• İdeali Olan İnsanlar İddialı Olmalıdır
    İdeali Olan İnsanlar İddialı Olmalıdır
  • Aydil Erol: “Dostların Hasını Gördüm”
    Aydil Erol: “Dostların Hasını Gördüm”
  • İstanbul’un En Büyük Kütüphanesi Rami’de Açılıyor
    İstanbul’un En Büyük Kütüphanesi Rami’de Açılıyor
  • Nâzım Tektaş ile Mülakat
    Nâzım Tektaş ile Mülakat
  • Muaz Ergü’nün Mehmet Nuri Yardım ile Mülakatı
    Muaz Ergü’nün Mehmet Nuri Yardım ile Mülakatı
  • Ahmet Efe: “Sanatta Asıl olan İnançtır”
    Ahmet Efe: “Sanatta Asıl olan İnançtır”
  • Hüseyin Kutlu: “Yazı Sanatımıza Ciddi Bir Alaka Var”
    Hüseyin Kutlu: “Yazı Sanatımıza Ciddi Bir Alaka Var”
  • İttihadı İslam, Meşveretle Olacaktır
    İttihadı İslam, Meşveretle Olacaktır
  • İhsan Kurt ile Mülakat  
    İhsan Kurt ile Mülakat  
  • Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
    Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)

YAZARLARIMIZ

Büşra Cansız
Büşra Cansız
Eklenme Tarihi: 17 Haziran 2021, Perşembe 01:50 - Son Güncelleme: 17 Haziran 2021 Perşembe, 01:50
Font1 Font2 Font3 Font4
Resimlerin de Dili Var

 

Tuvallerin geçmişe açılan renkleridir resimler. Bembeyaz bir tuval üzerine yüzyıllar boyunca etkisi sürecek fırça darbeleri işler ressamlar. Bazen gördükleridir yansıttıkları bazen görmeyi ümit ettikleri. Kalplerden geçen sesler, resimler ile dile gelir. Bizler ise bu seslere kulak vermeye, dile gelenleri anlamaya daha soyut mânâda hissetmeye çalışırız.

 

Resimlerin de dili var derken afaki bir söz ettiğimi düşünmeyin sakın. Bir tablonun karşısına geçip, dikkatle ve hissiyatla onu incelemeniz kâfi. Hele de bazı resimler vardır ki sizleri bu zamandan alır bambaşka zaman ve diyarlara sürükler. Resimlerin sesine kulak vererek kısa bir yolculuk yapmaya ne dersiniz?

 

Rüyalar şehri İstanbul her ressamın rengârenk hallere büründürüp işlediği bir konu olmuştur. İstanbul aşkı ile onu bambaşka bir gözle görüp tuvallerine yansıtan Amedeo Preziosi’nin resimleri yolculuğumuzun ilk durağı olsun.

 

 

Kalabalık ve sıcak bir İstanbul sabahına merhaba diyordu sanki bu resim. İnsanlar serinlemek istercesine ağaçların gölgesine sığınmış. Çeşme başları susamışlıklarını dindirmek isteyenlerce dolup taşıyor. Seyyar satıcılar bugünün nasibi ne kadar olur acaba diyerekten satış derdinde. Çocuklar ise tamamen kendi hallerinde, oyunlarının içinde ortamın keyfini çıkartıyor. Eee böyle bir ortam musikisiz olur mu hiç! Bir abimiz almış eline sazını keyifli bir İstanbul türküsü yakmakta…

 

“Yangın olur biz yangına gideriz

Düz ovada keklik gibi sekeriz

Yokuşlarda şahin gibi uçarız…”

 

Arkada boylu boyunca Hisar manzarası uzanıyor. İstanbul bütün güzelliği ile karşımızda. Manzarayı seyr-ü sefa eden gençler hayallere dalmış gidiyor. “Acaba Leyla da beni düşünüyor mudur?” “Bu sefer kesinlikle Saraya davet edileceğim…”

 

Faytoncular bu sefa ne zaman biter de evimize döneriz derdinde. Hayvanlar ise sıcaktan mayışmış, fırsat bu fırsat dinlenelim diyorlar. Eee manzara herkese romantik gelecek değil ya!

 

Üsküdarlı ressam Hoca Ali Rıza’nın penceresinden eski Osmanlı sokaklarına ve köylerine bakalım biraz da. Uçsuz bucaksız yeşilliğin ve maviliğin etrafı sardığı bir köy burası. İki katlı, bol pencereli, rengârenk evleri bulunmakta. Samimiyet, huzur ve sıcaklık kokan bu evler bugün en büyük özlemimiz. Sokağından gelen çocuk seslerini ve gülüşlerini duyuyorsunuz değil mi? “Hadi Ali sıra sende, çabuk ol!” “Mızıkçılık yapma Emir daha vaktim var.”

 

 

Caminin etrafında şekillenen evler ile oluşan mahalle düzenini bir kez daha gözler önüne seriyor tablo. Ortasından dere geçen, küçük tahta köprülü bir köy burası. Eski mahallelerin olmazsa olmazı çeşmesi de bulunmakta. Çeşmeden suyunu taşıyan, inekten sütünü sağan kadınlar. Kapı önüne kurulmuş, gelen geçen ile koyu sohbetlere tutuşan amcalar. Ağaçların gölgesinden serinleyen gençler. Pencereden çocuklarını çağıran anneler. Ne güzel bir mahalle dediğinizi duyar gibiyim. Tablo adeta özlem kokuyordu, güzel günlere özlem…

 

Biraz da kayık sefalarına ortak olalım. Leonardo de Mango’nun, İstanbul’un gündelik yaşamından kesitler sunan tabloları adeta maziyi film gibi canlandırıyor gözümüzde. Bu resme bakarken “Çek kayıkçı kürekleri!” sesini duyar gibiyiz. İstanbul’un Boğaziçi sahil köylerinin vazgeçilmez eğlencesi olan kayık sefalarına kim katılmak istemez ki… Balık tutanlar, denize girenler veya üzerinde gezmek suretiyle anın tadını çıkartanlar. Boğaziçi’nin herkese sunduğu keyif başka. İstanbul bambaşka…

 

 

Halil Paşa’nın tablosuna bakalım biraz da. İstanbul masalını evinden seyreden bir kadının hikâyesi bu resim adeta. Benim gibi bu tabloda kendini görenler muhakkak olacaktır. Rengârenk çiçekler içinden gelen mis gibi kokular burnunuzda tütmeye başladı mı? Elinde dürbünü, karşısında deniz manzarası, önünde kahvesi ile herkesi imrendirecek bir anı yaşayan bu kadını kıskanmadık değil. İnsana huzur veren bir yanı var bu tablonun. “Naciye, kurabiyeler olduysa gel artık birazdan saltanat kayıkları geçmeye başlayacak.” diyerek tamamlamak istiyorum ben bu hikâyenin görünmeyen yüzünü.

 

 

Sizlerde resimlerin diline kulak verip, hikâyelerini dinlemeye başlamışsınızdır umarım. O zaman, bu resimler size neler fısıldıyor?

 

 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN