• İdeali Olan İnsanlar İddialı Olmalıdır
    İdeali Olan İnsanlar İddialı Olmalıdır
  • Aydil Erol: “Dostların Hasını Gördüm”
    Aydil Erol: “Dostların Hasını Gördüm”
  • İstanbul’un En Büyük Kütüphanesi Rami’de Açılıyor
    İstanbul’un En Büyük Kütüphanesi Rami’de Açılıyor
  • Nâzım Tektaş ile Mülakat
    Nâzım Tektaş ile Mülakat
  • Muaz Ergü’nün Mehmet Nuri Yardım ile Mülakatı
    Muaz Ergü’nün Mehmet Nuri Yardım ile Mülakatı
  • Ahmet Efe: “Sanatta Asıl olan İnançtır”
    Ahmet Efe: “Sanatta Asıl olan İnançtır”
  • Hüseyin Kutlu: “Yazı Sanatımıza Ciddi Bir Alaka Var”
    Hüseyin Kutlu: “Yazı Sanatımıza Ciddi Bir Alaka Var”
  • İttihadı İslam, Meşveretle Olacaktır
    İttihadı İslam, Meşveretle Olacaktır
  • İhsan Kurt ile Mülakat  
    İhsan Kurt ile Mülakat  
  • Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
    Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)

YAZARLARIMIZ

Büşra Cansız
Büşra Cansız
Eklenme Tarihi: 10 Haziran 2022, Cuma 21:04 - Son Güncelleme: 10 Haziran 2022 Cuma, 21:04
Font1 Font2 Font3 Font4
Şehri Yaşamak

 

 

Her şehir bir dünyadır. Herkes için ayrı bir dünya! Sundukları, ifade ettikleri, hissettirdikleri, hissettiremedikleri aynı değildir. Herkes için özel olan bir mekân, bir şehir vardır mesela… Mutlu olduğunda sevincini paylaştığı, hüzünlü olduğunda sığındığı, yalnız kalmak isteğinde saklandığı yani kendisini ait hissetmek istediği bir yer.

 

Bir şehirde yaşamak vardır bir de o şehri yaşamak. Ben şehri yaşayanlardan olmaya çalışmışımdır her zaman. Bu amacımda da muvaffak olabildiğimi düşünüyorum. Keza benim için her şehrin ifade ettiği duygular vardır. Mutlu olduğumda sevincimi İstanbul’la paylaşmak, hüzünlü olduğumda Saraybosna’nın sokaklarına sığınmak, yalnız kalmak istediğimde Mostar’ın kucağına saklanmak isterim. Bu yüzden şehirlerin de kalbi vardır dedim…

 

 

 

Hayatın telaşı ve kalabalığı içerisinde şehirlerin kalbine kulak vermek her geçen gün zorlaşıyordu. Yanı başımızda akıp giden bir hayat vardı ve biz ona yetişemiyorduk. Bu mücadele içerisinde şehri yaşamak mı? Hissetmek mi? O da ne? Ama durmalıydı insan. Durup bir nefes almalıydı!

 

Ben nefes alıp vermek istediğim zaman şehrime sığınırım. Keza bizi yorup boğan o şehir olsa da boğduğu yerden çıkartan yine kendisi oluyordu. Dalga da oydu kıyı da… Dalgalar birbiri ardınca üzerimize gelse de kıyıya ulaşmak belki de bir kulaç ötemizdeydi. O kulacı atabilecek cesareti ve gücü gösterebilmekteydi asıl marifet.

 

İstanbul gibi bir şehirde o kulacı atabilmek çok daha zordu. İnsana pek de fırsat vermiyordu kendini sevdirmek için. Ama ha gayret deyip kalbini ona yaslayana da asla sırtını dönmüyordu. Bütün güzelliklerini önüne seriveriyordu. Bütün günün stresini almaya bir mavi bakış yetiyordu mesela. O zaman Ziyan Osman Saba gibi bürünüyordum ben de Boğaz havasına…

 

 

“Geliyor Boğaziçi'nden doğru

Bir iskeleden kalkan vapurun sesi

Mavi sular üstünde yine

Bembeyaz Kızkulesi…”

 

Şehri yaşamaya başlamak işte bu kadar kolaydı. Sonra zaten kalbini size açıp bağlayıveriyordu kendine hiç anlamadan. Ancak unutmayın; bir şehri gezerken onun acısını, mutluluğunu, hüznünü, merakını hissedemiyorsanız gezmiş sayılmazsınız. Bir girip çıkmaktır sizin yaptığınız. Oysa her bir zerresi keşfinizi, kalbinin sesini duymanızı bekliyordur. O yüzden o sese kulak verin. Ben her gün şükrederek veriyorum.

 

Nazım Hikmet’in:

 

“Fevkalade memnunum dünyaya geldiğime,

 

Toprağını, aydınlığını, kavgasını ve ekmeğini seviyorum…” dediği yerde o virgül arasına bir de “şehirlerini” seviyorumu eklemek isterim. Keza fevkalade memnunum dünyaya geldiğime. Şehirlerini, toprağını, aydınlığını, kavgasını ve ekmeğini seviyorum…

 

*Resimler: Ahmet Yakupoğlu


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN