler sormaksızın öğrenebilmek için varlar, paylaşımları sayesinde. Ki arkadaş listemizdekilerin belki de büyük bir kısmı ile hiç tanışmadık, tokalaşmadık, görüşmedik, seslerini duysak, ayak seslerini işitsek tanımayız. Listede kayıtlı olmak kıskacındaki akrabalıkmış, arkadaşlıkmış gibi  kavramlar, duygusal boyut değiştirdi algılarımızda. Şimdiden beylik nostalji temaları oldular.  

 

Sosyal medyanın kireç boyasız sanal duvarları, ilan tablomuz gibi. Ne severiz, ne okuduk, hangi müziği dinleriz, meraklı olduğumuz konular dizi dizi sıralı orada. Spordan, sanattan, elişine  aynı ilgi alanları nedeniyle bir internet sayfası sayesinde tanışmaksızın kurulmuş sanal arkadaşlıklar, okul, çocukluk arkadaşlıkları kadar köklü değildir elbet; ama o arkadaşlıklardan daha  çok zamanınızı kaplarlar.

 

Arkadaşlığın büyüyüp serpilmişi, dostluk. Dost demek, ille maddi açıdan daraldığınızda yanınızda olan demek değildir. Bilirsiniz ki her arkadaş değil belki; ama dostluk basamağına oturmuş arkadaşın  hep aklındasınızdır. Siz epeyce bir boş verip aramadığınızda  öyle tatlı bir öfkeyle neden aramadığımız, niye onu merakta bıraktığımız için onlar arar, bağıra çağıra. Sitem duymazsınız; ama güzelinden haşlayabilenlerdir onlar. Sizin de memnuniyetle razı olduğunuz haşlama türüdür, bu türden olan. Dostluk  onca sınavdan sonra ortaya çıkan, tarzı iki mimarın elinde biçimlenen  eşsiz mimaridir bir yerde.

 

Dostluk nedir  üzerine gördüğüm, bildiğim en iyi örnek on beş yıldır artık hayatta olmayan yaşlı bir teyzeydi. Mihriban teyze. Apartmandaki, mahalledeki herkesin teyzesiydi. Ankara, Küçük Esat’taki okul öncesi ilk evimizde üst kat komşumuzdu. Kendinden küçük herkesi çocuğu, yakını gibi görür, kollardı. Uzun yaşadı. Uzunca bir hastalık çekti. Hasta yatağında bile aramasını beklediği; ama hatırlı gecikmesi olmuş kişileri bakıcısına arattırır, dili hala ne kadar dönebiliyorsa sayıp dökerdi. 

 

Büyüdüğü kasabada edindiği kültürü, metropol koşullarına kurban etmemiş böylesi kişiler artık neredeyse yok. Demek ki önceki kuşaktan farklı teknolojide, şehircilik anlayışında yetişen kuşaklar kendilerine özgü yeni bir arkadaşlık, dostluk kavramı biçimlendirebiliyor.

 

Şimdilerin arkadaşlıkları sosyal medya üzerinden yürütülürken  takım arkadaşlığı var bir de. Onlar, aynı renklerin  çocukları. Sıradan bir ortamda birbiri ile hiç anlaşamayacak iki kişi maçlarda sesleri kısılana kadar takımlarını desteklemek için yan yana bağırıyor. Gol atılınca birbirine sarılırken  gol kaçırınca aynı üzüntüyü yaşıyorlar. Çoğu tek yumurta ikizine nispet edercesine neredeyse.

 

Arkadaşlık hatta onun daha gelişmişi dostluk kavramı, ilerideki  kuşaklar için pek anlamlı olmayacak gibi. Baksanıza, şimdi kankalık moda. “Arkadaşım” denmiyor artık,  “kankam” deniliyor! Arkadaşlık mı? O eski kuşağın âdetiydi…

 

Başka bir kuşak demek olan bir yirmi yıl sonrasının yirmilikleri, arkadaş, dost ve kanka kavramı için neler yazarlardı merak sarmıyor değil içimi. Tarihin en eski mağara duvarı yazılarından kil tablet kayıtlarına kadar hep insanların değiştiği, eskilerin daha güzel olduğu yazılmış malum. 

 

Bu olgular konu olduğunda dünyadaki son güzel çağın bireyleriz galiba. Bu kavramların denizi kurumakta. Susuz denizlerde sörf nasıl olacak?


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


Susuz Denizlerde Sörf Yazısına 2 Yorum Yapıldı

BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN