• Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
    Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
  • Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
  • Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
    Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
  • M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
    M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
  • Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat

YAZARLARIMIZ

Büşra Cansız
Büşra Cansız
Eklenme Tarihi: 7 Aralık 2020, Pazartesi 05:39 - Son Güncelleme: 7 Aralık 2020 Pazartesi, 14:44
Font1 Font2 Font3 Font4
Sarayda Değişim Rüzgârları

 

 

Osmanlı’da resim sanatı dediğimizde akıllara ilk olarak iki boyutlu geleneksel minyatür sanatı gelir. Klasik Osmanlı sanatının en güzel örnekleri olan minyatürlerden, üç boyutlu batı tarz resme geçiş süreci devletin siyasi politikasıyla doğrudan etkili olmuştur. Güç dengelerinde Avrupa üzerindeki hâkimiyetini kaybeden Osmanlı Devleti, 18.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı’ya ayak uydurma çabası içerisine girmiştir. Böylece askeri, siyasi ve kültürel alanda art arda değişimler yaşanmıştır. Bu değişim sürecinde resim sanatı da kendine düşen payı alarak yenileşmeye ve gelişmeye başlamıştır.

 

Bu değişim hareketlerinin başını çeken Osmanlı Sarayı’nda yenileşmeye ayak uydurulmaya çalışılmıştır. Batılı tarzda resme ilgi artmış ve yabancı saraylardaki gibi bir koleksiyon oluşturma isteği hâsıl olmuştur. Her zaman sanatla ilgili olan padişahların resme olan ilgisinde olan bu artış hiç de garipsenecek bir olay değildir. Sultan Abdülaziz ve Halife Abdülmecit’in doğrudan resim sanatı ile uğraşmaları da bunun bir göstergesidir. Bu ilginin farkında olan Batının da doğuya olan merakı güzel bir etkileşimi beraberinde getirmiştir. Özellikle Kırım Savaşı’ndan sonra Osmanlı’ya ve doğuya merak artmış, birçok sanatçı mistik gördükleri bu şehirleri keşfetmek üzere seyahatlere çıkmıştır.

 

Bu kapsamda 18.yüzyılın sonlarından itibaren İstanbul’a gelen batılı ressamların geliş amaçlarını gruba ayırabiliriz. Birinci grup diplomatik ilişkilerin hız kazanması sonucu açılan elçiliklerdir. Kültürel alışverişe aracılık eden elçilikler sayesinde birçok resim saraya hediye edilmiş ve sanatçıları da huzura takdim edilmiştir. İkinci grup sarayın kendi isteği üzerine satın aldığı tablolar ve bunların sanatçılarıdır. Üçüncü grup kendi istekleri ile doğunun cazibesini merak edip keşfe çıkan gezgin ressamlardır. Dördüncü grup ise Batı’dan sipariş üzerine gelip, geçici olarak istenilen konuları çalışan ünlü ressamlardır. Her ne amaç ile olursa olsun gelen bu yabancı ressamlar ile Türk Resim sanatı bir sonraki seviyeye taşınmıştır.

 

Ivan Ayvazovski, Jean-Leon Gerome, Pierre Guillemet, Alberto Pasini, Adolf Kaufmann, Georges Washington, Victor Huguet, Stanislaw Chlebowski, Fausto Zonaro Osmanlı topraklarına izini bırakmış ünlü ressamlar arasındadır. Osmanlı şehirlerinin kimliğini yansıtan resimler, portreler, tarihi konular, oryantalist resimler gibi birçok eser ile bir dönemin sesi olmuşlardır. Her birinin farklı hikâyeleri olmuş, farklı katkıları ile Osmanlı sanat anlayışı gelişmiştir.

 

İstanbul’a ilk gezisini 1854 yılında yapan Gerome bu isimler arasında önemli bir tutar. Yetiştirdiği yerli öğrenciler modern Türk Resim sanatının öncüleri olmuş, saray koleksiyonlarının oluşumunu sağlamıştır. Sultan Abdülaziz’in yaver ressamlarından olan Şeker Ahmet Paşa ile beraber Goupil Galerisi’nden alınan tablolar ile Dolmabahçe Sarayı’nda ilk tablo koleksiyonu oluşturulmuştur.

 

Stanislaw Chlebowski, Guillemet ve Luigi Acquarone gibi saray için resim yapan ressamlar sayesinde de koleksiyon büyük zenginlik kazanmıştır. Padişah ve hanedan portreleri ile tarihi konularda yapılan savaş resimleri sarayın duvarlarını süslemiştir. Savaş kahramanlıklarını yansıtan çok figürlü kompozisyonların oluşturduğu epik temalı tablolar bu grubun zenginliğini ortaya koymaktadır. Chlebowski’ye sarayın bir dairesi çalışma atölyesi olarak verilmiş ve eserleri üçüncü derece mecidiye nişanı ile ödüllendirilmiştir.

 

 

(Stanislaw Chlebowski-Varna Savaşı)

 

İlk kez 1845 tarihinde İstanbul’a gelen Ayvazovski, beğendiği bu şehre birçok sefer gelerek saray için otuzu aşan resim yapmıştır. Deniz ve donanma resimleri ile tanınan Rus sanatçı, başta İstanbul olmak üzere Trabzon, Çeşme, Sinop gibi liman şehirlerinin de manzara resimlerini yapmıştır. Bugün onun tabloları sayesinde 19.yüzyıl İstanbul’unu gün batımları eşliğinde yaşayabilmekteyiz. Sultan Abdülaziz’in ve II. Abdülhamit’in portrelerini de yapmış olan sanatçı Mecidiye Nişanı ile ödüllendirilmiştir.

 

 

(Ivan Ayvazovski – Ay Işığında Galata Kulesi)

 

İstanbul’a kendi macerasını yaşamak için gelen ressamlardan olan Zonaro, Ertuğrul Süvari Alayı’nın Galata Köprüsü’nden Geçişi adlı tablosu sayesinde saray ressamlığına kadar yükselmiştir. Süvari Alayı’nın geçişini gördükten sonra merakını çeken bu sahneyi her Cuma günü izleyip, çalışmış ve kendisi ile eşini de resme konu etmiştir. Doğayı ve yakından tanıklık ettiği saray hayatını gerçekçi bir biçimde resimlerine yansıtmıştır. II. Abdülhamit’in tahtan indirilmesine kadar görevini sürdüren sanatçı, İstanbul’un farklı köşelerini çizerek tarihe kayıt düşmüştür. Özellikle II. Mehmet’in hayatına ilişkin çizdiği bol komposizyonlu fetih resimleri dikkat çekmektedir.

 

 

(Fausto Zonaro- Ertuğrul Süvari Alayı’nın Galata Köprüsü’nden Geçişi)

 

Doğunun cazibesine kapılıp, macera dolu şehirlerin keşfine çıkan gezginlerin gördüklerine kattıkları düşsel anlatımlar ile oluşan Oryantalist resimler de koleksiyonlarda önemli bir yer tutar.  Fransız ressam Eugene Fromentin doğu dünyasın farklı bir şekilde yansıtan ressamlar arasındadır. Arap Süvarileri, Nil Kıyısı tablolarında mimari ve figürlü komposizyonları doğu manzaralarını gözler önüne sermektedir. Bir diğer Fransız ressam Victor Huguet’de Cezayir, Mısır, İstanbul gibi doğunun cazibesi şehirleri tuvaline yansıtmıştır. Fromentin gibi süvariler ve bedeviler temalarını işlemiştir. Georges Washington ise Arap Süvariler temasını en çok işlemiş olan ressamdır.

 

 

(Eugene Fromentin-Arap Süvariler)

 

Yabancı ressamların tuvallerine yansıyan İstanbul ve kent görünümleri şehir tarihine bakışımızdan önemli bir kaynak tutmaktadır. Barbizon ekolünden bir peyzaj ressamı olan Felix Ziem, İstanbul’un canlı görünümleri, mimari, Haliç suları, kayıklar, insanlar ve kıyafetlerini eserlerinde işlemiştir. Denizden resmettiği Yeni Camii tablosunda deniz manzarası dışında mimari detaylar da dikkat çekmektedir. 1890- 1901 yılları arasında İstanbul’da yaşamış olan Fransız ressam Bardin’in eserleri de dönemin kentsel belleğini ortaya koymaktadır.

 

 

 (Felix Ziem)

 

19.yüzyıl Osmanlı Sarayına ve payitahtına damgalarını vuran bu yabancı ressamların eserleri, değişen bir dönemin yüzü olmuşlardır. Saraydan başlayarak şehirlere yayılan bu değişim rüzgârı Batıyı da etkisi altına alarak kültürel etkileşimi beraberinde getirmiştir. Gerek sarayın isteği doğrultusunda gerek de kendi macera arayışları çerçevesinde İstanbul’a gelen bu seyyah ressamlar Türk resim sanatına zengin bir miras bırakmışlardır.

 

Kaynakça:

Gianni Caffiero-Ivan Samarine, Işık Su ve Gökyüzü Ivan Aivazovsky Resimleri, İnkılap Kitapevi,  İstanbul,2012.

Gülsen Sevinç Kaya, Milli Saraylar Tablo Koleksiyonu, Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı Yayını, İstanbul, 2019.

Zeynep İnankur, Oryantalistlerin İstanbul'u, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2002.

Belgin Demirsar Arlı, Oryantalizmden Çağdaş Türk Resmine, Toprakbank, İstanbul, 2000.

Osmanlı Saray Ressamı Fausto Zonaro, Osman Öndeş-Erol Makzume, YKY, İstanbul, 2003.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN