RÖPORTAJLAR
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”

Serdab Sokak
Eklenme Tarihi: 5 Mayıs 2020, Salı 05:15 - Son Güncelleme: 5 Mayıs 2020 Salı, 05:15
Font1 Font2 Font3 Font4



Serdab Sokak
İsmail Şapaloğlu

 

 

İnsan her zaman dertten değil, bazen de yitiğini bulmak için düşer sokaklara. Aramaya da kaybettiği yerden başlar elbet. Kimi zaman buldum zannedip sevinçlere gark olurken, kimi zaman da bulacağım ümidiyle çıktığı yolda heder eder kendini.

 

Hava o kadar sıcak ki, güneş demliğe koymuş su misali kaynatıyor yine yeryüzünü. Az önce tepeden tırnağa terden sucuk olduğu halde, sermayeden yiyip içmeyi zarar sayıp, önündeki sudan içmeyen su satıcısı çocuktan aldığım “buz gibi soğuk su” ne de çabuk ısınmıştı. Daha bir iki yudum ancak almıştım ki, suyun kaynama derecesini elimde hissettim birden. Gerçi hoş, su ne yapabilir ki, bir kaç dakika içinde geçirdiği fizyolojik başkalaşıma takat mı dayanır!

 

Hal bu hal içerisinde düşmüştüm yine İstanbul'un tarih kokan sokaklarına. Başka bir aleme açılan ervah gibidir. Ruh, oralarda teskin bulur itiyadına. Hatıralar hücum ederken akın akın dört cihetten göğüs gerer tek başına cereyanlara. Yalnız gözlerim bu savlete bi-kayd kalıyordu. Ah şu gözlerim çok merhametsizler. Yorgunluktan dizlerinin bağı çözülen ayaklarıma lütufta bulunupta, şöyle bir köşede istirahat ikramından uzakta aklı hâlâ köşe başı  tabelalarında. İşte bir tanesi daha, "Serdab Sokak". Aşina muhitte bir garip sokak ismi. Sokak, gerek ismiyle gerekse isme mügayir olmayan çehresiyle cezbetti beni, bıraktım kendimi kollarına. Sokaktan indikçe Yerebatan Sarnıcı'nın dehlizlerine iner gibiydim. İndikçe Valens'in, şehrin canına can katan hayat suyunun  şırıltısı, Bozdoğan Kemeri'nin tepesinden kulaklarıma fısıldıyor, serinliğiyle ölü bedenlere hayat bahşediyordu. Konmak vakti gelmişti. Biraz sağı solu göz gezdirdikten sonra Bozdoğan Kemeri'nin dibine serilmiş iskemlelerden bir tanesine oturdum. Hani başkaları gibi sırtımı oraya buraya da değil de, her biri ciğerinde buzdan membalar taşıyan o duvarın taşlarına dayadım. Aman Allah'ım! bu ateş sağanağında, bu  hoş serinlikte nedir böyle? Havanın içerisinde buluduğu şeraiti unutarak, çaycı garsonun "Ne içersin abi" sorusuna; kışın kahvehane sobasının başında titrek sesli iştahıyla çay isteyen müşteri gibi "çaayy" diyebildim. Biraz sonra garson çayımı getirdi. Gözlerim bardaktan çıkan buğuları araya dursun, ilk yudumla beraber ayılıp kendime gelmem bir oldu. Sonra birden aklıma o garip isim geldi. Hani şu; "Serdab Sokak.” Ah şu kör olası, sözlükle güreşme hastalığımız yok mu! Başladım kelimeden çıkarımlar yapmaya. Üstten koydum, alttan çıkardım yine de ortaya bir mana çıkaramadım. Dedim en iyisi sormak. Oturduğum çayevinin orta yaşlarındaki garsonuna sordum. O da ilk defa duymuş olmalı ki bu ismi, önce sağına sonra soluna baktı ve mahcup bir eda ile "Bilmiyorum valla kardeş." dedi. İçimden “Gururu bırak, haddine mi lügatle güreş tutmak.” diye geçirdikten sonra başladım alafranga lügatte kelimenin manasını  aramaya. Meğer az önce yaşanılanlar ismiyle müsemma olan muayyen bir hakikatin ruha sinen nümayişin tecellisiymiş…

 

"Serdab: Sıcak memleketlerde, çok sıcak günlerde barınılan yer altı odası."

 

İşte ismiyle müsemma olan ender bir sokaktır, Serdab Sokak. Yok azizim yok! Ne tombaladan rastgele çekilen rakamların oluşturduğu dört basamaklı sayıları, ne tek bir fidanın dahi olmadığı sokağa "Çınarlı," ne de üç tane arabanın yan yana geçebildiği sokağa "Dar" sokak adını ben vermedim. Eminim ecdad da vermezdi.


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!