• “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”

YAZARLARIMIZ

Büşra Cansız
Büşra Cansız
Eklenme Tarihi: 15 Ekim 2020, Perşembe 02:17 - Son Güncelleme: 15 Ekim 2020 Perşembe, 02:17
Font1 Font2 Font3 Font4
Seyyah-ı Âlem İle Bir Gün

                                       

Zamanda yolculuk yapmak herkesin hayalidir öyle değil mi? Hayran olduğu insanlar ile tanışmak, o dönemin havasını koklamak, geçmişteki maceralara ortak olmak… Elinize böyle bir fırsat geçse hangi döneme gitmek isterdiniz? Ya da sorumu biraz daha sınırlandırayım. Kim ile tanışmak isterdiniz? Benim cevabım Evliya Çelebi!

 

17. yüzyıl Osmanlısında yaşamış olan Evliya Çelebi, 70 yıllık ömrünün, 40 senesini bilmediği yollarda, 50 senesini ise gezerek geçirmiştir. 26 milyon kilometrekare yüzölçümüne sahip, 3 kıta Osmanlıyı ve dahi ötesini gezmiş, gezmekle kalmayıp gördüklerini de kaleme almıştır. Anadolu’dan Rusya’ya, Rumeli’den Almanya’ya, Mısır’dan Sudan’a, Kırım’dan Kudüs’e diyar diyar dolaşıp, maceralara atılmıştır. Düşünsenize o zamanın imkânlarıyla hem de; araba yok, uçak yok, otostop çekmek yok, at sırtında bir ömür. Bir ömür süren serüven!

 

Peki nasıl biriydi Evliya Çelebi? Arapça, Farsça, Latince, Rumca konuşan, çok iyi at bilip silah kuşanan, mizahi yönü güçlü biriydi. Saray hayatında kendisine önemli bir yer edinmişti. Osmanlı payitahtında zevk içinde yaşayabilir, sarayda kendisine makam elde edebilirdi. O ne mi yaptı, içindeki macera aşkının peşinden koştu. İhtirası yeni yerler keşfetmek, tanımadığı insanlar ile karşılamak üzereydi. Ne güzel bir ihtiras! Bir elinde kalem, diğerinde kâğıt her gördüğünü kayıt altına alarak, geçmişe ayna tutmuş. Bende bu serüvenlerine ortak olmak, kalemine güç olmak isterdim. İşte o nedenle gitmek istediğim yıl 1640, yer başlangıçta! Payitaht, yoldaş da Evliya Çelebi’dir.  

 

Neden mi 1640? Evliya Çelebi’nin nihayet babasından izin alarak seyahatlerine başladığı senedir çünkü. Oğlunun içindeki bu aşka yıllarca ket vuran ve onu İstanbul’u gezmekle sınırlandıran babası daha fazla durduramayacağını anlayarak salmıştır âleme onu. Bu aşk nasıl mı başladı dersiniz, aslında hikâyeyi hepimiz biliyoruz. Seyahatname’ sinde de anlatır. Bir gece rüyasında, Yemiş İskelesindeki Ahi Çelebi Camii’nde kalabalık bir cemaat arasında bulur kendisini. Mihrapta Peygamber efendimizi (a.s.m.) görür, huzuruna varınca; “Şefaat yâ Resûlallah!” diyecekken, heyecanla; “Seyahat yâ Resûlallah!” der. Peygamber efendimiz de tebessüm ederek bu gence hem şefaatini hem de seyahati müjdeler. Böylece seyyah-ı âlem olup yollara düşer ve gördüklerini yazmaya başlar.

 

Düşünsenize okuduklarımızın ötesinde kim bilir neler görüp, neler yaşamıştır. Dile kolay âlemde tek başına 40 sene! Bu seyahatlerine yoldaş olduğunuzu hayal etsenize, ne kadar heyecan verici olurdu. Karakancolos gecelerinde cadı ve vampir hikâyeleri dinlemek, Viyana’da beyin ameliyatı izlemek, Trabzon’da balıkçı sofralarında yemek yemek, 4.Murad’ın olduğu saray sohbetlerine katılmak, Hezarfen Çelebi’nin Galata’dan uçuşunu izlemek, Kırım Hanı ile savaşlara katılmak, Melek Ahmed Paşa’nın musahibi olarak Rumeli’yi karış karış gezmek, Macaristan kalelerini teftiş etmek, Mostar Köprüsü karşısında büyülenmek gibi 47 ülke, 257 şehirde soluksuz bir serüvene onunla beraber ortak olmak…

 

Gözünü; mevki, şan şöhret ihtirası değil, seyahat ihtirası bürümüş bir isim kulağa ne kadar da ilginç geliyor öyle değil mi? Bu ihtirası onu zamanını aşan, unutulmayan biri haline getirmiştir. Kaleme aldığı Seyahatname adlı eseri,  Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi açısından önemli bir yere sahiptir. 50 yıllık bir tecrübenin sonucu olan bu eserde; gezdiği ülkelerin şehir anlayışı, yeme içme alışkanlıkları, ekonomik düzeni, giyim şekli, folkloru, dili, dini, gelenek ve görenekleri hakkında ilginç bilgiler yer almaktadır. Bu şehirlerde gördüğü olayları, tanıştığı insanları hikâyeci dili ile yazar. Seyahatnamesinde kendisini bir yazar olarak değil “seyyah-ı âlem ve nedim-i benî âdem” diye takdim eder. Benim içinse okumaktan en çok keyif aldığım kitabın yazarıdır o. Maceralar ile dolu 10 ciltlik bir kitap!

 

1640 yılında başladığı İstanbul dışı yolculuklarını 47 ülke ile taçlandıran Evliya Çelebi’nin neden deniz aşırı ülkelere gitmediği de ilgi çekici bir noktadır. Seyahatname boyunca ifade ettiği üzere; Rum, Arap ve Acem’de, İsveç, Leh ve Çek’te, 7 iklim ve 18 padişahlık yeri 51 yıl boyunca gezip dolaşmış ancak ama okyanusları aşan uzak yolculuklarda bulunmamıştır. Bunun nedeni Trabzon-Kırım gezisi sonrası İstanbul’a dönerken geçirdiği ve ağır yaralı olarak kurtulduğu gemi yolculuğudur. Bu deniz korkusu nedeniyle bütün seyahatlerini at sırtında yapmış ve bizi onun dilinden birçok ülkeyi okumaktan mahrum bırakmıştır.

 

Evliya Çelebi’nin bugün Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bulunan ve özgün metni 4.000 sayfa tutan 10 ciltlik Seyahatname adlı eserinden başka “Şakaname” diye bir eserinin olduğunu da bize söylemektedir. Ancak bugüne kadar izine rastlanmamıştır. Böyle bir eseri keşfettiğinizi düşünsenize, ne büyük bir mutluluk olurdu.

 

Hayatına dair bir ilginç nokta da kesin ölüm tarihinin ve mezarının bilinmiyor olunuşudur. Mısır’da inzivaya çekilerek eserini kaleme aldığı ve daha sonra İstanbul’a dönüş yolunda ya da İstanbul’da öldüğü bilinir. 50 yıllık gezi hayatınıza dair her ayrıntı biliniyor olsun ama başınızda dua edilecek bir mezar taşınız olmasın. Nasıl bir kaderdir… İnsan doğum tarihini kaleme alabiliyor da, ölüm tarihini yazamıyor işte.

 

Evliya Çelebi’nin zaman zaman abartı ve fantastiğe kaçan anlatım tarzı, eserin gerçekliği konusunda eleştirilere neden olmuştur. Sadece gördüklerini değil hayal ettiklerini de yazması eserin gerçeklik payını azaltsa da türünün en iyi örneklerinden olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Bu duruma en güzel cevabı Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir adlı eserinde verir ki bende bu cevaba göre okurum onu.

 

“Ben Evliya Çelebi’yi tenkit etmek için değil, ona inanmak için okurum ve bu yüzden de her zaman haklı çıkarım…” 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN