• Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”

YAZARLARIMIZ

Hülya Günay
Hülya Günay
Eklenme Tarihi: 30 Kasım 2020, Pazartesi 22:07 - Son Güncelleme: 30 Kasım 2020 Pazartesi, 22:07
Font1 Font2 Font3 Font4
Posta Pulunun Cazibesi

 

 

İlk öğrencilik yıllarım, posta pulunun cazibesine kapıldığımız zamanlarda geçti. Posta pulu ile gelen her şeyi severdik eskiden. Rengârenk zarflar, içinden çıkan çiçek desenli, kuşlu, kalpli, böcekli mektup kâğıtları. Zarfı açınca bir başka diyardan, uzakları yakın eden, özlediğimiz koku, sevdiklerimizin dokunuşları. Yılbaşı, bayram kartpostalları için özel alışveriş planları yapıp, okul çıkışı arkadaşlarımızla kurulan kartpostal çarşısına dalmak unutulmaz hatıralarımın başında gelir.

 

Simli, simsiz kartpostallar, mektup kâğıtları, zarflar… O ışıltı, o çeşitlilik bizi içine çekerdi adeta. Manzara,  kardan adam, çeşit çeşit çiçek baskıları, başka başka dünyalara akıp gitmekti. Kimi zaman Heidi’nin dağlarında, kimi zaman bir Yeşilçam Sineması’nın İstanbul’unda. Cazibe merkezi İstanbul kartpostallara da damgasını vururdu. İstanbul kartpostalları, hangi şehirde yaşarsanız yaşayın hep özel, çekiciydi.

 

Kartpostal dünyasında kendimizden geçmişken havanın karardığını akşam ezanı hatırlatırdı. Kartpostal çarşısından çıkınca kararan hava ile birlikte gökyüzünün romantik pembemsi halleri, yerlerde karların hışırtısı, bir de lapa lapa kar yağışına denk getirdiğiniz vakit neşenin, coşkunun tarifi mümkün değildir. Dışarının ahengine kapılmışken, biriktirdiğimiz harçlıklar ile kime ne kart atacağımızı düşünür, çantadaki kartpostalların sıcaklığı kar buzda bizi ısıtmaya yeterdi. Bir de kestane alacak paramız kaldıysa bir öğrenci daha ne isteyebilir diki?

 

Bir kâğıt parçasına, kartpostala birkaç cümlecikte tepeden tırnağa hissiyat yüklüyorduk. Kalpten kalplere köprüler kuruyorduk. Kart atacak birilerinin varlığı, onlara düşüncelerini aktarmak, masanın başına geçip, eline kalemi almak harika bir duyguydu. Ertesi gün okula gitmeden postanenin yolunu tutmak da keyifliydi. Telefonla bile olsa aldığım o mutlu geri dönüşler, yaz tatillerinde gidince gönderdiğim kartpostalların çerçevelenip evlere asılmış olduğunu görmek, değerin tanımı olmalıydı.  Çocukluk yıllarımızda hemen her evde prizlerin kenarında, koridorda aynaların kenarında bir kartpostal görmeniz mümkündü.

 

Günümüze gelince, halen özel bir kutuda sakladığım kartpostallar, mektuplar vardır. Şu anda nerde, ne yaptığını bilemediğim iletişimin bir şekilde koptuğu arkadaşlarımın yirmi yıllık mektupları kıymetlilerim arasında itina ile muhafaza ediliyor.

 

Yıllar içinde, kartpostal yerini özel gün kartlarına bıraktı. Mektup, duygularımızın vazgeçilmez lisanı olarak hayatımızın odağında olmaya devam etti. Kendimizi en iyi ifade ettiğimiz, sığındığımız bir liman gibi. Başka hiçbir iletişim tekniği öz benliğini, hislerini mektup kadar ortaya dökemezdi.

 

Bizler bu mutlulukları yaşadık, yaşatmak da borcumuzdur. Bir sene çevremdeki arkadaşlarımın çocuklarının listesini yapıp, hepsine ayrı ayrı kartpostal göndermiştim. Okuma yazma bilmeyenler heyecanla okumayı öğreneceği günü beklerken, ne yazıyor diye annesinden okumasını istediler. O gün için okuyamadı, dinlediler. Ama bir gün çocukluk hatırası olarak eşyalarının arasında bir kartpostal olacaktı. Annesinin çocukluğunda olduğu gibi odasında prizin kenarına takanlar da oldu.

 

Hayatı evlere sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde,  evde canımız da oldukça sıkılmışken, sevdiklerimize mektuplar yazmaya, kartpostallar göndermeye ne dersiniz?  Uzaktan eğitim, pandemi sürecinin hasarları, çocuklarda bırakacağı etkileri tartışmak kadar; yetişkinler de dâhil olmak üzere, özellikle çocuklara küçücük dokunuşlar ile sosyalleşme adımları atmak, kadim iletişim araçlarını tevarüs ettirmek şifa gibi gelecektir.

 

İnsana değer vermek bir sanattır. İlgi, hediyeleşmek, beklenmedik zamanlarda yapılan küçücük sürprizler içinde çok büyük mutluluklar barındırır. Bir insanın hatıralarında bıraktığınız kalıcı iz, siz farkında olmasanız da adınıza diktiğiniz bir anıttır.

 

Sevgi ile kalın…


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


Posta Pulunun Cazibesi Yazısına 1 Yorum Yapıldı

BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN