• Ahmet Efe: “Sanatta Asıl olan İnançtır”
    Ahmet Efe: “Sanatta Asıl olan İnançtır”
  • Hüseyin Kutlu: “Yazı Sanatımıza Ciddi Bir Alaka Var”
    Hüseyin Kutlu: “Yazı Sanatımıza Ciddi Bir Alaka Var”
  • İttihadı İslam, Meşveretle Olacaktır
    İttihadı İslam, Meşveretle Olacaktır
  • İhsan Kurt ile Mülakat  
    İhsan Kurt ile Mülakat  
  • Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
    Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
  • Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
    Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
  • Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
  • Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
    Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
  • M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
    M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
  • Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine

YAZARLARIMIZ

Öznur Kısar
Öznur Kısar
Eklenme Tarihi: 11 Mayıs 2021, Salı 02:43 - Son Güncelleme: 11 Mayıs 2021 Salı, 03:06
Font1 Font2 Font3 Font4
Sesler

 

 

Sıcak bir akşamüstü o alçacık servinin gölgesine sığındım bakıyorum etrafa; öyle avare. Bir çocuk düşüyor biraz sertçe, ağlayacak oluyor. Utanma ile gururunun kırılmasının can sıkıcı burukluğu bir arada. “Ah yavrum kalk kuzum acıdı mı bir yerin?” diyor tanımadığı birileri, şöyle bir bakıyor. Kaşlarını kaldırıyor aksice. Kalkıyor bir silkelenip koşuyor topunun arkasından.

 

Biraz ileride bir yaşlı amca, elindeki tespihi ağır ağır çekip, parmağındaki zümrüt rengi yüzüğü düzeltiyor. Yüzüne yerleşmiş donuk gülümsemesiyle çocuk parkındaki cıvıltıyı seyrediyor. Anası geliyor aklına. O yaşlarda ne koşmuştu arkamdan hey gidi “Kadın anam” diyor. Ne ele avuca sığmaz inatçı bir keçiymişim. Alnındaki yara izlerini hatırlıyor sesli gülüyor. İnsan diyor benim gibi yetmişlerde de olsa anacığı dünyada olsun istiyor. Gidip dizine baş koymak, hanımdan, çocuklardan, işten güçten dertlenmek. Ana kucakları diyor hem o bütün dertleri dinlemek için var. Anlatmasan da gizli bir kulağı var mesela o kucağın. Ana dediğin ölse gitse de bir taş bırakıyor ardında. Bırakıyor ki gelsin evlat orda konuşsun, döksün içini bir rahatlasın. Sen gözlerine bak yeter, o okusun içerindekileri birer birer. Şimdilerde anadan gayrı gözleri okuyan kaldı mı? Yani böyle sözüm ona sevinç ve coşkulu bir hayat çığlığını bir tek annenden ve sevdiceğinden gizleyemezsin. Öyle diyorlar da, yok canım ben kimsenin anladığını düşünmem;  hem gerek de yok anlaşılmaya, öyledir dediğim dediktir efendim. Prensip olarak insanlarla yakın gibi ve fakat uzak mesafedeyim. Böyle iyi işte konfor alanım, güvenli limanımda rahatım yani. Ah diyor şimdi anamın yaptığı o muhallebiden olacaktı ki soğuk soğuk. Hani şöyle tasın içinde kımıl kımıl oynayan türden. Anasına da omuzlarını titretip tarif ederdi sevdiği muhallebiyi. İlahi Cemil efendi jöle kıvamında desene kadıncağızı boşuna yoruyorsun.

 

Yanı başındaki bankta iki teyze torunları getirmiş. Biri peşlerinden koştururken, diğeri umarsızca bir yanında getirdiği nevaleden bir parça alıyor, bir de elindeki Selanik örgüyü örmeye çalışıyor. Bir bitmedi gitti diyor bu atkı. Ne bitmez bir modelmiş ilerlemiyor bir türlü; halbuki subay emeklisi eşi Talat beyefendiye ne hevesle başlamıştı. Adamcağıza kışa yetişmedi ki taksın şöyle güzelce. Bitmez tabi diye düşünüyor. Torun peşinde koşmaktan sıra gelmiyor ki. Şimdiki gençler de bir âlem ayol. Zaten bütün hafta çalışıyorsun, çocuğundan uzaksın; akşamdan akşama annelik babalık mı olur efendim? Bir de hafta sonu anneanne, babaanne evine bırakıp kaçmalar. Neyse amaaan diyor. Torun da olmasa Talat Efendi ile hepten sus pus oturuyor oluruz koltuklarımızda. Evdeki ajans sesinden başka ses mi var Allah’ını seversen? Gel Tugaay, gel yavrum sırtına bez koyalım. 

 

Kaldırıma öylece oturmuş iki genç kız çekiyor dikkatimi sonra: “Bak bugünkü saçım çok havalıydı Berrin. Yarın da inşallah aynını yapabilirim. Ne hikmetse evde hep güzel topluyorum da sabah servise yetişeceğim zaman bir türlü beceremiyorum. Babam da hep geç kalıyorum diye paylıyor beni zaten. Ya onu bırak da sen bugün İnsta’da fotoğraflarımı kim beğenmiş bir söylesem inanamazsın kızım, bu haber çok olay bir şey ya. E biz daha konum atmadık, hadi selfie yapalım, hadi topla saçlarını biraz hazır mısın? Gülümse.”  

 

Genç simitçi tezgahını toparlarken; akşam evde içeceği çayı, tüm gün ayakta durmaktan, ite kaka yürüttüğü simit arabasının ağrıttığı ayaklarını uzatıp şöyle güzelce dinleneceği anı, sonrasında seyredeceği derbiyi hayal edip rahatlıyor. Giderken diyor kalan simitler satılırsa tatlı bir şeyler alırım. Çoluk çocuk sevinir hem. Şu ilerisi birden kalabalıklaştı oraya mı sürsem arabamı. Belki de kuru kalabalıktır ama neyse gideyim durmayayım burada. Hadi bismillah. Simiitçiii!

 

Hoca Allahuekber diyor ve seyir bitiyor şimdilik. Kulaklığını takıp Fikret Kızılok’un “Gönül” şarkısını açıyor. Eşlik ediyor belli belirsiz. Tam park çıkışı merdivenlerde bir küçük kız çocuğu nazlanıyor babasına. Hani elimi bırakmayacaktın baba? Çoraplarım senin yüzünden yırtıldı. Dizlerim senin yüzünden kanıyor. Saçlarım da toz içinde bak. Sessiz kalıyor baba. Biraz sinirli bakıyor kız çocuğuna, bir an duraksayıp.

 

Eve giderken markete uğrayıp alışveriş yapayım mutlaka. Ahmet amcanın bakkalının önünden geçmemek için alt sokaktan dolanırım mecbur. Ayıp oluyor, komşuluk hukuku var. E ama biraz ucuz olsa gitmem markete de işte, neyse.  Çocuğu okuldan almaya gecikmem inşallah; ay hadi koş koş! Yoksa akşam bir dünya laf duyacağım Mehmet’ten. Daha geçen gün oldu aynı durum. O zaman da hastahane bahçesinde kaybetmiştim kendimi. İnsanların hikayesine, iç sesine konuk olmayı seviyorum diyorum ama anlamıyor ki. O ne demek ya diyor. Tuhaf bir kadınmışım. Hadi ne pişirdin?  Bugün çok yorgunum; yemek yiyip uzanacağım diyor. Tamam, tamam hemen hazır ediyorum sofrayı, sen merak etme. Elindeki papatyaları niye kopardım diye üzülüyor sonra. Ne yapayım masada bir parça çiçek olmasını seviyorum diyor yavaşça ardından.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN