• Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
    Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
  • Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
  • Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
    Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
  • M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
    M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
  • Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat

YAZARLARIMIZ

Büşra Cansız
Büşra Cansız
Eklenme Tarihi: 1 Ocak 2021, Cuma 20:24 - Son Güncelleme: 1 Ocak 2021 Cuma, 20:24
Font1 Font2 Font3 Font4
Sinan’ın İstanbul’u

 

Bir mimar düşünün ki yaşadığı dönemin şehri onla anılır olsun. Bir mimar düşünün ki adı 400 yıl sonra hala o şehir ile anılır olsun. Çok da düşünmeniz gerekmedi bence. Çünkü herkesin söyleyebileceği tek bir isim geliyor akla: Mimar Sinan!

 

Türk-İslam mimarlık ve sanat tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Mimar Sinan, 16.yüzyıla adeta damgasını vurmuştur. Doğup büyüdüğü tarihin ve coğrafyanın çok ötesine geçmiş bir kimliktir onunki. Kaynaklar küçüklü, büyüklü 450 yapıdan sorumlu olduğunu yazıyor. Düşünün o dönemin kaynakları ve teknolojisi ile 450 eser. Günümüzde bu kadar olanağa rağmen bir mimarın değil o niteliğe, sayıya bile ulaşması mümkün olmuyor. Peki, Sinan bunu nasıl yaptı, nasıl Mimar Sinan oldu?

 

Hristiyan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Sinan, zekâsından dolayı Acemi Ocağı’na alınarak devşirilmiş yetenekli çocuklardan biridir. İlginç olan şudur ki mimarlık yeteneğinin henüz keşfedilmediği yıllarda, Yeniçeri Ocağı’nda uzun süre görev almıştır. İşte bu yıllar onun asıl ufkunun oluşmasını sağlayan yıllar olmuştur. Padişah ile beraber birçok sefere katılma imkânı bulan Sinan, gittiği coğrafyaların mimari özelliklerini inceleme fırsatı bulmuştur.

 

Kanuni Sultan Süleyman ile beraber Belgrad, Viyana, Rodos, Mohaç, Irak, Korfu seferlerine katılan Sinan, gittiği yerleri sadece askeri gözle değil, sanat gözü ile de değerlendirmiştir. Şehirlerin kimliğini okuyarak kafasına yerleştirdiği bu planlan, daha sonra onu hiç tahmin edemeyeceği bir konuma getirecekti. 1538 yılında Payitahta dönerek mimarbaşı olan Sinan, bu tarihten sonra İstanbul’un ve dahi Osmanlı’nın siluetini oluşturmaya başlamıştır.

 

Mimar Sinan’ın meslek hayatındaki aşama bilindiği üzere 3 döneme ayrılmaktadır. 1548 yılında tamamlanan çıraklık eserim dediği Şehzade Mehmed Camii, 1557 yılında tamamlanan kalfalık eserim dediği Süleymaniye Camii ve 83 yaşındayken tamamladığı ustalık eserim dediği Selimiye Camii. Herkes tarafından bilinen bu eserler dışında birde daha az bilinen eserleri vardır ki ben onlardan birini anlatmak isterim.

 

Tramvay ile Kabataş’tan Eminönü’ne doğru giderken solda bir cami ve çeşme dikkatleri çeker. Tophane Meydanı’nda yer alan bu caminin banisi Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa’dır. Denizlerde gösterdiği başarılarına istinaden padişah, bir külliye yapması için Mimar Sinan’ı görevlendirir ve “O, deryaların serdaru dur, varsın muktedirse camiini de derya üzre yapsun! Yoksa O’na karadan bir karış yer vermem!” der.

 

Bunun üzerine Kaptan-ı Deryası “Hünkârımız doğru derler, bizim evimiz de, mekânımız da deryalardır; o halde mabedimizin de derya üzre inşası uygun olur!” der ve  işte Kılıç Ali Paşa Külliyesi ortaya çıkar.

 

Mimar Sinan ise bu yalı cami planındaki eseri için şöyle demiştir: “Deryalar kudursa ve azgın dalgalar kubbenin tepesinden aşsa, yine bu mabet kıyamete dek Allah’ın izniyle ayakta kalacak!” ki deniz kıyılarında yaşanan onca kazalara rağmen kalmıştır.

 

Cami, medrese ve hamamdan oluşan Külliye dış görünüşüyle gözleri kamaştırırken, iç görünüşündeki ahenk ile gönüllere huzur verir. Bugün medresesinde Geleneksel Türk Sanatları kursları verilmekte olup, yapılışındaki amacını korumaktadır. Hamam da her haliyle bir Mimar Sinan eseridir.

 

1548’den 1588 senesine kadar 40 boyunca durmadan çalışan ve üreten Mimar Sinan, Osmanlı’ya Sinan Çağı’nı yaşatmıştır. Günümüze ulaşan 200’e yakın eseri bulunmaktadır ki bu istatistik bize Sinan Çağı’nın bitmediğini gösterir. Onun eserleri bugün dahi taklit edilemeyen bir matematikseldir. Ne demiş Mehmet Akif:

 

"Gel yıkalım şu Süleymaniye'yi desen iki kazma kürek iki de ırgat gerek. Hadi gel yapalım geri şunu desen bir Sinan gerek birde Süleyman." 

 

9 Nisan 1588 tarihinde 98 yaşındayken siluetini oluşturduğu İstanbul’un da vefat etmiştir. Büyük bir aşkla ilmek ilmek işlemiştir bu şehri. Her köşesine dokunmuş, ayrı bir iz bırakmıştır. Tophane’den Edirnekapı’ya, Üsküdar’dan Büyükçekmece’ye  takip eder bu izler. Aşk ve deha birleşince ortaya çıkan eserler ile İstanbul adeta kendini bulmuştur.

 

Mimar Sinan’ın yakın dostu Sâî Mustafa Çelebi tarafından kaleme alınan mezar taşı kitabesi şu cümlelerle bitiyor. Bende yazımı aynı cümleler ile bitirmek isterim.

 

“Geçti bu demde cihandan pîr-i mi‘mârân Sinân.”

 

 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN