RÖPORTAJLAR
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi

Sudanlı Zenci Musa
Eklenme Tarihi: 29 Ocak 2020, Çarşamba 20:15 - Son Güncelleme: 29 Ocak 2020 Çarşamba, 20:16
Font1 Font2 Font3 Font4



Sudanlı Zenci Musa
Hilal Özçilingir

 

 

Kitap, Kurtuluş Savaşı zamanında önemli görevlerde sorumluluk almış, Osmanlı cephesinde savaşmış Sudan doğumlu Musa’nın öyküsünü ele alıyor. Dostun düşmanla karıştığı bir dönemde Afrika’nın bağrından kopup Osmanlı bayrağını eline almış, vatanı savunmak için canını yok sayan bir askerin öyküsü bu kitap.

 

Yalın anlatımıyla rahatlıkla okuyabildiğiniz kitap; birçok bölüme ayrılmasına karşın benim için iki bölümden oluşuyordu. Kitap hâkim bakış açısıyla yazılmış olmasına rağmen ilk bölümünde karakterlerin düşünceleri kadar duygularının da etkili bir şekilde aktarılmasını istedim. Tarihi bir roman olması sebebiyle olayların ve kişilerin betimlenmesi, okuyucunun gözünde canlandırılmasının ihtiyacını hissettim. Mekânı, kişileri ve duygularını kafamda canlandırmak onları hissetmek istediğimden dolayı ilk bölüm beni içine çekmedi. Bazı yerlerde bunun eksikliğini hissettim. Ancak bu durumun ilk bölümün tamamında olduğunu söylemem. Hem Musa’nın hem İngiliz ajanı Jack’in ölümü göze alarak yaşamalarına rağmen ölümle yüz yüze geldiğinde yapmak istediklerini anımsamaları çok hoşuma gitti. İnsanın ne kadar yaşarsa yaşasın yapacaklarının bitmemesi insani bir durumdu. Ölüm yaklaştığında yarım kalan hayallerin akla düşmesi için hangi milletten hangi saftan olduğunun bir önemi yoktu. İnsan ölüm döşeğinde hiç bitirdim diyemez hep eksik kalırdı. Bu düşünce çok hoşuma gitti. İkinci olarak Jack’in yaralandığı anda yaşanılanların tasvir edilmesini beğendim Kan düşüncesinden midesi bulunan biri olmama rağmen olayın içindeymiş gibi hissettim ve heyecanlandım. Yazarın duyguları aktarabilecek kabiliyeti olmasına rağmen neden bunun eksikliğini hissettirdiğini anlayamadan okumaya devam ettim. İlk bölümde dikkatimi çeken bir diğer nokta ise, yazarın İngilizler hakkındaki fikrini bir karakterin düşüncesi şeklinde belirtmeden yazmış olmasıydı. Karakterin konuşmasını okurken fark etmeden benimseyebileceğim bir konuyu bu şekilde göz önünde tutmuş olması dikkatimi çekti. İğreti geldi gözüme. Fikirleri okuyucuya sunarken direk değil de saklayarak okuyucunun onu görmesi ve isterse kabul etmesi gerektiğini düşündürttü. Diğer türlü okuyucu fikri süzgeçten geçirmeden kenarda tutabiliyor.

 

Benim ikinci bölümüm Musa’nın ölümüyle başlıyor. Kitabı okurken “ Neden Musa bu kadar az anlatıldı? Keşke karakter aracılığıyla biraz daha tarihi bilgi verilseydi.” Düşüncesi varken, ikinci bölümde bu durum yok oldu. Yazar bu bölümde karakterlerin duygularındaki eksiklik hissini doldurdu. İlk bölümde yazarın eksik diye gördüğüm yanları ikinci bölümde tamamen kapatılmıştı. Üstelik kitap hiç beklemediğim bir şekilde son bulmuştu.

 

Hatır için okumaya başladığım bu kitabı kendim için bitirmiş olmanın mutluluğunu yaşadım. Bununla birlikte bu kitabın Henry’nin Musa ile olan bağını öğrendikten sonra biraz daha devam etmesini bekledim. Belki de kitap yazılma amacına ulaşmıştı; Sudanlı Musa’yı bitirdikten sora ayrıntılı bir şekilde araştırmak istedim…


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!