• Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat

YAZARLARIMIZ

Büşra Cansız
Büşra Cansız
Eklenme Tarihi: 26 Ekim 2020, Pazartesi 21:10 - Son Güncelleme: 26 Ekim 2020 Pazartesi, 21:10
Font1 Font2 Font3 Font4
Şehr-i İstanbul’da İki Seyyah Ruh

 

 

Doğduğun memleket mi doyduğun memleket mi? Fausto Zonaro için bu soruyu cevaplamak çok zor olsa gerek. Keza kökleri İtalya topraklarında olsa da izin verilseydi belki de mezarı İstanbul topraklarında kalacak kadar bağlıydı Osmanlı’ya. 18 Eylül 1854’de İtalya’nın Padova kentinde dünyaya gelen ressam 37 yaşında âşık olacağı şehr-i İstanbul’a yerleşmiştir. 20 yıla yakın sanatını icra ettiği, saygı gördüğü bu şehirde dünyaca ünlü bir ressam konumuna gelmiştir. Yaşamını sürdürmek için suluboya tablolar yapıp satan bir sokak ressamından, Osmanlı Sarayı baş ressamlığına yükselişin hikâyesidir onunki.

 

Zengin bir ailede doğup, sanat camiasının içinde büyümüş bir ressam değildir. Orta gelirli bir ailenin çocuğu olarak, doğuştan gelen yeteneği sayesinde kendini fark ettirerek bu hayata girer. Parasal sıkıntılar eşliğinde Venedik ve Napoli sokaklarında resimler yapar. Aradığı ruhu ve ortamı bu şehirlerde bulamayan genç ressam Paris’e yerleşir ve burada geleceğini belirleyecek isim olan Elisa Pante ile tanışır.

 

Paris’te adını duyuran ve sergiler açan Zonaro yine de aradığı mutluluğu bulamaz. Hayalleri yaşadıklarının çok ötesindedir keza. Sevgilisi Elisa ile beraber düşledikleri hayat uzaklarda, doğunun cazibesi şehr-i İstanbul’da onları beklemektedir. Zonaro’dan önce İstanbul’a gelen Elisa buradaki yaşayışı çözümler ve kendisine bir yer edinir. Zonaro şehre geldiğinde tek tanıdığı isim olan Elisa sayesinde bu gizemli kente ayak uydurur. Hayran oldukları İstanbul’u aşklarına şahit ederek evlenirler. Genç ressam bu zamanları: “Eğer sen önce gelip bir çevre edinmeseydin ve bana cesaret vermeseydin belki de İstanbul; Edmonde de Amicis’in kitabında okuduğum gizemli renkleriyle bir düş olmaya devam edecekti.” sözleriyle anlatır.

 

1891 II. Abdülhamid İstanbul’unda yeni bir hayata başlayan ikili kendilerini şehre kanıtlamaya çalışır. “Sen mi büyüksün biz mi İstanbul” derler adeta. Bu süreçte Osman Hamdi Bey, Münir Paşa gibi saygın isimler ile dostluk kuran Zonaro, resim dersleri vermeye başlar ve İstanbul semalarında yeni bir isim yankılanır: “Fausto Zonaro!”

 

Bir süre sıkıntı çeken çift için 1896 senesine gelindiğinde talih gülmek üzereydi. Galata Köprüsü’nden geçerken Ertuğrul Süvari Alayı ile karşılaşan ressam, bu geçit töreninden oldukça etkilenir. Her Cuma gerçekleştiğini öğrendiği töreni izlemek için eskiz defteri ile beraber köprüde yerini alır. O kadar ciddiye almıştır ki bu işi köprüde tanınan bir sima haline gelir ve askerler onu görünce selam vermeye başlar.

 

II. Abdülhamid’e sunmak üzere büyük bir titizlikle yağlıboya eserini tamamlar. Eminönü Yeni Camii’nin arka planda yer aldığı resimde kendisi ve eşini de resmederek isimlerini tarihe kazır. Münir Paşa vasıtasıyla padişaha sunulan bu tablo sayesinde “Mecidiye nişanı” ile ödüllendirilir ve saray ressamı konumuna getirilir.

 

Ressam-ı Hazreti Şehriyarı unvanı ile bir süre önce vefat eden Acquaro’nun yerine saray baş ressamlığına getirilen Zonaro nihayet hayallerine ulaşmak üzereydi. İyi bir maaşla yabancı bir şehirde yaşam kaygısı gütmeden istediği tabloları yapma imkânı bulan Zonaro ismi, payitahttan tüm dünyaya yayılmıştır.

 

II. Abdülhamid’in 1897 Türk-Yunan Savaşı’nı anlatan bir resim isteği üzerine hazırladığı “Dömeke Savaşı” tablosu sayesinde Akaretler’deki 50 numaralı ev ile ödüllendirilen ressam, evin büyük bölümünü sanat galerisi olarak kullanır. Makaleden sonra evi ziyaret eden sayısı da bir hayli artar Bu isimler arasında kimler kimler yoktur ki! Abdülmecid Efendi, Enver Paşa, Osman Hamdi Bey, Recaizade Mahmud Ekrem, Winston Churchill, İtalya Veliahttı Prens Emanuele ve Prenses Elena… Ne sanat sohbetlerine, ne hayallere tanıklık etmiştir bu ev kim bilir…

 

İstanbul aşkı ile gezip gördükleri her şeyi resmeden ve fotoğraflarını çeken çift, şehrin ruhunu iliklerine kadar yaşar. Keşfettikleri her detay, her güzellik kalplerini daha çok bağlar bu nazlı şehre. İstanbul’da unutulmayacak bir şekilde isimlerini şehrin hafızasına kazıyarak karşılık verir.  Sanatçının “Kayığa Binen Kadınlar” adlı tablosunda, İstanbul’un günlük yaşantısı, şehir manzarası eşliğinde sunulmuştur. Gördüğü anı kafasına kazıyan ve daha o an da fırçasının sesini duymaya başlayan ressam, kompozisyonları başarılı bir şekilde tuvallerine yansıtır.

 

II. Abdülhamid’in isteği üzerine Fatih Sultan Mehmed’in hayatını ve fetih sürecini anlatan tarihi tablolar da hazırlamıştır. Meşhur “Fatih Sultan Mehmed’in Topkapı’dan İstanbul’a Girişi” tablosu ressamın kendisini de resmin içiresine eklediği dikkat çekici bir eserdir. Hasan Rıza’dan esinlenen ressam, beyaz at üstünde yer alan Fatih’in askeri olarak kendini resmeder. Kendisini de bu müjdeli ana katması, Türk tarihine olan sevgisini ve saygısını gösterir. Keza bu tarihin bir parçası olmak istemiştir.

 

Osmanlı tarihini bu kadar benimseyen, İstanbul’u aşkla yaşayıp yaşatan çiftin macera dolu İstanbul günlerine makûs tarih ayrılığı getirmek üzereydi. Devlet zor günlerden geçerken, Sultan Abdülhamid’in günleri doluyordu. Belki de bunu hissetmişçesine İstanbul’daki son günlerinde padişahın portresini yapmak için harekete geçer. Yıllardır bu isteği gütmüş ancak İslam halifesinin resmi yapılamaz cevabı ile geri durmuştur. Meşrutiyet’in getirdiği hava içerinde Abdülhamid’i ikna eden Zonaro portre çalışmalarına başlar ve yakın ikili son günlerini geçirir.

 

27 Nisan 1909 tarihinde II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle Zonaro’nun da İstanbul’daki günlerinin sonu gelir. Saray ressamlığına son verilen ve Akaretler’deki evi elinden alınan Zonaro büyük şaşkınlık ve üzüntü içerisinde veda hazırlıklarına başlar. Politikanın kirli sayfalarında sanatın ne işi vardı? Hem de ömrünü İstanbul’u yaşatmaya adamış bir ressama karşı!

 

Zonaro ve ailesi 20 Mart 1910 tarihinde âşık oldukları ve ikinci vatanları olarak gördükleri İstanbul’a veda etmek zorunda kalırlar. Yanlarında sandık dolu resim, fotoğraf ve hatırayla… Zonaro’nun birbirinden etkileyici resimlerinin yanı sıra Elisa’nın İstanbul’un bin bir yüzünü gösteren fotoğrafları da Türk sanatına miras kalır. Ne diyelim bu şehr-i İstanbul’dan iki seyyah ruh gelip geçti.

 

 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN