• Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”

YAZARLARIMIZ

Öznur Kısar
Öznur Kısar
Eklenme Tarihi: 26 Mart 2021, Cuma 07:13 - Son Güncelleme: 26 Mart 2021 Cuma, 07:13
Font1 Font2 Font3 Font4
Saklandığımız Bahçe, Çocukluğumuz

 

İnsan neden çiçekler veya bitkilerle yakınlık kurar? Toprağa olan meylimiz nedendir? Toprakta ekip biçtiğimiz çiçeklerin, fidanların, meyvelerin, sebzelerin, yeşerip neşv ü nemâ bulması neden ruhlarımızı bu denli kanatlandırır? Belki toprağın ana vatanımız olması, sılaya dönüşümüz, toprakla buluşma esnasında ruhumuzun gerçek mutluluğu, sükuneti bulmasında saklıdır kim bilir? 

 

Dedem rahmetli bir ceviz, iki ayva, iki dut, bir erik ağacını müstakil evimizin bahçesine hangi duygular ile dikmişti? Dut ağacının biri neredeyse tüm mahalleye yetecek kadar dut verir. Erik ağacı eriklerden dalları taşıyamayacak olur da babam ona çoğu kez destek yapar. Ayva ağacı bir çiçek açar ki; genç kızken hep o şarkıyı söylerdi dilim. “Ayva çiçek açmış yaz mı gelecek? Gönül bu sevdadan vaz mı geçecek? ” Bir de hanımeli var ondan kalan. Ayva ağacına tutundu yıllarca. O kokusu sizi divâne eder de; farkında olmazsınız. 

 

Henüz on yedi yaşlarında bir genç kız iken gurbette yaşayan rahmetli ablacığımı ziyarete gittiğimde;  dönüş yolculuğunda yanımdan ayırmadığım bahçe sarmaşığını anmasam gönül koyar vallahi. On yedi yaşında bir genç kız yolcu koltuğunda cam kavanoz içinde  çantasının bir kenarında bir sarmaşığı nasıl bir ünsiyetle korur, kollar, taşır saatlerce? Şimdi hala aynı sarmaşık o  vefanın karşılığı olarak  canlılığını koruyordur belki…

 

On – onbir yaşlarında sanıyorum babamın teyzelerinden birini ziyaret ederdik hafta sonları. Taş evin merdivenlerini çıkıp eve girer girmez misafir odasının tavanını  çevreleyen o olağanüstü çiçek çocukluğumun kokusudur adeta. Mum çiçeği; bembeyaz rengi, kokusu ve baldan tatlı öz suyu ile aklımı başımdan alırdı. Bir çocuk olarak ne ara o kadar kalabalıkta,  onca insana rağmen o öz suyunu tattım da sevdim bilemiyorum.

 

 Annem, cici annem, Kur’an meclislerine giderdi. Dönüşte buram buram gül suyu kokusu ile koltuk altlarına sıkıştırdıkları Yasin cüzleri, peçeteye sarılı bir poğaça veya bir dilim kek ile, o evin çiçeklerinden birinden alınmış küçük bir dal eve dönmüş olurlardı. Eve gelen çiçek itina ile çillendirilip, tutturulur, sonra günlerce sohbeti edilirdi;  acaba hangi renk açar çiçeği, tutar mı, büyür mü, sevdi mi yerini? Cam güzelleri vardı mesela. Her biri  yan yana dizilir, eksik rengi mutlaka ne yapıp edilir, tamamlanırdı. Ciciannemin ise sardunyaları… Onların da belli renkleri nadir bulunurdu. O yaşımda bu ayrıntıları bilirdim. Sohbetlerimizin en tatlı anlarını işte bu  çiçek sohbetleri alırdı.

 

Annem hala menekşelerin farklı renklerini arar; katmerli, katmersiz, iki renkli açanlar… Bir kere katmerli çiçek her daim kıymetlidir. İki renkli olan da nadir bulunur. Bir de memlekete gittiğimizde her evde bulunan on bir ay çiçeği var ki. Bu çiçek tam on bir ay boyunca açar. Geçen Cuma günü, Fındıkzade  pazarında  bulduğunu nasıl heyecanla anlatıyordu annem telefonda bir bilseniz.

 

Çiçekler bizi nereden nereye götürür, nerde yaşatır, nereye taşır, bilinmez ama beni  çocukluk bahçemde tuttuğu aşikar. Eskişehir’deki yeğenimden alıp çoğalttığım  telgraf çiçeğini belki son bir yılda onlarca arkadaşıma hediye ettim. Çiçekle hiç ilgisi olmayanların bile çok mutlu olduklarına şahid oldum. Çiçek çoğaltıp, hediye etmek insana en iyi gelen alışkanlıklardan olmalı. Yapı marketlerin, çiçek satılan koruların, fidanlıkların bu denli çok olmadığı zamanlarda çiçek alışverişi genel olarak bu şekilde yapılagelirdi. İnsanlar birbirlerine hangi çiçeği hangi komşusundan, arkadaşından aldığını, ne kadar büyüdüğünü anlatırdı tatlı tatlı.

 

Şimdilerde hiç görmediğimiz, dokunmadığımız kokusunu bilmediğimiz bir  çiçeği yakınımıza, arkadaşımıza tek bir tuşla  gönderir olduk. Hiç değilse mahalle çiçekçisinden kendi el yazımızı içeren bir notla gitmesi inceliğini yeniden hatırlasak daha zarif olmaz mı? Çiçeğiniz ile birlikte belki o not kokunuzu, parmak izinizi taşır vardığı yere…


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


Saklandığımız Bahçe, Çocukluğumuz Yazısına 1 Yorum Yapıldı

BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN