• Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”

YAZARLARIMIZ

Büşra Cansız
Büşra Cansız
Eklenme Tarihi: 25 Ocak 2021, Pazartesi 08:25 - Son Güncelleme: 25 Ocak 2021 Pazartesi, 08:30
Font1 Font2 Font3 Font4
Osmanlı’nın Değişen Yüzünün Adı: Abdülmecid Efendi

 

 

Osmanlı Devleti’nin son halifesi ve son veliahttı olan Abdülmecid Efendi, Sultan Abdülaziz’in Hayranıdil Kadın’dan olan oğludur. 1868 yılında dünyaya gelen son halife yaşantısı ile sıra dışı bir hanedan üyesi olarak karşımıza çıkar. Bu sıra dışılığın başında ressam kişiliği gelir. Babası gibi sanata olan ilgisi onu Türk resim sanatında önemli bir yere getirmiştir. Diğer sultanlar gibi hobi düzeyinde kalmayan bu ilgi akademik bir eğitime ve mesleğe dönüşmüştür.

 

Fransızca, Almanca, Arapça ve Farsça bilen Abdülmecid Efendi, Zonaro’dan resim dersleri almıştır. Batı tarzı aldığı eğitimle ve bunu resimlerine yansıtışıyla Osmanlı’nın değişen yüzünün adı olmuştur. Batının yeniliklerine açık olan ve bunu hayatına yansıtan ancak İslami geleneklerine de bağlı kalan bir Osmanlı aydını olarak yetişmiştir.

 

II. Meşrutiyet’in ilanına kadar kapalı bir yaşam sürdüren ve siyasetten uzak kalan Abdülmecid Efendi vaktini resme, tarihe ve fotoğrafa ayırmıştı. Bu alanlarda uzmanlaşacak düzeyde dönemin ünlü isimlerinden eğitim alarak, Osmanlı’nın değişim sürecini uzaktan takip etmiştir. Bu izlenimlerini tuvallerine yansıtarak sürece olan tepkilerini de açığa vurmuştur. Özellikle siyasi ve tarihi olaylara gönderme yapan eserleri dikkat çekmektedir. Bu tabloların önünde çekildiği fotoğraflar ise fikriyatını ortaya koyan kanıtlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

 

Prince Medjid ve Abdülmecid imzaları ile eserlerine not düşen Abdülmecid Efendi; portre, natürmort, figürlü kompozisyon, manzara çalışmaları ile her alandan eser vermeye çalışmıştır. At ve köpek figürlerini oldukça fazla işleyişi dikkatleri çeker. Biniciliğe ve atlara olan ilgisini gözler önüne seren bu tablolar, yağlıboya tekniğinde de ne kadar iyi olduğunu göstermektedir. İşlediği diğer bir konu da saray yaşantısı ve üyeleridir. Eşi Şehsuvar Başkadın Efendi, kızı Dürrüşehvar Sultan ve oğlu Ömer Faruk Efendi’yi model olarak farklı durumlarda resmetmiştir.

 

 

Çalıştığı figüratif eserlerinde teknik dışında kültürel öğeler de dikkat çekmektedir. Kızını ve oğlunu ele alış biçiminde Batı kültürüne olan ilgisi ve bunu nasıl hayatlarına yansıttığı görülmektedir. Dürrüşehvar Sultan’ın elinde kitap tuttuğu, ceketli ve kısa elbiseli portresi Batılı bir kadın görünümü vermektedir. Yine oğlu Ömer Faruk Efendi’yi çizdiği resimlerde Batılı kıyafetler ve saç tarzı dikkat çekmektedir.

 

Sanatçının siyasi göndermeler içeren ve fotoğraf tekniğinden yararlandığı eserleri ise ayrı bir yönünü ortaya çıkarmaktadır. Bunların başında “Sultan II. Abdülhamid’in Hali” tablosu gelir. Abdülhamid’i tahtan indirmek için gelen beş kişilik heyeti model olarak kullanıp Yıldız Sarayı Küçük Mabeyn Dairesi’nde olayı aynı şekilde kurgulayarak fotoğraflarını çekmiştir. Bu durum onu kapalı bir ortamda büyüten Sultan II. Abdülhamid’e tepkisi ve karara karşı duyduğu memnuniyetin göstergesidir.

 

 

Figürlü kompozisyon ve mimari detayları bir arada kullandığı “Yalı Önünde Kadınlar” tablosu da oldukça kayda değerdir. Renkli bir üslupla çalıştığı ve saraylı kadınları dönemsel kıyafetleri ile betimlediği eseri, son dönem Osmanlı’sında günlük yaşantının gösterimi olarak önemlidir.

 

Türk ressamlara verdiği destek ve kurduğu ilişkiler ile de edebi ve sanat hayatında kendine önemli bir yer edinmiştir. Özellikle 1914 Kuşağı ile olan yakın ilişkisi resim sanatını hayatının merkezine aldığının bir göstergesidir. Abdülhak Hamit Tarhan, Tevfik Fikret, Pierre Loti gibi edebi camiadan dostları; Avni Lifij, İbrahim Çallı, Şevket Dağ gibi sanat camiasından dostları bulunmaktaydı.

 

1916 tarihinde ilki gerçekleşen ve gelenekselleşen Galatasaray Sergilerine destek olan ve sonraki yıllarda eserleri ile de katılan Abdülmecid Efendi’nin sanat camiasına hamilik yaptığını görürüz. Türk ressamlar tarafından Avrupa’da açılan ilk sergi olan 1918 Viyana Sergisi’ne de Otoportre, I. Selim, Harem’de Goethe, Harem’de Beethoven adlı eserleriyle katılmıştır. Harem tabloları Batılılaşmanın sarayı nasıl etkilediğinin göstergesi olarak önem arz eder.

 

 

Otoportresini çalıştığı ve kendisiyle beraber aile üyelerini tasvir ettiği eserler de görürüz. “Tarih Dersi” tablosu bu noktada ilginç bir örnektir. Kitapların ve haritanın yer aldığı bir masa başında kızı ve oğluyla beraber kendini resmeder. Ömer Faruk Efendi’nin elinin haritayı göstermesi Balkan Savaşlarında yaşanan toprak kayıplarına bir göndermedir.

 

Halifelik görevine geldikten sonra da resim yapmaya devam eden Abdülmecid Efendi çarşamba günlerini resme ayırarak Dolmabahçe Sarayı’ndaki resim odasında çalışmalarını sürdürmüştür. Bu odada kullandığı boyalar, fırçalar, eskiz defterleri, boya masası muhafaza edilerek Milli Saraylar Resim Müzesi’nde sergilenmektedir.

 

3 Mart 1924 tarihinde halifeliğin kaldırılmasıyla tüm Osmanlı hanedan üyelerinin yurtdışına sürgün kararı gereği Abdülmecid Efendi de önce İsveç’e sonra Fransa’ya yerleşmiştir. Paris’te resim çalışmalarına devam ederek bu uğraşını bir meslek olarak hayatına almıştır. 23 Ağustos 1944 yılında Paris’te vefat eden son halife Abdülmecid Efendi, vatanına gömülme arzusuna rağmen yasak gereği Medine’ye defnedilmiştir.

 

Batı kültürünü benimseyen, buna rağmen Osmanlı geleneklerine bağlı kalan Halife’nin kişiliğini resimleri sayesinde analiz edebilmekteyiz. Osmanlı Devleti’nin yıkılma sürecinde değişen bir dönemin yüzü olarak karşımıza çıkan Abdülmecid Efendi, bilinen Halife imajının oldukça dışında bir karakter olarak dikkat çekmiştir.

 

 

 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN