• Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 12 Nisan 2020, Pazar 22:55 - Son Güncelleme: 12 Nisan 2020 Pazar, 23:47
Font1 Font2 Font3 Font4
Seküler bilimin sultasında heba edilen yıllar

“Evrenin sırlarını beş duyu ile açıklamak zordur. Bu sebeple insan gerçeklere farklı kanallardan ulaşmaya çalışır. Kişiyi gerçeklere götüren birinci yol, deney gözlem ampirik yaklaşımdır. Bu yöntem nöropsikiyatrinin ve pozitif bilimin ilgi alanına girer. İkinci yol akıl yürütmedir. Teorik, pozitif bilim ve din biliminin, sosyal bilimler ve psikiyatrinin ilgi alanıdır. Gerçeğe götüren üçüncü yol, önsezi ve sezgilerdir ki bunlar din bilimlerinin dışında nöropsikiyatrinin de ilgi alanı olmuştur… Dördüncü yol inançtır. Gerçeğe giderken diğer üç yolla açıklanamayan noktalar için bu yöntem kullanılır.”
Prof. Dr. Nevzat Tarhan – İnanç Psikolojisi

Önsezi, sezgi, inanç, iman ve dine saygılı bilime, gerçek bilime hiçbir sözümüz yok.
Teori, hipotez, bilimsel yöntem, bilimsel veriler, bilimsel kanunlar, ölçme, değerlendirme, deney, gözlem, analiz, değerlendirme.
Bilim, bütün bunların toplamı.
Problemleri, problemlerin çözüm yollarını gören ve gösteren bir araçtır bilim.
Bilim, insanı, hayatı, dünyayı, kâinatı tanımaya ve anlamaya çalışan bir araçtır.
Amaç değildir.
Amaç, insana, topluma faydalı olmak, olmaya çalışmaktır.
Bilimsel yöntemle çalışan bilime, bilim adamına sadece saygı duyulur.

Bir de seküler bilim var.
Bilimi kovmaya çalışan, bilimin yerini kapmak isteyen…
Bilimi örtbas eden, gerçeği örtbas eden, bilimin verilerini tersyüz eden seküler bilim var.
Seküler Bilim:
Allah’ı hesaba katmadan, ahlakı-ahireti hesaba katmadan kendine yer açmaya çalışan bilim.
Seküler Bilim:
İnsanı gören, Yaratanı görmeyen bilim. Hayatı gören, hayat vereni görmeyen bilim. Dünyayı gören, dünyanın sanatkârını görmeyen bilim. Kâinatı gören, kâinatı yaratanı görmeyen bilim.
Seküler bilimin asla sormadığı, sormak istemediği…
Nefret ettiği sorular:
Atomaltı parçacıkları, atomları, molekülleri, elementleri, hücreleri, dokuları, organları… İnsanı, hayatı, atmosferi, jeolojik katmanları, dünyayı, galaksileri, kâinatı yaratan kimdir, yaşatan kim?
Kim?
Yaratan neden yaratıyor, yaşatan neden yaşatıyor?
Neden, niçin?

Seküler bilimin hemen peşinden pozitivizm, materyalizm…
Nihilizm, ateizm, evrim…
Tesadüf, tabiatperestlik…
Sonra faydacılık, çıkarcılık…
Daha sonra “Güçlüler hayatta kalır, zayıflar elenir.”
Daha ötesinde:
Rekabet, vahşi rekabet, güçlü olan haklıdır…
Faydacılık, çıkarcılık…
Hile ve şüphe…
Her şeyden ve herkesten şüphelenmek.
Sahipsiz, başıboş bir insan, hayat, dünya ve kâinat tasavvuru…
Din düşmanlığı, İslam düşmanlığı…
Bütün bunları geçtiğimiz yüzyılda bütün boyutlarıyla, bütün şiddetiyle yaşadık.
Oysa şimdilerde geldiğimiz nokta, önsezilere, sezgilere, inanca, imana ve dini kaynaklara saygı duymak. Bütün bunlara kulak vermek. Bütün bunları dikkate almak.
Geçtiğimiz asırda seküler bilimin peşine takılan dünya, seküler bilimin hatırı için neleri yitirmedi ki?
Fertte ve toplumda yaşanan bunalımlar…
Dünyanın zengin kuzeyi, fakir güneyi…
Dünyanın zengin batısı, fakir doğusu…
Açlık, fakirlik…
Emek-sermaye çatışması…
Komünizm-Kapitalizm çatışması…
İdeolojilerin kapışması…
Irkçılık, terör hareketleri…
Ailenin çökmesi, boşanmalar, intiharlar…
Alkol ve uyuşturucu kullanımının zirve yapması…
Fitne fesadın yaygınlaşması…
Çevre kirliliği, hava, toprak, su kirliliği…
Görüntü ve gürültü kirliliği…
Cehenneme dönüşen metropoller…
Bu arada kaybolan insan, aile…
Erozyona uğrayan değerler…
Ahlak, özeleştiri, nefis muhasebesi…
Bereket, merhamet, kanaat…
Ekolojik dengelerin, floranın bozulması…
İklim değişiklikleri…
Üretim-tüketim kalıpları…
Araçların, amaçların yerini alması…
Seküler bilimin dar açısından görülmeye-tanımlanmaya çalışılan bir hayat, bir kâinat.
Nedenlerle sonuçların birbirine karıştırılması…
Finans-borsa dalgalanmaları…
Petro-Dolar dengeleri…
Silahlanma yarışı, tüketim çılgınlığı…
Tükenmişlik sendromu…
Kaliforniya Sendromu…
Yalnızlaşma, yabancılaşma…
Sınırsız eğlence, sınırsız içki…
Zayıfların, ihtiyarların, çocukların, hastaların, musibetzedelerin ezilmesi…
Seküler bilimin insana, tabiata, hakikate ve Tanrı’ya saldırısı…
Allah’a meydan okuyan, alabildiğine kibirli seküler bilim.
O kibri sıfırlamaya bir virüs yetebiliyormuş demek ki.
İnsanlık, seküler bilimin peşine takılıp karanlık tünellere girmişti geçtiğimiz asırda.
Tünelin ucunda, çoook uzaklarda belli belirsiz bir ışık görünüyordu:
Postmodern neoliberal geç kapitalizm.
Şimdilerde ortaya çıktı ki, tamamen palavraymış.
Amerikan rüyası palavraymış.
Anglo-Sakson, Greko-Latin, Franko-Germen uygarlık palavraymış.
Vahşi Batı ne vakit durup düşünecek?
Allah’ı hesabı katmadan kurulan dengeler, denklemler, formüller dünyaya ne kazandırır?
Neler kaybettirir?
Cengiz Numanoğlu’nun dizeleriyle yazıya son verelim:
Yıldızlar bir adım yolundan şaşmaz.
Dağlar haddin bilir, denizler taşmaz.
Karıncanın yükü, boyunu aşmaz.
Bunca dengelerin farkında mısın?


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN