• Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”

YAZARLARIMIZ

Büşra Cansız
Büşra Cansız
Eklenme Tarihi: 20 Aralık 2020, Pazar 13:29 - Son Güncelleme: 20 Aralık 2020 Pazar, 13:29
Font1 Font2 Font3 Font4
Şehirlerin De Kalbi Var Mı?

 

 

Şehirlerin de kalbi olduğunu hissettiğiniz mi hiç? Kalbinin sesine kulak verip de sokaklarında kendinden geçtiğiniz, merak etmeye başlayıp da sırlarını çözmeye başladığınız… Mesela bir sokaktan geçerken o sokağın ismi nereden geliyor merak ettiniz mi? Köşe başında öksüz kalmış bir çeşmeyi kim, hangi duası için yaptırmış düşündünüz mü? Şehrin tepesine çıkıp baktığınız manzara karşısında hüzünlendiniz mi ya da bir köprüye bakarken hayallere dalıp mutlu oldunuz mu? Ben oldum. Gördüğüm her şehir, her sokak, her eser farklı duygular hissettirdi bana. Şehirlerin de kalbi olduğunu anladım ve o kalbe gerektiği saygıyı sundum.

 

Her sokağın farklı bir hikâyesi, derin bir yaşanmışlığı vardır. İstanbul sokaklarında gezerken kendimi tarihte yolculuk yapar gibi hissederim. Kuzguncuk’un rengârenk evlerinin arasında gezerken, Zeyrek’in adım başı tarihi eser çıkan yollarından geçerken, Süleymaniye’nin ahşap evlerini görüp de keşke benim olsa diye hayıflanırken, Balat’ın zengin etnik mozaiğine hayranlık duyarken, Tarabya’nın her köşesi denize açılan sokaklarından inerken böylesine bir şehirde yaşadığım için şükrederim. Bu semtlerden kalan izleri en iyi sokak adları verir bize. Kervan Geçmez, Kültür Çıkmazı, Sahaflar Mezarlığı, Bağrı Yanık, Merkep Bağırtan gibi nice ilginç isimler ve bu isimlerin altında yatan yaşanmışlıklar. Boşuna sokaklar şehirlerin hafızasıdır dememişler. Merak etiniz değil mi şimdi bu isimler nereden geliyor?

 

Türk ve İslam mimarisinin vazgeçilmez hayrat eserlerinden olan çeşmeler ve sebiller o kadar muhteşem süslemeler ile inşa edilmiştir ki hayrından önce güzelliği ile dualar almıştır. Osmanlı döneminde her köşe başında karşımıza çıkan çeşmeler ne yazık ki yeni dönemin şehirleşme faaliyetleri içerisinde, can suyu kesilerek yalnızlığa mahrum edilmiştir. Hele Evliya Çelebi’nin “Velhasıl Bursa, sudan ibarettir” dediği sular şehrinde inşa edilen çeşmeler… Bursa Hamidiye Caddesi üzerinde inşa edilen ve Barok-Selçuklu izleri barındıran Çeşmeli Karakoldan günümüze fotoğrafı dışında kalan bir parça yoktur. Ahh sokakların o güzel buluşma yerleri, oysa her biri bir hayır eseriydi. Bizim kültürümüzde birine su vermek, susuzluğuna çare olmak hayır duası almak demektir. Yani sadece bir mimari eser değildi ellerimizden kayıp giden. Düşündünüz değil mi şimdi hangi duanın eseriydi bu çeşmeler?

 

Şehirlerin kalbini duyabileceğiniz en iyi noktalardan biri ona en yukarıdan bakabileceğiniz tepelerdir. Tüm heybeti, güzelliği ayaklarınızın altına serilir. Bazen gördüğünüz manzara karşısında mutlu olursunuz bazen de hüzünlenirsiniz. Bazı şehirlere hüzün bile yakışır keza. Bosna’nın sarayı, Saraybosna’sı öylesine bir şehirdir; kalbinin acısını duyduğum şehir. Kovaci yokuşundan çıkıp, Alija İzetbegovic ve Bosna şehitlerinin mezarının hemen yukarısında yer alan tepeden şehri izlerken neler hissetmiyorsunuz ki; hüzün, umut, hayranlık… Buradan tüm Saraybosna’yı görmek mümkün. Miljacka’nın ortadan ikiye böldüğü bu şehri, tüm güzellikleri ve kusurları ile tepeden görebilirsiniz. Benim gördüğüm ne mi? Başımı sağa çeviriyordum şehitlik, sola çeviriyordum şehitlik, önüm zaten Alija ve askerlerinin bulunduğu şehitlik. Beyaz zambaklar ülkesini andırıyordu bu acı manzara, bana hüznünü paylaşma hissi uyandırıyordu.  

 

Ve mutluluk… Bazı şehirler de sizi hayallere sürükler, gerçekleşmesini umut ettiğiniz hedeflere ulaşabilme gücü verir. Ona bakarken mutlu olursunuz ve içinizi sebepsiz bir neşe kaplar. Tıpkı Mostar gibi, tıpkı Mostar Köprüsü gibi. Gece olup da şehirden el etek çekilince Neretva Nehri’nin kenarından Mostar Köprüsü’nü izlemek beni böylesi hayallere sürükler. Onun çektiği acılara rağmen kendini yeniden toplayıp dimdik duruşu güç verir. Benim de başarabileceğimi hissettirir. Neretva’nın sesi ise huzur ve mutluluk verir, köprüye bakıp hayaller kurmaya başlarım. Yani demek istiyorum ki karşımda duran şehir bana kalbini açar ben de ona…

 

Bir şehri gezerken onun acısını, mutluluğunu, hüznünü, merakını hissedemiyorsanız gezmiş sayılmazsınız. Bir girip çıkmaktır sizin yaptığınız. Oysa her bir zerresi keşfinizi, kalbinin sesini duymanızı bekliyordur. Şimdi siz cevaplayın şu sorumu:

 

“Şehirlerin de kalbi var mı?”

 

Evet diyenler?


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN