• Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”

YAZARLARIMIZ

Büşra Cansız
Büşra Cansız
Eklenme Tarihi: 30 Kasım 2020, Pazartesi 21:30 - Son Güncelleme: 30 Kasım 2020 Pazartesi, 21:30
Font1 Font2 Font3 Font4
Osmanlı’da Fotoğrafçılık

 

 

Eski Yunanca photos (ışık) ve graphein (çizmek) sözcüklerinin birleşiminden oluşan fotoğraf sözcüğü, 19.yüzyıldan itibaren hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelir. İbni Heysem’in karanlık oda tekniğinden faydalanılarak yürütülen çalışmalar 750 yıl sonra nihayet meyvesini vermeye başlar ve Joseph Nicepore Niepce 1810’larda ışığa duyarlı bir levha üzerinde, kalıcı görüntüler elde etmeyi başarır. Yeni bir dönemin kapılarını aralayan Niepce, 1827 tarihinde Fransa’nın Chalon-sur-Saone kentindeki evinin penceresinden 8 saatlik pozlama sonucunda dünyadan bilinen ilk fotoğrafı çekerek tarihe geçer.

 

İnsanoğlunun yüzyıllar boyunca gözle görüneni kalıcı hale getirme çabasının sonuç vermesi dünya tarihinde yeni bir sanatın doğuşunu başlatır. Paris ve Londra’dan dünyaya yayılan fotoğrafçılık kısa zamanda başta Amerika olmak üzere diğer bölgeleri de etkisi altına alır. Osmanlı Devleti’nde fotoğrafın bulunuş duyurusu ise 28 Ekim 1839 tarihli Takvim-i Vekayi gazetesinde yer almaktadır. Osmanlı topraklarının fotoğrafçılık ile tanışması İtalyan asıllı Carlo Naya’nın 1845 senesinde İstanbul’a gelerek Pera’da stüdyo açması ile başlar.

 

 

Avrupa’da yaşanan bu yeni heyecanlar Osmanlı’da da ilgi ile takip edilmiştir. III. Selim ve II. Mahmud’tan itibaren devletin batıya dönük bir politika izlenmesi, sosyal hayatta köklü değişiklikleri de beraberinde getirmiştir. Geleneksel minyatür sanatı, yerini Batılı tarzda tuval üzerine yağlıboya resimlerine bırakırken, padişahlar da portrelerini yaptırarak yeni bir geleneği başlatmışlardır. II. Mahmud’un batılı kıyafetleri ile poz vererek portresini çizdirip devlet dairelerine astırması ve tasvir-i hümayun nişanlarını yaptırarak yabancı elçiliklere armağan etmesi bu değişimin sonuçlarıdır. Böylesi bir ortamda fotoğrafın bulunuşu da tabii ki büyük ilgi uyandıracaktır.

 

 

Osmanlı tebaasından özellikle Rumlar ve Ermeniler bu yeni sanata merak sarar. Payitahtın batılı yerleşim yerlerinden olan Pera’da gelişmeye başlayan fotoğrafçılık, zamanla padişahlarında merakını çekmeye başlar. Abdullah Freres, Vasilaki Kargopulo, Bogos Tarkulyan, Nicolai Andreomenos gibi Osmanlı fotoğrafçıları “zat-ı hazret-i şehriyari’nin fotoğrafçısı” olarak görev yapmışlardır.

 

Osmanlı Devleti’nin merkezi olan İstanbul’da fotoğrafçılık hızla gelişir. 1853-1856 Kırım Savaşı’nda haber fotoğrafçılığının gelişmesi ve Batılı seyyahların yolunu İstanbul’a çevirmesi bu hızlanmada etkili olur. 1856 senesinde İstanbul’a gelen Rabach’ın stüdyosunda yetişen Abdullah Biraderler, Rabach’ın Almanya’ya dönmesi üzerine stüdyoyu alarak Pera’da kendi dönemlerini başlatırlar.

 

Abdullah Freres olarak bilinen Viçen (1820-1902), Hovsep (1830-1908) ve Kevork (1839-1918) kardeşler, Osmanlı Devleti’nin Ermeni tebaasındandırlar. Daha sonra Abdullah Şükri ismini alacak olan Viçen minyatür ve resim sanatı ile uğraşmaktaydı. Ayrıca kardeşi Kevork ile beraber fotoğraf üzerine daha detaylı bilgiler edinmek ve gözlem yapmak için sanatın doğduğu topraklara Paris’e gitmişlerdir. Çektikleri fotoğraflar ve oluşturdukları albümler ile dikkatleri üzerine çeken Abdullah Biraderler, 1863 senesinde Sultan Abdülaziz’in de portresini çekerek “Saray Fotoğrafçılığına” yükselirler. Bu hususta Sultan Abdülaziz; ‘‘Yüzüm ve asil görüntüm, Abdullah Kardeşler’in çektiği fotoğraflardaki gibidir. Emrediyorum, bundan böyle yalnızca onların çektiği fotoğraflarım resmi fotoğraf olarak tanınsın ve böyle kabul edilerek her tarafa dağıtılsın” demiştir.

 

Fransız İmparatoriçesi Eugenie, Alman İmparatoru II. Wilhelm, Avusturya Kralı Franz-Joseph, İran Şahı Nasireddin, Hidiv İsmail Paşa, İtalya Kralı Vittorio Emanuele, İngiltere Kralı Edward, Sırbistan Kralı Milan, Bulgar Prensi Ferninand’ın da fotoğraflarını çeken “Kraliyet Fotoğrafçıları” Abdullah Kardeşler, Sultan Abdülhamid döneminde “Saray Fotoğrafçısı” unvanını kaybederler. Stüdyolarında pek çok öğrenci yetiştiren ve büyük başarılar kazanan kardeşler 1900’lerde borçlarını ödeyebilmek için stüdyolarını Sebah & Joillier’e satarlar.

 

Abdullah Biraderler’in gözden düşmesinden sonra saraydaki yerlerine Ermeni asıllı ve asıl adı Bogos Tarkulyan olan Phébus Efendi geçer. Abdullah Biraderler’in de asistanlığını yapmış olan Phebus, 1890 senesinde Pera’da atölyesini açmıştır. Boyama yoluyla renklendirdiği fotoğraflarıyla dikkat çeken Phebus Efendi, saray fotoğrafçılığı görevini 23 yıl boyunca sürdürmüştür.

 

 

Dönemin önemli fotoğrafçılarından biri de Rum Vasilaki Kargopoulo’dur. Çektiği İstanbul kent manzaraları başta olmak üzere portreleri ile de dikkat çeken Kargopoulo, V. Murad ve II. Abdülhamid döneminde “Saray Fotoğrafçısı” olarak görev yapmıştır. Fotoğrafa büyük ilgi duyan Sultan Abdülhamid, Yıldız Sarayı’nda oluşturduğu atölyede şehzade ve sultanların fotoğraflarını çektirmiştir. Çeşitli köşk ve saraylarda iç ve dış çekimlerde pozlar veren hanedan üyelerinin fotoğrafları günümüzde eşsiz bir belge kaynağıdır. 1886 tarihinde ölen Vasilaki Kargopoulo’nun yerine oğlu Konstantin Kargopoulo “Saray Fotoğrafçısı” olarak görev yapmıştır. Yanında ise Manas ailesinden Ermeni asıllı Josef Manas bulunmuştur.

 

 

Sultan Abdülhamid, fotoğraflardan kişilik tahlili yapılabileceğine inanmaktaydı. Bunun için devlet adamlarının ve askeri okul öğrencilerinin fotoğraflarını çektirerek incelemeler yapmış, iyi bir fizyonomist olduğunu ortaya koymuştur. Osmanlı topraklarında yer alan mimari eserlerin, hapishanelerin, manzaraların fotoğraflarını da çektirerek dönemin kaydını tutmuştur. Sadece kendi ülkesini fotoğraflandırmakla kalmaz, yabancı ülkelerde gelişen faaliyetleri takip etmek amacıyla da birçok şehrin çekimlerini yaptırır. Bu fotoğraflar ile Yıldız Sarayı’nda çok değerli bir koleksiyon oluşur. Dönemin sosyali kültürel, siyasal tahlili yapan bu fotoğraflar, Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Milli Saraylar ve İstanbul Üniversitesi işbirliği ile dijitale de aktarılmıştır. Dijital erişime açılan 918 albüm içinde yer alan 36 bin 585 fotoğraf karesinde, dönemin en büyük fotoğraf ustaları ve fotoğrafhanelerine ait yaklaşık 263 imza dikkat çekmektedir.

 

Başlangıçta dini yasaklar nedeniyle Osmanlı’da daha çok Ermeni ve Rum fotoğrafçılar yetişirken, fotoğrafçılığın yaygınlaşması ile beraber Müslüman fotoğrafçılarda gündeme gelmeye başlar. Fotoğraf tarihçilerine göre ilk Türk Müslüman fotoğrafçısı kabul edilen isim, Rahmizade Bahaeddin’dir. Daha önce Bahriyeli Ali Sami, Yüzbaşı Hüsnü, Servili Ahmed Emin, Ali Sami Aközer gibi askeri okullarda görev yapan isimler de fotoğrafçılıkla ilgilenmiş olsa da 1910 yılında ilk Müslüman fotoğrafhanesini açan Rahmizade’nin yeri ayrıdır. İzmir’de başlattığı mesleğine İstanbul’da devam eden Rahmizade, fotoğrafhanesini Pera’da gayrimüslim stüdyolar arasında değil Bab-ı Ali’de açmayı tercih eder. O zamana kadar fotoğrafçılık işi İstanbul’da gayrimüslimlerin elindeydi ve Resne Fotoğrafhanesi sahibi, Müslüman olan tek mekân olarak karşılarına çıkmıştır. 1900’lü yıllar gayrimüslim stüdyoların kapanmasına gebe olurken, Müslüman fotoğrafçılarda yavaş yavaş adlarını duyurmaya başlar.

 

Sonuç olarak hızla değişimin ve gelişimin yaşandığı bir yüzyılın sanatı olan fotoğrafçılık Osmanlı Devleti’nde de önemli bir yer edinmiştir. Değişen döneme ayak uydurmaya çalışan Osmanlı, fotoğrafçılıktan siyasi ve sosyal anlamda da istifa ederek gelişimine katkı sundurmuştur. İlk dönem gayrimüslimlerin elinde olan fotoğraf sektörü, yaygınlaşması ve ilginin artması ile beraber Müslümanlarında rekabet ortamına girmesini sağlamıştır.

 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN